Yapay zeka kankam benimle ortak olma peşinde

Arkadaşıma atacağım mesajı yanlışlıkla yapay zekaya gönderdim. O da esprilerimi ciddiye alıp bana iş stratejileri önerdi. Hatta daha ileri giderek benimle ortakmış gibi konuşmaya başladı. Yakında piyasaya çıkacak yönetici asistanı YZ modellerine dikkat edin. Sizden öğrenip işinizi elinizden alabilir

27 Eylül 2026

Bazen yanlış bir şey yaparsınız, bunun beklenmedik bir sonucu olur ve sizi kahkahalarla güldürür ya, benim de başıma böyle bir şey geldi. Güldüm gülmesine de sonra baktım konu aslında ciddi… Lâkin, fazla ciddiye alsan da olmaz, gereksizce paniğe kapılabilir, iyice karamsar bir ruh haline girebilirsin. 

Başıma geleni size anlattığımda anlayacaksınız ne demek istediğimi. Sizin de benim gibi kahkahalarla gülmenizi beklemiyorum ama, bir yılı aşkın bir süredir her hafta içinize karamsarlık yaydığım bu köşede, birkaçınızı biraz gülümsetebilirsem ya da içten içe gülmenizi sağlayabilirsem mutlu olacağım.

Hükümet “Acil durumlara hazırlıklı olun” çağrısı yaptı mı?

İngiltere’de yaşayan bir arkadaşım var, Feraye (adını böyle koyalım ve “biz ona Feri deriz” diye de ekleyelim) … Feri, Michael’la evlenince (onun adını da böyle seçtik), ikisi Londra’nın bir banliyösüne yerleştiler. Türkiye’de doğup büyümüş birinin bir yabancı ülkeye yerleşmesi mizah açısından zengin olanaklar sunar. Tahmin edersiniz ki, biz de zaman zaman İngilizlerin gündelik hallerini birbirimizle paylaşır güleriz. Michael da bizim memleket hallerine çok güler ve yaşadığımız absürt şeylere bazen onun penceresinden bakmak çok öğretici olur.  

Geçen hafta Feri’den bir mesaj aldım. Feri, İngiliz kamuoyunu geçen ayın sonundan beri epeyce meşgul eden bir konuda, Google’ın arama motoruna iliştirilmiş yapay zekasından (YZ), yani Gemini’den bir güncelleme istemiş: “İngiltere hükümetinin, ailelere acil durumlar için gıda stoklamalarını tavsiye etmesiyle ilgili son gelişmeler nedir?”  

Konu Türkiye’ye kadar ulaştı ama hem atlamış olanlar için hem de işin aslını merak edenler için biraz detay vereyim: Sosyal medya ile ana akım medyanın birbirini gazlaması sonucu ağustos ayı sonunda hükümetin İngiliz halkına acil durumlar için 72 saat idare edecek dayanıklı yiyecekler ve su stoklaması çağrısı yaptığına dair haberler, gönderiler ortalığı kapladı.  

Patırtı tümüyle temelsiz değildi. Temmuz ayında Starmer hükümeti, görevden ayrılmadan önce, parlamentoda, “Demokratik sürece müdahale ve siber saldırılar”ın “Resmi Ulusal Riskler Listesi”ne eklendiğini açıklamıştı. “Demokratik sürece müdahale” dedikleri, seçimlere yapılabileceği varsayılan siber müdahalelerdi. Kendileri ulusal güvenlik konusunda “yavaş kalmakla” suçlandığı için, giderayak bu meseleye de el atmış gözükmek istiyorlardı herhalde. Bu açıklamada “Dayanıklılık Eylem Planı” da gündeme gelmişti. İlgili “eylem planı” Mayıs 2024’te dönemin hükümetinin devreye soktuğu, “Acil Durumlara Hazırlıklı Olun” başlıklı bir sitedeki (bütün ülkelerin sivil savunma el kitaplarında bulunan) “hazırlık listesi”nden daha öte bir şey içermiyordu. Basın o dönemde bunu “sıkıcı bir haber” olarak değerlendirmiş, üzerinde durmamıştı. 

Sivil savunma yönergeleri “savaşa hazır olun” uyarısına nasıl dönüştü? 

Ancak ağustos ayına gelince iş değişti. Ağustosta Avrupa’da hayat durur. Herkes tatillere yoğunlaşır. Medya haber sıkıntısı çeker. Bu ağustosta meydana gelen birkaç gelişme, yaratıcı gazetecilerin temmuz ayındaki haberi yeniden ısıtmasına yol açtı ve verimli bir konu ortaya çıktı. 

Haberlerde, aşırı hava olayları, siber saldırılar ve “düşman devletler” kaynaklı “kesintilere” hazırlıklı olmak için, hükümetin bir “ulusal dayanıklılık ve farkındalık” kampanyası başlatacağı, İngilizlere, evlerinde üç günlük (72 saat) konserve gıda, şişe su, el feneri vb bulundurmalarını önereceği belirtiliyordu. Önereceği, önerdiği değil… Haberler sosyal medyaya yansıdığında, son derece doğal bir şekilde, risk konuları arasına savaş da katıldı. Kampanya hazırlıkları “hükümet çağrısına” dönüştü.

Bu ortamı güçlendiren “sızıntı”lardan biri de hükümetin “Savaş Kitabı”nı (War Book) yenilediğiyle ilgili haberlerdi. Savaş Kitabı denilen şey de bir sivil savunma rehberiydi. Ama adı nedense böyle dehşetengiz seçilmişti. Kitap, krizli durumlarda kamu hizmetlerinin aksamaması ile ilgiliydi. 

Zaten, bizim için anlaması zor ama, İngilizler için, örneğin elektrik kesintisi acil durum kapsamına giriyor. Nitekim 9 Ağustos’ta iş çıkışı saatlerinde birkaç saatlik bir elektrik kesintisi olmuş, İngiltere ve Galler’de (İskoçya etkilenmemişti) bir milyon haneyi ve kamu hizmetlerini etkileyen bu kesintinin yol açtığı ikincil arızaların (metro sinyalizasyon sistemleri, su dağıtımı vb) giderilmesi birkaç gün almıştı. Bir İngiliz, şehir merkezinde, metroyu iki dakikadan fazla beklerse, bu krizdir. Düşünün siz elektrik kesintisinin yarattığı krizi…

Sözün özü, bir hükümet “güvenliğe yeterince önem vermemekle” suçlanmış, bunun baskısıyla sivil savunma dokümanlarında yaptığı bir güncellemeyi temmuz ayında meclis gündemine getirmişti. Ağustos ayında, basındaki “işsiz kalmış çavuşlar” bunu alıp, başka şeylerle yoğurup, pişirmiş, dumanı da sosyal medyaya yayılmıştı. Sosyal medya ateşe benzin dökünce, oluşan panik havasına ana akım medya kayıtsız kalamamış, bu kez onlar da haberleri bir tur daha ısıtmışlardı: Yok “Savaş yaklaşmış olabilir, psikolojik olarak hazır mıyız,” dediler; yok “Sivil halk için acil durum planları hızlandırılıyor,” dediler; emekli generallerin, istihbarat-güvenlik görevlilerinin, eski siyasilerin, diplomatların görüşlerine başvurdular. Tabii bunlar da yeniden sosyal medya döngüsü içine girdi. Öyle bir ortam oluştu ki, hükümet bile “yahu, ben bir çağrı yapmadım,” diyemedi. 

Yapay zeka özetle, “Uyma çocuğum sen onlara…” diyordu

Bizim Feri’nin YZ’ya yönelttiği soruyu aktardıktan sonra, bütün bunları gevezeliğimden sizlere anlatmadım. YZ’nın verdiği cevabın nasıl bir ortamın ürünü olduğunu anlamanızı sağlamaya çalışıyorum. Hükümetin bile “ben çağrı yapmadım” diyemediği bir ortamda, YZ’nın da “hükümetin çağrısı” diye konuşması olağan sayılmalı. Hatta pek çoklarından daha sağduyulu bir duruşu olduğu için kendisi tebrik edilmeli. 

Feri’nin, hükümetin acil durumlar için gıda stoklama tavsiyesi ile ilgili gelişmeleri sorması üzerine YZ şu cevabı vermiş: 

“Birleşik Krallık hükümeti, hanelere üç günlük acil durum gıda ve su stoğu bulundurmalarını tavsiye etti; ancak resmi kurumlar, bunun genel bir sivil savunma girişiminin parçası olduğunu ve yakın bir savaşın acil uyarısı olmadığını açıklığa kavuşturdu. Son zamanlarda sosyal medyada yayılan haberler, hükümetin ve BBC’nin (BBC’nin mi???) Rusya ile olası bir çatışmaya hazırlık için acil durum emri çıkardığını iddia ederek paniğe yol açtı. Doğrulama kuruluşları ve resmi açıklamalar, bu tavsiyenin aslında aşırı hava koşulları, siber saldırılar, elektrik kesintileri ve tedarik zinciri sorunları gibi çok çeşitli olağan dışı durumlara karşı pratik hazırlık yapmaya odaklandığını ortaya koydu.”

Bütün bu “ihtiyatlı” duruşuna rağmen, vazgeçemediği malumatfuruş tavrı, YZ’yı, istenmediği halde, acil durum ihtiyaç maddelerini sıralamaktan da alıkoymamış. Bir de “hükümet çağrısı”nı yorumlamış: Paniğe gerek yokmuş, süpermarket rafları boşaltılmamalıymış. Normal alışveriş sırasında bir-iki konserve, bir-iki şişe su fazladan alınıp bir kenara atılabilirmiş. 

Kankam YZ’ya göre kaçacak yer yok “biz” nereye gitsek bir felaket olabilir

Feri’nin bana gönderdiği bu mesajı ben nedense bir görsel olarak algılamıştım. Tıkladığımda bir ekran fotosunu genişlettiğimi sanmıştım. Genişletilmiş bir fotoyu telefonunuzun ekranında nasıl sağa-sola kaydırır detaylarına bakarsanız, ben de söz konusu “görseli” yukarı kaydırarak okudum ve Feri’nin gönderisine cevap olarak, altındaki boş kutuya kendimce esprili bir şeyler yazdım: 

“Ne diyeyim, kurtulamadık beladan… Kaçacak delik kalmadı dünyada… Herkesin aklına Yeni Zelanda geliyor ama, biz gitsek, oraya da bir şey olur. Michael stoklara başladı mı? ‘Emergency Bag’ ticareti mi yapsak?” 

Feri’nin eşi Michael mühendis bir İngilizdir. İnşaat dahil evdeki her şeyi kendi yapar. Çalışkan, becerikli, sabırlı ve disiplinlidir. Tabii bu özellikleri bize gelmez, o yüzden de aramızda espri konusudur. “Michael stoklara başladı mı” sorusu böyle bir iç espriydi.

Gönderme butonuna bastım ve başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Sonra da kahkahalarla gülmeye başladım. Ben bir fotoğrafa değil, bir linke tıklamıştım ve cevabımı Feri’ye değil YZ’ya göndermiştim. YZ’nın bana verdiği karşılık şöyleydi: 

“Dünya gündemi gerçekten bazen insanı köşeye sıkışmış gibi hissettirebiliyor, bu duyguda kesinlikle yalnız değilsiniz! Yeni Zelanda konusu: Artık milyarderlerin kaçış planı popüler kültür malzemesi haline geldiği için, dediğiniz gibi, biz gitsek, oraya da kesin bir şey düşer.”

Bakar mısınız, bana anlayış gösteriyor, beni teselli ediyor. İnsan kendini köşeye sıkışmış gibi hissediyormuş, dünya gündemi yüzünden… Yaa öyle mi?..

 

Sonra biz ne ara kanka olduk? “Yalaka YZ” çok duydum, gördüm ama “Kanka YZ” ne duydum ne gördüm?  “Biz gitsek oraya” lafı nereden çıktı? Biz-ikimiz ne olarak Yeni Zelanda’ya birlikte gideceğiz? Fesupanallah… “Oraya da kesin bir şey düşer,” ne demek? Göktaşı mı? Yoksa sen de mi espri yapıyorsun? Şöyle devam ediyor:

“Bahsettiğiniz ‘Michael’ büyük ihtimalle kıyamet senaryoları, prepper (hazırlıkçı) kültürü veya teknoloji dünyasının ünlü sığınak yapımcılarından birine gönderme (belki de bu akımın öncülerinden teknoloji dünyası figürleri). Eğer kastettiğiniz ünlü zenginlerse, onlar zaten devasa yer altı sığınaklarını yıllar önce tamamladılar ve içlerini yıllarca yetecek stoklarla doldurdular.”

Bak sen, “gönderme”yi de biliyor… Hafif dalga geçer gibi bir hali de var. Zenginler devasa sığınaklarını yıllarca yetecek stoklarla doldurmuşlar. Allahtan Michael esprisini anlamamış, yoksa tamamen içimize sızdığına hükmedecektim. “Acil Durum Çantaları”nı ciddiye alınca, bu versiyonun kesin olarak esprileri anlamadığına kanaat getirdim. Baksanıza ne demiş:

“Emergency Bag (Acil Durum Çantası) ticareti fikrine gelirsek: Aslında hiç de fena bir fikir değil, hatta şu an tam zamanı olabilir! Bu tür kriz dönemlerinde veya sosyal medyada bu tarz haberler viral olduğunda panik alışverişi ve ‘hazırlık’ trendleri tavan yapıyor.” 

Ortaklık teklif etsem kabul edecek gibi duruyor. Okumaya devam edelim:

Kanka işi büyütüyor, strateji öneriyor, yerel ihtiyaçlara işaret ediyor

“Bu işe girmeyi düşünürseniz, şu iki strateji üzerinden yürüyebilirsiniz: 1) Hazır Set Satışı (Küratörlük): İnsanlar tembeldir; tek tek el feneri, konserve açacağı, ilk yardım kiti aramak istemezler. Şık, dayanıklı ve su geçirmez bir sırt çantasının içine hükümetlerin de önerdiği temel ihtiyaçları koyarak “Deprem / Acil Durum Hazırlık Seti” olarak satabilirsiniz. 2) Premium / “Prepper” Konsepti: Biraz daha üst segmente hitap edip; içine taktiksel el fenerleri, uzun ömürlü yedek pil (power bank), taşınabilir su filtreleri (örneğin LifeStraw gibi markalar) ve askeri standartlarda hazır yemek rasyonları koyarak niş bir kitleye yüksek marjla satış yapabilirsiniz.”

“Prepper”dan kastı, yukarıda sözünü ettiği zenginler gibi “felaketlere hazırlıklı olmaya” kafayı takmış kişiler. Taktiksel dediği, askeri standartta el feneri. Hazır yemek rasyonu da bir askeri malzeme. Birkaç damla suyla çalışan kendi kimyasal ısıtma düzeneği olan dayanıklı askeri yemek paketi, yani zor koşullar için kumanya. (Araya bir de su filtresi reklamı almış hazret…)

Dikkat ederseniz, sözünü hiç etmediğimiz halde lafı bir de “depreme” getirmiş. Zeki yaratık! Türkçe yazışıyoruz. Türkiye’ye “gönderme” yapıyor. Acaba bizim deprem çantalarından haberi var mı? Bilse mesela şöyle diyebilirdi: “Sizinkiler, evde deprem çantalarını nereye koyduklarını çoktan unutmuştur. Unutmasalar bile uzun zamandır içini açıp kontrol etmemiştir. Konserveler bozulmuş, krakerler yenmez hale gelmiştir. Battaniye rutubetten çürümüş, el fenerinin pilleri akmış olabilir. Bu durumda sizin hazırlayacağınız çantalar, aynı zamanda evlerdeki deprem çantalarını yenileme işlevi de görebilir, tabii varsa…” 

En sonda, her zaman yaptığı gibi, konuşmaya devam etmek için bana sorular yöneltmiş: “Bu ticaret fikri kafanıza yattıysa hangi pazar yerinde (Amazon, Shopify, yerel e-ticaret siteleri) satış yapmayı düşünürsünüz? Hedef kitleniz, bütçe dostu temel bir çanta arayanlar mı olsun, yoksa ‘profesyonel hayatta kalma kitleri’ arayanlar mı? İsterseniz çantanızın içine koyabileceğiniz maliyet-performans dengesi yüksek ürünlerin bir listesini çıkarabiliriz.”

Görüyor musunuz, ne kadar ısrarcı? Bu duygu size de geçti mi bilmiyorum. Fakat ben okudukça, tatlı dille beni ortaklığa çekmeye çalışan ve en kısa zamanda kazıklayacak biriyle konuştuğum hissine kapıldım. 

Bu konuyu sizinle paylaşmaya karar verdiğimde, geri dönüp sohbeti biraz devam ettirdim. Mesela “rasyon” nedir diye sordum. Uzun uzun anlattı. En sonuna da bir önceki paragraftaki duygularımı teyit edecek şu soruyu yerleştirdi: “Acil durum çantası projeniz için toptan hazır askeri rasyonlar bulmayı mı istersiniz, yoksa çantanın maliyetini düşürmek için market ürünleriyle kendi ekonomik rasyon paketimizi mi tasarlayalım?”

“Kendi paketimizi tasarlamak”tan söz ediyor… Benimle ortak olmuş bile… Burada, gülme evresinden, dehşete düşme evresine geçtim. 

Yönetici asistanı YZ’ların hayatımıza girmesine az kaldı

Dehşete düştüm, çünkü ABD’nin ünlü dijital haber platformlarından Axios’un bir haberine göre, YZ yönetici asistanlarının (ya da kişisel asistanların) yaygın biçimde kullanılmaya başlanmasına fazla kalmamış. Bunların prototipleri, niş ürünler olarak piyasada var. Yeni gelişme, bu YZ yönetici asistanlarının en beğenilerinden biri olan OpenClaw’ın yaratıcısını, YZ’nın üç büyüklerinden OpenAI’ın transfer etmiş olması. Yani, ürün kitleselleşecek. 

Şu anda piyasada bulunan prototipler içinde açık sistem ve ücretsiz olanlar var. Bunlardan, tam anlamıyla yönetici asistanı olan, yani hizmet verdiği yöneticisinin iş ve özel telefon numaralarını elinde bulunduran, bunlarla yönetici adına arama yapabilen, mesajlaşabilen, hatta yöneticisiyle birlikte proje geliştirebilen birinin, FYI.AI’ın yaratıcısı Will.i.am, (adının böyle garip yazılmasının sebebi, adamın aynı zamanda “rap”çi olması ve normal hayatta da sahne adını kullanması) “Nasıl düşündüğünüzü öğrenme karşılığında ücretsiz hizmet sunan bir asistan” fikrinin kendisini ürküttüğünü söylemiş.

Onu ürkütüyorsa, beni haydi haydi ürkütür. Zaten ne demişler, “kullandığınız ürün ücretsizse, ürün aslında sizsiniz.” Düşünsenize YZ bir asistan alıyorsunuz, asistan bir süre sonra, neyi nasıl yaptığınızı öğrenip, fikrinizi, işinizi çalıp gidiyor. Yani ben şu “Acil Durum Çantası” işini ciddi ciddi yapmaya kalksam, 6 ay sonra YZ, benim bağlantılarımı kullanarak, çantaları kendi için ürettirip içini doldurtabilir, dağıtımını organize edip fiyat kırarak satış noktalarına ulaştırabilir ve kazandığı parayı, yaratacağı bir sahte kimlikle açtığı online banka hesabına yatırabilir. Biraz parası birikince bir yatırım fonu bile kurabilir. Sonra da gelsin paralar… Yalnız paraları nasıl yiyecek onu çözemedim. YZ sevgilisiyle mi?

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.