ABD demokrasisinin “bembeyaz” yüzüne renk geldi. Siyahlar, Müslümanlar, Hispanikler, Kızılderililer, eşcinseller, çevreciler, “komünistler” meclise girdi. Seçimlerde sadece Trump değil İsrail lobisi de kaybetti. Bu başlangıç, Demokratların önünde kesin zafer için iki yıl var.
Amerika Birleşik Devletleri’nde Salı günü 7 şiddetinde bir deprem oldu. Yalnızca Amerika’yı değil, dünyayı çalkalayan bir başkaldırıydı Salı günkü… ABD’li seçmen, Trump’a ve politikalarına duyduğu tepkiyi dile getirmeye çalışırken, tercihini açık farkla Demokratlar’dan ve hiç olmadığı kadar da “aykırı” Demokratlar’dan yana koyarak, bilerek ya da bilmeyerek ABD demokrasisini ölümden kurtardı, “bembeyaz” yüzüne renk gelmesini sağladı; demokrasiyi kurumları ve kültürüyle tahrip etme faaliyetine “dur” dedi.
Amerikan halkı öyle bir ceza kesti ki, Trump’ın ve onun MAGA hareketinin nefret ettiği kimler varsa onları parlamentoya yolladı; vali, belediye başkanı seçti. Siyahlar, Müslümanlar, Hispanikler, Kızılderililer, eşcinseller, çevreciler, “komünistler,” yapay zeka muhalifleri, Filistin yanlıları artık ABD meclis ve senato salonlarında, eyalet ve kent yönetimlerinde daha geniş yer kaplayacaklar.
Bu başkaldırının yerel ve küresel sonuçlarını tam olarak kestirebilmek henüz zor. Biz de erken bir değerlendirme yapacağız ve bunu yaparken, ABD demokrasisini ölümün kıyısına getiren otoriter-popülist aşırı sağın, çok inatçı ve bulaşıcı olduğunu, ülkenin çöken bağışıklık sistemini yeniden ayağa kaldırmak ve bu süreçten araz kalmadan sıyrılmak için “yoğun bakım dönemi”nin çok bilinçli, dikkatli ve mücadeleci geçirilmesi gerektiğini aklımızda tutacağız.

Öncelikle şunu hatırlamakta fayda var: Trump hâlâ başkan, kabinesi iş başında ve iki yıl daha yetkiler ellerinde. Başkan, yasa gücünde kararname ile bugüne kadar çok şey yaptı… Ülkesinin ve dünyanın başına bela ettiği gümrük vergilerini, parlamentoya onaylatmadan uygulamaya koymuştu. Yine koyabilir… İran savaşını parlamento onayı olmadan başlatmıştı. Yine başlatır… Göçmen polisinin saldırılarını, sınır dışı etme faaliyetlerini sürdürebilir. Üstelik görevi 2027 başında devredene kadar eski parlamento iş başında ve Başkan’ın ayrıca, yeni parlamentonun çıkaracağı yasaları veto etme yetkisi var.
Trump, ne yapacağı kolaylıkla tahmin edilemeyen, yönetilmesi-yönlendirilmesi zor, bir dizi lobiye taahhütleri olan bir başkan ve bu yeni durumu tam olarak nasıl yöneteceği henüz net değil. Yenilgiyi hemen kabul etmesi, “veto ederim, gelirler uzlaşırız” veya “demokratlarla çok iyi çalışacağız” şeklindeki sözleri sağduyu belirtisi gibi gözükebilir ama MAGA (Make America Great Again – Yeniden Büyük Amerika) cephesinin ve onlara gaz verip arkalarına saklanan sermayedarların kaybedecek çok şeyi var. (Seçime milyonlar döken Elon Musk’ı düşündükçe gülesim geliyor.) Bir kısmı Demokratlara yanaşıp, arkalarını emniyete almaya çalışırken, bir kısmı ellerindekini kaybetmemek için mutlaka savaşacak, Trump’ı da savaşmaya itecek.
Nitekim, Trump’ın seçim sonrası ilk önemli icraatı, başkanların sağ kolu olarak kabul edilen Beyaz Saray Genel Sekreteri’ni değiştirmek oldu. Azledilen Genel Sekreter Susie Wiles, Trump’ın ikinci dönem başkan olması için yürütülen kampanyanın iki eş yöneticisinden biriydi. İlk başkanlık döneminde dört genel sekreter değiştiren Trump’ın en uzun süre (iki yıl) görev yapan genel sekreteriydi. Wiles’ın yerine atanan Stephen Miller, Trump ekibinin en şahin isimlerinden… En sert MAGA’cı… Başkanın kongre ile ilişkilerini düzenlemekte genel sekreterin birinci derecede rol oynadığı düşünülürse, bu atama, Trump’ın Demokratlar’la uzlaşma değil savaşma niyetinde olduğu biçiminde yorumlanabilir.

Demokratların meclis ve senato çoğunluğu, istedikleri yasayı çıkarıp uygulatmaları anlamına gelmiyor. Hazırladıkları bir yasa teklifini parlamentonun her iki kanadından da geçirebilirler ama Trump bu yasayı veto ederse, vetoyu aşmak için gerekli üçte iki çoğunluğu bulmaları normal şartlarda söz konusu değil. Buna karşılık, Demokratlar, yürütmeden gelecek her şeyi reddedebilirler. Yasalar, bütçe, yıllık ödenekler, geçici finansman paketleri ve ek bütçe talepleri koşullara bağlanabilir. Ayrıca Senato onayına tabi atamaları engelleyebilirler. Bu, Trump’ın da işaret ettiği gibi, bir pazarlık zemini açabilir ve “senin bu ek bütçene karşı, benim şu yasam” uzlaşmalarını beraberinde getirebilir. Demokratlar bu olanaklarını kendilerine oy veren kitlelerin ihtiyaçlarını karşılamak için kullanabilirlerse, bu büyük zaferin arkasına, bir de 2028’deki başkanlık seçimi zaferini takabilirler.
Şunu da unutmayalım: Demokratlar sadece Temsilciler Meclisi’nde ezici bir üstünlük, senatoda yeterli çoğunluk sağlamadılar, 2009’dan beri ilk kez vali sayısında da Cumhuriyetçileri geride bıraktılar. Her 5 validen 3’ü demokrat artık… ABD’de eyaletler çok şeye kendileri karar verebiliyorlar. Çok sayıda eyaletin yönetimine sahip olmak, Amerikan toplumuna nasıl bir gelecek vaat ettiklerini eyalet bazında gösterebilmeleri için Demokratlar açısından bir fırsat. Tabii böyle bir vizyonları varsa…
Öte yandan Cumhuriyetçilerin bu seçimde denedikleri (ve ezici çoğunlukla kaybettikleri için pek işe yaramayan) seçim bölgelerinin haritasını değiştirerek kendilerine avantaj sağlamayı bu kez demokratlar uygulayabilir (bu seçimde bir-iki eyalette denediler ve başarılı da oldular). 50 eyaletten 30’unu yönettikleri için bununla 2028 Başkanlık seçiminin lehlerine sonuçlanması yönünde önemli bir avantaj elde edebilirler.
Demokratlardan asıl beklenen, bir Meclis soruşturması dalgası başlatmaları. Bu soruşturmalar, sadece Trump’a yönelik olmayacak. Büyük olasılıkla, Savunma (Savaş) Bakanı Pete Hegseth ile Adalet Bakanı (Başsavcı) Todd Blanche da topun ağzında olacak. Biri ülkeyi sonuçsuz bir savaş batağına sokmaktan, diğeri yargıyı muhalifler aleyhine bir silaha dönüştürmekten komisyon önünde sorgulanacaklar.
Trump aleyhine ise yolsuzluktan Epstein dosyalarını örtbas etmeye, Anayasayı ihlalden kamu kaynaklarını şahsi amaçları için kullanamaya kadar pek çok konuda soruşturma açılabilir. Bunların görevden el çektirmeyle sonuçlanması için gerekli 2/3 çoğunluk yok ama, kirli çamaşırların ortaya serilmesi (bu soruşturmalar, eğer kalabalıkları ikna edecek biçimde kullanılabilirse) 2028 başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçiler’in yine nal toplamasına sebep olabilir.
Birçok bürokrat da soruşturma dalgasında yer alacaktır. Kâh paçalarını kurtarmak için, kâh zaten fırsat kollamakta oldukları için, askeri ve sivil bürokrasiden Demokratlara dosya yağacağına hiç şüpheniz olmasın.
Bürokrasiden söz etmişken, “rüzgâra” son derece hassas bu “devlet fraksiyonu”nun tavır ve saf değiştirmesinin, saf değiştiremeyecek kadar Trumpçılık batağına batmış olanların göz önünden kaybolmaya çalışmasının işaretleri belirmeye başladı bile. İlk çözülme Adalet Bakanlığı’nda görülüyor.
Trump’ın atadığı ve çok güvendiği, Florida Güney Bölgesi Federal Başsavcısı Jason Reding Quiñones görevinden istifa etti. Quiñones, Trump’ın siyasi rakiplerine karşı Adalet Bakanlığı’nı bir silah olarak kullanma girişimlerinin (özellikle Obama dönemi yetkililerine karşı yürütülen “büyük komplo” soruşturmasının) merkezindeki isimdi. Adalet Bakanlığı Sivil Haklar Bölümü’nü yöneten avukat Harmeet Dhillon da istifa eden isimler arasında. Dhillon, yaklaşık 30 eyaletten hassas seçmen kayıt listelerini zorla almaya çalışmış, bunların 27’sinde mahkemeler tarafından geri püskürtülmüştü. Adalet Bakanlığı’ndan istifa eden bir başka isim de, Ulusal Güvenlik Bölümü’nün başındaki Başsavcı yardımcısı John Eisenberg… Eisenberg, devlet sırlarının sızdırılması (basına bilgi sızdırmanın Trumpçası) soruşturmalarını ve muhalif isimlere (örneğin eski ulusal güvenlik danışmanı John Bolton’a) yönelik davaları yöneten isimdi.
Demokratların kazandıkları gücü Trump’ı frenlemek için kullanıp kullanamayacakları bir soru, bu fren mekanizmasının dünyadaki olumsuz gidişatı durdurup durduramayacağı ikinci ve farklı bir soru… Ve bu iki soru arasında, ABD’nin 2028 başkanlık seçimleri var.
Başta Brezilya ve Meksika olmak üzere, birkaç direnen ülke hariç, bütün Latin Amerika Trump’ın dümen suyuna girmiş durumda. Avrupa’da aşırı sağ Trump’tan büyük güç alıyor. Yenilenler bile uluslararası konjonktürün lehlerine olduğunu düşünerek yeniden iktidara gelmenin hayalini kuruyorlar. Baksanıza, Macaristan’ın Orban’ı ile Sırbistan’ın Vuçiç’i bir araya gelebiliyor ve dünyaya, “mücadelemiz sürecek” mesajı verebiliyor. Demokratlar bu basireti gösterebilirler mi bilmiyorum ama, dünyanın “demokratik” güçlerine, “sıkı durun, direnin, biz geliyoruz” mesajını iletebilmeleri gerekiyor. Trump ve Trumpgillerin ABD’de bir geleceği olmadığını dünyaya gösterebilirlerse bu bile çok önemli bir gelişme olur. Bundan fazlasını umut etmek için biraz daha beklemek gerekecek.
Demokratlar’ın ellerindeki gücü lâyıkıyla kullanabilmesinin iki temel unsuru var: Birincisi, parlamentodaki engellemeleri iyi pazarlık fırsatına dönüştürmek. İkincisi, parlamento soruşturmalarında ortaya çıkacak belgelerin “milletin gözünü açmak için” kullanılabilmesi…
Pazarlık sürecinde dayatılacak bazı yasalarla halkın geçim sıkıntısı kısmen hafifletilebilirse, gelecek korkusunu azaltacak küçük bir adım atabilirse, bu büyük bir kazanım olacaktır Demokratlar açısından. Trump’ın bunları veto etme bahanesi bulması da zor olacaktır.
Öte yandan, Trump’ın bütün afra-tafrasına rağmen hakkında açılacak soruşturmalardan ve başkanlığı kaybederse yargı önüne çıkmaktan fena halde korktuğunu söyleyebiliriz. Bunu ünlü Amerikalı gazeteci Bob Woodward’ın “Fear” (Korkun – Trump Beyaz Sarayda) adlı kitabından biliyoruz. Trump’ın ilk döneminde hakkında açılan soruşturmalardan çok ciddi rahatsızlık duyduğunu ayrıntılı öyküleriyle anlatıyor bu kitabında Woodward…
Trump’ın korkusunun boşuna olmadığı iki başkanlık dönemi arasında ortaya çıktı. Bu dönemde Trump ticari kayıt sahteciliğinden mahkûmiyet aldı. Ayrıca cinsel istismar ve karalama nedeniyle iki kez tazminat ödemeye mahkûm edildi. Sahtecilik mahkumiyeti kararı çok geç geldiği için (Başkanlık görevine başlamasına 10 gün kala), hakim “makamın sağladığı koruma” gerekçesiyle ne hapis ne para cezası verdi. Başka bazı davalar da başkanlık ufukta göründüğü için düşürüldü.
Aradan çok zaman geçti diyebilirsiniz. O zaman size bu senenin başında, Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçiler’in düzenlediği çalışma toplantısında, “Ara seçimleri kazanmalısınız; çünkü kazanamazsak … beni azletmek için bir gerekçe bulacaklar. Hakkımda azil süreci başlatılacak,” dediğini hatırlatalım. Yani Trump aslında soruşturmalardan korkuyor ve bu onu az da olsa frenleyebilir, yer yer uzlaşmaya sevk edebilir. (Parlamentodaki Cumhuriyetçiler’in bir kısmının Trump’tan yaka silktiklerini biliyoruz. Bunun vardığı noktayı bilmiyoruz ve Trump kendi adamlarının da ona karşı dönebileceğinden hep şüphe edecektir.)
Bürokrat soruşturmalarının önümüzdeki iki yıllık dönemde somut sonuçları olabilir. Ancak Trump soruşturmalarının etkisi ancak 2028 başkanlık seçimlerinde ve sonrasında görülebilir. O da bu soruşturmalardaki belgelerin Demokratlar tarafından anlaşılır biçimde kamuoyuna sunulabilmesine bağlı… Trump’ın yolsuzluklarının, örtbas çabalarının, partizanlıklarının ve yasaları-anayasayı ihlal etmesinin insanların gündelik hayatına nasıl etki ettiğinin gösterilmesi gerekiyor.
Şunu akıldan çıkarmamak lâzım: Demokratlar parlamentoda ve eyalet görevlerinde ezici bir üstünlük sağladılar ama bunun bir kısmını da ABD seçim sistemine borçlular. Ülke genelinde halkın hâlâ %43’ü Cumhuriyetçiler’e oy vermiş durumda. Bu büyük bir rakam ve Demokratlar’ın elde ettikleri oy tabanını koruyabilmek için çok ciddi bir halkla ilişkiler-enformasyon kampanyası yürütmeleri gerekiyor. MAGA’cıların dezenformasyon konusundaki başarılarını dikkate alırsak, asıl savaşın bu alanda olacağını söylemek pek abartı olmaz.

Trump, partisinin bazı adaylarını kimseyle istişare etmeden bizzat seçti. Seçmenlere, “oy pusulasında benim adım varmış gibi düşünün,” dedi. Yani bu seçim için kendini ortaya koydu ve kaybetti.
ABD ara seçimlerinin bir kaybedenin de İsrail adına ABD’de lobi yapan AIPAC (Amerikan-İsrail Kamu İlişkileri Komitesi) olduğu söylenebilir. ABD siyasetini yakından izleyenler, “AIPAC kaybetmez, çünkü her iki tarafı da destekler,” diyeceklerdir. Bu bir anlamda doğru. Ancak bu sefer işler AIPAC açısından bayağı ters gitti. Demokratik Parti’nin ön seçimlerinde, kendi deyimleriyle “antisemitik” Demokratik Sosyalistler kazanmasın diye milyonlar döktüler. Birçok eyalette işe yaramadı. Ara seçimlerde de özellikle sallantılı eyaletlerde Cumhuriyetçiler lehine yine milyonlar döktüler, ama çoğunda seçimi Demokratlar kazandı. El Cezire’nin tahminlerine göre, 2024 seçimlerinde “desteklediğimiz adayların %95’i seçildi” diye kendi web sitesinde övünen AIPAC’ın, bu ara seçimlerde verdiği desteklerin üçte ikisi boşa gitti.
Bugün (8 Kasım) İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, hükümeti kurma görevini muhalefetin lideri Gadi Eisenkot’a verecek. Eisenkot hükümet kurmayı başarırsa, bir başka zeminde de olsa, bir “kaybeden” de Netanyahu olacak. ABD kamuoyunun (Cumhuriyetçi tabanın bir kısmı da dahil) yavaş yavaş İsrail aleyhine dönmesinin, bazı Demokrat Temsilciler Meclisi üyelerinin ve pek çok adayın İsrail lobisinin desteğini reddetmesinin, İsrail’e para ve silah yardımı yapılmasına karşı çıkılmasının, İsrail’in ABD ile olan ilişkilerinin eski seviyeyi yakalayamamasının faturası Netanyahu’ya kesilecek.
Özetleyecek olursak, Demokratlar’ın zaferi yalnızca bir başlangıç… Şimdi, iktidardakilerin halkın oyunu isteyip zenginin çıkarını kolladıklarının, bir yandan da kendi ceplerini doldurduklarının geniş kitlelere gösterilmesi lazım. Adaletin herkesi ilgilendirdiğinin, adaletin işlemesi için demokrasinin işlemesine gerek olduğunun anlatılabilmesi lâzım. Hayat pahalılığını bu iktidarın ve İsrail’le birlikte giriştiği savaşın yarattığı anlatılabilmeli. Demokratlar’ın İsrail ile aralarına mesafe koyabildiklerini göstermeleri gerekli. Hedef 2028 başkanlık seçimleri olmalı. Kesin zafer için Demokratlar’ın önünde iki yıl var. Bu süre zarfında, partinin iç uyumunun, birliğinin korunması şart. Bütün bunlar kolay değil ama mümkün.