Üniversitedeyken “Buradan ne alıp çıkacağım?” diye soruyoruz. Mezun olurken “Nasıl iş bulacağım, acaba üniversitem yeterince iyi mi?” diye endişeleniyoruz. İş hayatına girince yükselmenin derdine düşüyoruz. Sanki hayatın her aşamasında bir sonraki kapının açılmasını bekliyoruz.
Hayatın doğal akışı gibi görünen bu adımlar, giderek bizi daha fazla zorluyor. Her biri endişe, korku ve merak yaratıyor. Yeni sorular, yeni gündemler getiriyor. Bazen kendimize bile anlatmaya çekindiğimiz başarısızlıklarımızı, korkularımızı ve hayallerimizi yeniden düşünmeye zorluyor. Sabah 5’te kalktım. Hatay’daki Küçük Adımlar Konferansı için havaalanına doğru yola çıktım.
Sevdiğim şehirde, her birini ayrı sevdiğim insanlarla ve gençlerle buluşacak, sohbet edecek ve döneceğim.
Yazıyı havaalanında, yolda, otelde parça parça yazmaya başladım. Son noktayı otel odasında koydum.
Son zamanlarda nereye gitsem, kiminle konuşsam aklımda aynı soru: Hayatımızdaki büyük değişimlere ne kadar hazırız?
İşimiz, ülkemiz, yaşadığımız çevre, ilişkilerimiz değişiyor.
Bazen biz istiyoruz bu değişimi, bazen hayat önümüze koyuyor.
Ama hayatın akışı içinde kendimize ayırdığımız zamanı, yeni olasılıkları düşünmeyi ve harekete geçmeyi sürekli erteliyoruz.
Oysa hayat beklemiyor. Değişim de biz hazır olana kadar kapıda durmuyor.
İnsanların hayatlarında büyük dönüşümler, yeni başlangıçlar gözlemliyorum.
Ülke değiştirmek, iş değiştirmek, üniversiteden mezun olup bilinmeyen bir hayata adım atmak…
Hayatın doğal akışı gibi görünen bu adımlar, giderek bizi daha fazla zorluyor. Her biri endişe, korku ve merak yaratıyor. Yeni sorular, yeni gündemler getiriyor.
Bazen kendimize bile anlatmaya çekindiğimiz başarısızlıklarımızı, korkularımızı ve hayallerimizi yeniden düşünmeye zorluyor.
Sevdiğim bir dostum, Rahat Battı podcast’inde şöyle demişti:
“Ne iş ne de başarı. En önemli kaynağımın mental sağlığım olduğunu ve onu korumam gerektiğini anladım.”
Bu cümle aklımda kaldı.
Hiç farkında olmadan içine düştüğümüz, kendimizi attığımız ya da başkalarının bizi sürüklediği ne çok olumsuz durumla karşılaşıyoruz.
Peki, bütün bunlarla başa çıkma gücünü nereden buluyoruz? Ya bulamazsak? Hayatımız, ilişkilerimiz ve kararlarımız bundan ne kadar etkileniyor?
Giderek şuna inanıyorum: Sağlıklı bir kariyer ve iyi bir hayat için en önemli becerilerden biri değişime hazır olmak, diğeri ise harekete geçme cesaretini gösterebilmek.
Yarına hazır olmak, yarın ne olacağını bilmek değil.
Ne olursa olsun, kendine yeni bir yol açabilecek durumda olmak.
Üniversitedeyken “Buradan ne alıp çıkacağım, bunlar ne işime yarayacak?” diye soruyoruz.
Mezun olurken “Nasıl iş bulacağım, acaba üniversitem yeterince iyi mi?” diye endişeleniyoruz.
İş hayatına girince bu kez yükselmenin, kendimizi göstermenin derdine düşüyoruz.
Sanki hayatın her aşamasında bir sonraki kapının açılmasını bekliyoruz.
Oysa hayat, önümüze hep aynı kapıları koymuyor.
Bugün üniversite öğrencisiyken yarın Londra’da bir sahnede konser veriyorsun.
Bugün işten çıkarılıyorsun, yarın hayalindeki işte çalışmaya başlıyorsun.
Çok sevdiğin işini bırakıp yeşil kartın peşinden başka bir kıtaya göçüyorsun.
Bunların hiçbiri yalnızca şansla açıklanamaz.
Hazırlıklı olmak, fırsatın ne zaman geleceğini bilmek değil; geldiğinde o topa vurabilecek durumda olmak.
Peki, bunun için ne yapıyoruz?
Önce kendimize iyi bakmamız gerekiyor. Sağlıklı beslenmek, hareket etmek, iyi uyumak, iş ve özel hayat arasında kendimize alan açmak…
Bunlar lüks değil, bizi değişim ve hareket için ayakta tutan temel ihtiyaçlar.
Benim için değerlerime uygun yaşamak da ruh sağlığımı korumanın önemli bir parçası.
Haksızlık karşısında sessiz kalmamak, yardım isteyene destek olmak, ihtiyaç duyduğumda yardım istemekten çekinmemek, bana iyi gelen insanlarla bir arada olmak, sevdiklerimle zaman geçirmek, üretmeye ve yaratmaya devam etmek…
Bunları yaptığımda kendimi daha güçlü hissediyorum. Çünkü yalnızca başıma gelenlere tepki vermiyorum; nasıl bir hayat yaşamak istediğime de karar veriyorum.
Bir de kendimize yeni olasılıklar yaratmak var.
İçimizi neşeyle ve umutla dolduran işler, fikirler ve eylemler… Gülümseten insanlarla sohbetler, seyahatler, yeni okumalar, izlemeler, tanışmalar…
Öğrenmek, beslenmek, kendimizi yenilemek.
Yapmadıklarımızı yapmak, düşünmediklerimizi düşünmeye başlamak, beğenmediğimiz şeyleri anlamaya çalışmak, bilmediklerimizi öğrenmek…
Bazen küçücük bir deneyim hayatımıza bambaşka bir bakış açısı ve heyecan katabiliyor. Yeni bir uğraş, yeni bir insan, yeni bir fikir…
Daha önce göremediğimiz yolları önümüze çıkarabiliyor.
Buna karşılık, içimizi karartan işler, insanlar ve ilişkiler de var.
Yaparken kendimizi zorladığımız, anlatırken sesimizi kıstığımız, gözlerimizi yere indirdiğimiz, bir gün çocuğumuza nasıl anlatacağımızı düşündüğümüz işler…
Sırf para kazanmak ya da alıştığımız düzeni bozmamak için sürdürdüğümüz, bizi kendimizden uzaklaştıran durumlar.
Hayat elbette yalnızca sevdiğimiz işleri yapmaktan ibaret değil.
Sorumluluklarımız, zorunluluklarımız, katlanmamız gereken dönemler var.
Ama kendimize şu soruyu sormaktan vazgeçmemeliyiz:
Ben bu hayatı gerçekten yaşamak mı istiyorum, yoksa bir sonraki aşamaya geçebilmek için bugünü mü erteliyorum?
Hepimizin bir hedefi, görevi, sorumluluğu var. Ama bence bunların yanında bir de kendimize ait bir meselemiz olmalı.
Severek yaptığımız, yaparken keyif aldığımız, anlatırken heyecanlandığımız, bizi iyi hissettiren bir şey…
Öyle ki başkalarına anlatırken gözümüz parlasın, sesimiz titresin.
Bizi tanıyanlar “Tam da sana göre!” desin.
Yaptığımız şey bizi kendimize yabancılaştırmasın; tam tersine, bizi bize yaklaştırsın.
Benim meselem insanları harekete geçirmek.
Harekete geçenlerin yaratıcı, üretken ve mutlu işler yaparak bir değer yaratmasına eşlik etmek.
Artık “iz bırakmak” sözü bana tatsız geliyor.
Ben insanları harekete geçirirken onların kendi yollarını bulmalarını, bir şeyler üretmelerini ve yaptıkları işten keyif almalarını görmek istiyorum.
İşte o zaman “Tamam, oldu!” diyorum.
Genwise, mentorluk, kısa yazılarım ve podcast’lerim…
Hepsi dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyor: İnsanların kendileri için yeni olasılıklar keşfetmesine, cesaret bulmasına ve harekete geçmesine eşlik etmek.
Şimdi yine böyle bir buluşmaya hazırlanıyorum.
4 Kasım’da Bedriye Hülya bizimle, sahnede olacak.
Harekete geçmenin, kendi yolunu açmanın ve başkalarına cesaret vermenin üstatlarından biri.
Yine anlatacağız, dinleyeceğiz, birbirimizden öğreneceğiz. Belki birilerinin aklında yeni bir fikir doğacak, belki biri uzun zamandır ertelediği bir karar için cesaret bulacak. Belki de bir başkası, yalnız olmadığını anlayacak.
Bir de daha zor bir soru var: Hayatınızda sizi aşağı çeken, artık size iyi gelmeyen ama bir türlü vazgeçemediğiniz ne var?
Onları bırakmanın ve harekete geçmenin vakti gelmedi mi?
12 Ekim 2026 - Batırma Hikâyelerimizi Önce Kendimize Anlatmak Lazım
5 Ekim 2026 - Yabancı Yönetici Herşeyi Bilir mi? Expatsa Koy Sepete
Tuğrul Ağırbaş Kimdir?
30 yılı aşkın süre ile Türkiye, Rusya ve CIS ülkelerinde FMCG alanında değişik görevler alan Tuğrul Ağırbaş, son 20 yıldır Efes’in global marka olma, satınalma ve birleşme projeleri ve yeni pazarlara giriş işlerini yürüten ekipte, büyüme odaklı projelere liderlik yapmıştır.
Pertevniyal Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olan Tuğrul Ağırbaş öğrenim hayatı boyunca Kapalıçarşı’da değişik alanlarda çalışarak, ticareti ve tüketici davranışlarını öğrenme şansına sahip oldu.
İş hayatına 1990 yılına Anadolu Efes’te Pazarlama uzmanı olarak başlayan Ağırbaş, sırasıyla Proje Geliştirme, Satış ve Pazarlama’da görev aldıktan sonra, son olarak da değişik ülkelerde 16 yıl boyunca Genel Müdürlük görevlerini sürdürdü.
Anadolu Efes’in Rusya operayonunu 10 yıl boyunca yönetti ve dünyanın en büyük bira pazarlarından biri olan Rusya’da satınalma ve birleşmelerle firma pazar payını ikinciliğe taşıyan ekibe liderlik yaptı. Türkiye,Rusya ve çalıştığı diğer ülkelerde büyüme odağıyla çok sayıda yeniliği ve markayı tüketicisiyle buluşturdu.
Efes Türkiye Genel Müdürlük görevini yürüttüğü dönemde ise, marka ve kurumun topluma katkısını büyütme amaçlı, pazarı büyütmeye yönelik, bira kültürü oluşturma ve inovasyon, kültür, sanat, turizm ve spor alanında çok sayıda projeye öncülük etmiş ve tüm paydaşlara katkı sağlayan stratejileri hayata geçirmiştir.
İnovasyon ve yeni ürünlerin hem hızını artırma hem de etkisini büyütme amaçlı, inovasyon ve kurum içi girişimcilik çalışmalarını yapılandırarak ve ekosistemdeki çok sayıda girişimle işbirliği kurarak, Efes’in Start-Up dostu şirket olması yönünde çalışmalara öncülük etmiştir.
Halen çalışmalarını yurtiçi ve yurtdışı şirket ve girişimlere danışmanlık ve üst düzey yöneticilere koçluk yaparak sürdürmekte olan Ağırbaş, Türkiye’de kurumsal şirketlerin, girişimci kurumlara dönüşmesi vizyonu ile 2018’de kurulan ‘ Girişimci Kurumlar Platformu’nun danışma kurulu üyesi ve başkanıdır.
2022 sonunda, ortağı Zeynep Kurmuş ile birlikte, 40+ yaş ve kurumsal deneyimi olanlar için, birikmiş deneyim ve tecrübelerin yeni işlere ve girişimlere dönüşmesini sağlayan, üretim ve paketleme kampı Genwise girişimini hayata geçirmiştir.
Köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluma yayılacak yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için 2016’da kurulan Köy Okulları Değişim Ağı- KODA’nın yönetim kurulunda görev almaktadır.