🏆 DÜNYA KUPASI 2026 MERKEZİ 72 Maç 48 Takım 12 Grup ⚽ Canlı Sonuçlar Fikstür 🏟️ Stadyumlar Hikayeler Keşfet → 🏆 Dünya Kupası 2026 Merkezi Keşfet →

ABD’de iki zıt uçtan Trump’ın İran anlaşmasına çok ağır eleştiriler

Başkan Trump’ın İran anlaşmasının detayları henüz açıklanması ama hem Demokrat eğilimli The New York Times hem de muhafazakar/Cumhuriyetçi eğilimli The Wall Street Journal çok ağır eleştiren içeren başyazılar yayımladı.

Dünya 16 Haziran 2026

Amerika ve İsrail, üstelik Amerika İran’la Cenevre’de barış müzakereleri yürütürken 28 Şubat sabahı bu ülkeye çok ağır saldırılar düzenlemeye başladı.

Savaş başladığında Hürmüz Boğazı açıktı, günde 130’a yakın gemi buradan geçiyordu. Ama ağır saldırı altındaki İran bu boğazı kapattı ve dünya ekonomisini daha önce benzeri görülmemiş bir sıkıntıya soktu.

ABD ve İsrail’in havadan bombardımanı, İran’ın da başta yakındaki Körfez ülkeleri olmak üzere çeşitli ülkelere yönelik füze ve dron saldırıları Nisan ayına kadar sürdü. Sonra bir numaralı şartı Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması olan ateşkes devreye girdi. Ama Hürmüz açılması.

İki aydır ABD ve İran, daha çok Pakistan ve Katar aracılığıyla, Türkiye dahil bazı ülkelerin de katkısıyla dolaylı yoldan daha kalıcı bir ateşkesi hedefliyordu; bununla ilgili “Mutabakat Zaptı” nihayet elektronik ortamda imzalandı. Bu “mutabakat zaptı”nın tam metni henüz açıklanmadı ama anlaşıldığı kadarıyla bu metin ateşkesi 60 gün uzatıyor ve ABD açısından savaşın başlamasına neden olan konuların (İran’ın nükleer faaliyetleri, uzun menzilli füze programı, Hizbullah gibi örgütlere verdiği destek) ileride görüşülmek üzere erteliyor.

Ulaşılan bu mutabakatın ülkesine “tam zafer” vaat eden ABD Başkanı Donald Trump açısından bir zafer olup olmadığı tartışılıyor.

Amerika’nın önde gelen iki gazetesi, biri Demokrat ve liberal eğilimli The New York Times, diğeri Cumhuriyetçi ve muhafazakar eğilimli The Wall Street Journal yayınladıkları başyazılarla durumu değerlendirdi.

Siyasi yelpazenin iki ayrı ucundaki bu iki gazetenin başyazısında da, bazı farklar olmasına rağmen Trump’ın “yenilgi aldığı” yazıldı.

Bu iki baş yazıyı tam metin çevirileriyle yayınlıyoruz:

(Orijinal yazıları okumak isteyenler, The New York Times’ın başyazısınını buradan, The Wall Street Journal’ın başyazısını ise buradan okuyabilirler.)

New York Times: Başkan Trump bu savaşı kaybetti

Başkan Trump’ın İran’la dört aylık savaşını sona erdiren ön anlaşma memnuniyet verici olsa da, beraberinde acı gerçekleri de getiriyor. Trump bu savaşı başlatarak korkunç bir hata yaptı. Savaşı pervasızca ve açıkça hukuka aykırı bir şekilde yürüttü. Amerika Birleşik Devletleri askeri, diplomatik ve ekonomik olarak daha zayıf bir şekilde ortaya çıkıyor ve önümüzdeki yıllarda stratejik bedeller ödeyecek.

Anlaşmanın detayları belirsiz, ancak açıklanan çerçeve, Trump’ın ısrarla vaat ettiği şartların çok azını kazandığını gösteriyor. Bu, hem kendisi hem de liderliğini yaptığı ülke için aşağılayıcı bir düşüş.

Savaş başladığından beri, Amerika Birleşik Devletleri’nin “tam ve eksiksiz bir zafer” elde edeceğini ve İran’ın “koşulsuz teslimiyet”i kabul etmesi gerektiğini söyledi. Rejim değişikliğinin gerçekleşeceğini ima etti. İran’ın uranyum “zenginleştirmesine” izin verilmeyeceğini ve “Amerika Birleşik Devletleri’nin, İran’la birlikte çalışarak, halihazırda elinde bulunan derine gömülmüş, bomba yapımına yakın nükleer malzemenin tamamını kazıp çıkaracağını” söyledi.

Bunların hiçbiri doğru görünmüyor. İran’ın sertlik yanlısı hükümeti iktidarda kalmaya devam ediyor. Nükleer anlaşmanın ayrıntılarının önümüzdeki iki ay içinde müzakere edileceği anlaşılıyor, ancak şartların, Başkan Barack Obama’nın müzakere ettiği ve Trump’ın 2018’de iptal ettiği 2015 tarihli anlaşmaya benzemesi muhtemel görünüyor. Trump, Obama anlaşmasını “şimdiye kadarki en kötü anlaşma” olarak nitelendirmiş ve İran’ı “nükleer silaha giden bir yola” soktuğunu söylemişti. İran’ı Hamas ve Hizbullah gibi terör gruplarını desteklemeyi bırakmaya zorlamadığı ve ekonomik yaptırımları gevşettiği için eleştirmişti. Ancak yıkıcı yaklaşımının onu benzer bir anlaşmayla baş başa bırakması muhtemel görünüyor.

Ateşkes çerçevesindeki en büyük başarısı, Hürmüz Boğazı’nın küresel gemi trafiğine yeniden açılması ve bunun da nihayetinde enerji ve diğer malların fiyatlarını düşürmesi bekleniyor. Bu elbette, savaş öncesi statükoya bir geri dönüşten başka bir şey değil. İran, misilleme olarak, küresel ekonomiye zarar vermek ve Amerika Birleşik Devletleri üzerindeki siyasi baskıyı artırmak için boğazı kapattı. Bu hamle işe yaradı ve İran liderleri artık ellerinde güçlü bir ekonomik silah olduğunu anlıyorlar.

Genel olarak bakıldığında, İran dört aylık savaşın stratejik galibi olarak ortaya çıkıyor. Donanmasının, hava kuvvetlerinin, askeri-sanayi kapasitesinin ve siyasi liderliğinin büyük bir kısmını kaybetti; savaşın ilk gününde öldürülen Ayetullah Ali Hamaney de bu kayıplar arasındaydı. Ancak savaşın sona ermesiyle birlikte İran liderliği yeniden yapılanmaya başlayabilir.

ABD ise dünyanın gözünde daha zayıf görünüyor. Amerikan ordusu, uzun menzilli hassas füzelerinin ve önleyicilerinin çoğunu tüketirken bile, çok daha küçük bir rakibi alt edemediğini gösterdi. Bu sonuç, ülkenin diğer potansiyel rakiplerini belirleme yeteneğini zedeliyor. Hasarı onarmaya başlamak için, ABD’nin savaşın askeri ve ekonomik etkileriyle yıpranan Avrupa, Orta Doğu ve Asya’daki ittifaklarını onarması akıllıca olacaktır. Pentagon’un da modernleşmesi ve gelecekteki savaşlara hazırlanması gerekiyor. Bunların hiçbiri Başkan Trump döneminde gerçekleşmeyecek gibi görünüyor.

28 Şubat’ta başlayan Amerikan ve İsrail saldırısından önce, İran liderliği iki buçuk yıldır oldukça kötü bir dönem geçirmişti. Hükümet, İran’ın uzun süredir finanse ettiği ve danışmanlık yaptığı Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırıdan öncekinden çok daha zayıftı. Bu saldırıya karşılık olarak İsrail, Hamas ve İran’ın bir diğer vekil grubu olan Hizbullah’ı önemli ölçüde zayıflattı. Suriye’de, İran destekli acımasız bir diktatör devrilirken, İran liderleri onu kurtarmak için çok az şey yaptı. İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri, geçen yaz İran nükleer tesislerini bombalayarak İran’ın hava savunma ve füze programının kağıttan kaplanlar olduğunu ortaya koydu ve programını sekteye uğrattı. Tüm bunlar olurken, İran’ın para birimi düşmeye devam etti ve ekonomisi harap haldeydi. Geçen yılın sonlarından itibaren İranlılar protesto için sokaklara döküldü ve rejim, on binlerce olmasa da binlerce kişiyi öldürerek karşılık verdi.

Tüm bu sorunlar devam ediyor ve İran hala üç yıl öncesine göre daha zayıf. Ancak savaş, 2026 başladığında sahip olmadığı bir kaldıraç sağladı. Rejimin en büyük iki düşmanından gelen saldırı dalgalarına dayanabileceğini gösterdi. Liderleri nükleer emellerinden vazgeçmek zorunda kalmadılar. Ve dünyanın geri kalanının Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için askeri güç kullanmaya istekli görünmediğini öğrendiler. Eğer İran önümüzdeki aylarda veya yıllarda boğazı kapatmayı seçerse, Trump buna nasıl karşılık verecek?

Bu gerçekleri hiç de memnuniyetle ortaya koymuyoruz. İran, geçmişte olduğu gibi bugün de kötülüğün bir gücü olmuştur. Kendi halkını, özellikle siyasi muhalifleri, kadınları, LGBTİ+ bireyleri ve dini azınlıkları baskı altına almaktadır. İşkence ve infazlarda dünya lideridir ve bölgesinde ve çok daha ötesinde terörizmi finanse etmiştir. İran liderleri, kişi başına düşen gelirin 1970’lere kadar küresel ortalamanın üzerinde olduğu bir ülkeyi fethetmiştir.

Rejimin belirgin vahşeti, Amerika Birleşik Devletleri’nin herhangi bir savaş için dikkatlice düşünmesi ve ihtiyatlı bir şekilde plan yapması için bir neden olmalıydı. Modern Amerikan savaşlarının, özellikle İran bölgesindeki savaşların tarihi, yenilgiyi besleyen kibirle doludur. Yine de Trump her adımda düşünceli bir planlama yapmadı.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun İran rejiminin hızla düşeceğini öngören pembe tablolu değerlendirmesini kabul etti. Trump, Netanyahu’nun tahmininin gülünç olduğunu söyleyen yardımcılarının görüşlerini reddetti. Trump, Anayasayı hiçe saydı ve savaş için Kongre onayını aramayı reddetti. Savaşına karşı çıkan Avrupalı ​​ve Asyalı müttefiklerini dinlemedi. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma yeteneğini hesaba katmadı. İran medeniyetini yok etme tehditlerinde bulundu; bu tehditler Amerika’nın ahlaki duruşunu zayıflatmaktan başka bir işe yaramadı.

Tüm bu günahlarının karşılığında, tüm dünyanın onun için bir yenilgi olduğunu anladığı bir barış çerçevesini kabul etti. Bu, Amerika için de bir gerileme.

The Wall Street Journal: Trump İran’da geri adım atıyor

Başkan Trump, İran’la yaptığı son ateşkes anlaşmasını çağımızın barışı olarak lanse ediyor, ancak dünya bunu muhtemelen savaş hedeflerine ulaşmaktan uzak stratejik bir geri çekilme olarak görecektir. Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için Trump, İran’ın yalnızca nükleer programı konusunda müzakere etme sözlerini kabul ediyor.

Basının büyük çoğunluğu başından beri savaşa karşı düşmanca davrandı, ancak biz Başkanın İran politikasını destekledik. Bunu yaptık çünkü nükleer bir İran varoluşsal bir tehdit olurdu ve Başkanların savaşa girdiklerinde başarılı olmalarını istiyoruz.

Trump’ın, başka kimse yokken askeri güç kullanma isteği, İran’ın nükleer programını, askeri ve sanayi altyapısını geriye götürürdü. Sonuç “Obama anlaşması 2.0″ değil çünkü 2015’ten farklı olarak, İran’ın kilit nükleer tesisleri enkaz halinde ve uranyum zenginleştirmesi 20 yıldır ilk kez durduruldu. Şimdi Başkanı yerden yere vuran medya eleştirmenleri ve Demokratlar, Kuzey Kore’de olduğu gibi nükleer bir bombanın oldubitti haline gelmesine seyirci kalırlardı.

***

Ancak Trump’ın, içerideki siyasi baskı arttıkça ve işi bitirmek daha büyük askeri risk gerektirdikçe, ana hedeflerinden geri adım attığı inkar edilemez. İsrail’in ısrarına rağmen, İran’ın zenginleştirilmiş uranyumunu ele geçirmek için hiçbir zaman yetki vermedi. O, Hürmüz Boğazı’nı zorla yeniden açmaya asla teşebbüs etmedi.

Trump’ın bu geri çekilmeye alternatifi olmadığını söyleyenler, ABD ablukasının İran’ı her geçen gün daha fazla sıkıştırdığını, İran’ın ablukasının ise sızıntı yaptığını görmezden geliyorlar. Trump, daha yüksek petrol fiyatlarına daha uzun süre katlanmak istemedi. Bu onun tercihiydi, stratejik bir zorunluluk değildi.

Yeni anlaşma, ateşkesi 60 gün daha uzatıyor, ancak tahminimiz bunun belki de birçok kez yenileneceği yönünde. İran, zaman çizelgesine göre boğazı mayınlardan temizledikçe ABD ablukası sona erecek ve böylece trafik kısıtlanmayacak. Bu, Trump’ın ana hedefi gibi görünüyor ve bu da ara seçimlerden önce benzin fiyatlarının düşmesi anlamına gelecek. Ancak Tahran, Hürmüz’ün eski haline dönmeyeceğini ve “geçiş ücreti” alacağını iddia ediyor; sanki bu sadece anlamsal bir farktan ibaretmiş gibi.

Mutabakat zaptının tam metni henüz yayınlanmadı ve Trump, bazı kısımlarının “biraz kavramsal” olduğunu söylüyor. Sorun ne? Nükleer program konusunu 60 gün daha sürecek görüşmelere erteleyecek ve diplomatik ilerleme karşılığında petrol ve diğer yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak.

Bu bağlantı çok önemli, ancak en zor nükleer konuları, Başkanın Cuma günkü kelimeleriyle “iyi niyetle hareket etmeyen” “şerefsiz insanlarla” görüşmelere bırakmak güven vermiyor. Rejim şimdi nükleer programını ortadan kaldırmayı kabul etmiyorsa, haftalarca süren petrol ihracatı ve diğer hafifletmelerden sonra neden kabul etsin ki?

Güçlü bir nükleer anlaşmayı tanımlamak zor değil: Sıfır nükleer zenginleştirme ve plütonyum yeniden işleme, zenginleştirilmiş uranyum stoğu olmaması, ilgili tüm tesislerin, santrifüjlerin ve üretim alanlarının sökülmesi, tam şeffaflık ve kısıtlamasız denetimler. İran’ın bombayı aramadığına dair beyanı anlamsız. İran her zaman bunu söylemiş ve tam tersini yapmıştır. İyi bir anlaşma, yetenekleri ortadan kaldırmayı gerektirir.

Şimdi 60 gün içinde zenginleştirilmiş uranyum için bir çözüm bulma sözü, İran’ı makul bir zaman çizelgesinde tüm stoğu ortadan kaldırmaya, seyreltmeye veya imha etmeye özel olarak bağlamadığı sürece pek bir anlam ifade etmez. Sadece “yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun” imha edilmesi işe yaramaz, çünkü zenginleştirme oranı düşük gibi görünen %3,67’ye bile ulaşmış olsa bile, zaten silah sınıfına ulaşmanın %70’ini oluşturmaktadır.

Bu arada, petrol ihracatına izin vermek rejimi mali olarak kurtaracak ve İran’ın karşılık olarak anlaşmayı ve Boğazı tehdit edebileceği bir ortamda yaptırımların uygulanmasına yeniden başlamak kolay olmayacaktır. Nükleer müzakerelerden önce rejime milyarlarca dolarlık dondurulmuş fonlara erişim izni vermek başka bir kurtarma operasyonu olacaktır. Trump’ın İran’a yatırım yapma konusundaki konuşması, devrimci rejimin İran’ın normal bir ülke olmasını istediğini düşünme hatasına düştüğünü gösteriyor. Bunun için hiçbir kanıt yok.

Anlaşma ayrıca İran’ın füzeleri ve terör vekilleri konusunda da herhangi bir taahhüt içermiyor. Bunlar, kimsenin fazla bir şey beklemediği “bölgesel görüşmelere” bırakılacak. Bu durum, anlaşmanın Lübnan’da koruyabileceği Hizbullah’tan kaynaklanan risklerin yanı sıra, İran’ın saldırılarının yükünü çeken Körfez Arap devletleri için de risk oluşturuyor. Bu anlaşmanın ironik yanı, İran’ın füze cephaneliğini yeniden inşa etmesine izin verilirse Körfez devletlerinin daha büyük ABD savunma taahhütlerine ihtiyaç duyacak olmalarıdır; aksi takdirde İran’a kendi tavizlerini vereceklerdir.

*** 

En büyük risk, Trump’ın bu anlaşmayı İran rejimiyle fiili bir ortaklık olarak görmesidir. Obama gibi, nihai anlaşmayı imzalamak veya imzalandıktan sonra korumak için ihlalleri göz ardı edebilir. Trump’ın yardım sözü verdiği İran halkı büyük kaybedenler olacaktır.

İran’ın yeni liderlerinin, Trump’ın daha fazla çatışma arzusunda olmadığı sonucuna varmaları ve buna göre müzakere etmeleri muhtemeldir. Kongre, Trump’ın İran’la yapacağı nihai anlaşmayı yakından incelemeli ve eğer hâlâ “Amerika’ya ölüm” diyen bir rejimi destekliyorsa, bunu reddetmelidir.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.