İyi ki varsın Cem Yılmaz!

5 Eylül 2026

Sabah paylaşımı görünce deriiiiin bi nefes aldım.

Sigarayı bırakmış. Kiloyu vermiş.

“İstediğiniz her şeyi yaptım” diyor, sonra dönüp topu topluma atıyor:

“Sıra sizde…”

Adamın hastalıktan yeni çıkmış hali bile espri.

Zaten mesele de bu.

Cem Yılmaz, Türk mizah tarihinin en önemli yapı taşlarından biri. Bunu söylerken hiç abartmıyorum. Çünkü bi komedyenin gerçek testi sadece sahne değil, sahneden sonrası…

Yıllar sonra insanların ağzında ne kaldığı…

Düşünün, hepimizin gündelik muhabbetinde bi yerde mutlaka şu cümle geçer:

“Cem Yılmaz’da var ya… hani şöyle diyor…”

“Little little, in the middle…” demeyen var mıdır Allah aşkına kahvaltılarda…

“Bir cisim yaklaşıyor Komutan Logar!”

“Ateş, su, toprak, tahta… G.tünüzden element uydurmayın!”

“Evet tarafından…”

“Eğitim şart!”

Toplantıda geçer.

Aile sofrasında geçer.

Taksi yolculuğunda geçer.

Replikleri dile yerleşmiştir.

Bu, bi sanatçının ulaşabileceği en yüksek yerlerden biri bence.

Sözünüz artık size ait değildir, halkın malıdır.

Filmleri de öyle. İtiraf edeyim, hepsini aynı ölçüde takip edemedim. Ama izlediklerimde hep aynı şeyi hissettim: Seyirciye saygı.

“Ne versek gider, ne kakalasak yer” diyen bi zihin değil o… Tam tersine, her işinde en iyisiyle, en profesyoneliyle çalışılmış. Görüntüsünden efektine, oyuncusundan sesine kadar…

Bu ülkede bu titizlik ne yazık ki kural değil, istisna.

Sağlığı iyiymiş.

En çok buna sevindim.

İyi ki varsın Cem Yılmaz.

Daha çok güleceğiz.

Seni çok seviyoruz.

Çok ayıp ama…

Seni ne kadar çok sevdiğimi, sana bi şey olma ihtimalinde anladım. O da benim eşekliğim.

Hep iyi ol.

‘Hassasiyet’in sınırı ne?

12 Eylül’de Ataköy Marina Arena’da Anyma sahne alacaktı.

İstanbul Valiliği izin vermedi.

Anyma kim?

İtalyan-Amerikalı prodüktör Matteo Milleri.

Tale of Us’ın kurucu ortağı.

Müziği kadar sahne şovlarıyla da ünlü.

Dijital animasyonlar, dev robotik karakterler, fütüristik görseller…

2026 ÆDEN turnesiyle İstanbul’a geliyordu.

Şimdi sıkı durun!

Aynı adam, 28 Eylül 2024’te, aynı yerde, Ataköy Marina Arena’da sahne aldı:

“Anyma presents GENESYS.”

Hatta, Ataköy Marina Arena kendi internet sitesinde, mekanın 2024’te Anyma’nın Genesys şovuyla açıldığını yazıyor.

O zaman kimsenin aklına “satanizm” gelmemiş.

“Pagan ritüeli” gelmemiş.

“Kültürel terör” hiç gelmemiş!

Peki 2 yılda ne değişti?

Anyma mı?

Hayır.

Sahne şovunun dili mi?

Hayır.

Değişen şey, bu kez konser öncesinde muhafazakar yayın organlarında peş peşe çıkan yazılar…

Sahnedeki görseller “satanist ritüel”, “şeytanın çocuklarının şovu” diye tarif edildi.

İptal çağrıları yapıldı.

Ve bir kavram dolaşıma sokuldu:

“KÜLTÜREL TERÖR.”

Öyle üzerinde durmadan geçilecek iki kelime değil bu…

Çünkü bi ışık şovunu, bi maskeyi, biri dijital animasyonu “terör” kelimesiyle yan yana getirdiğiniz anda, tartışmanın zeminini değiştiriyorsunuz.

Artık “Ben bunu sevdim / sevmedim” demiyorsunuz.

“Bu tehlikelidir” diyorsunuz.

Ve hoşlanmadığınız bi sanat eserini, konseri, kitabı, filmi, oyunu bi anda “tehdit” kategorisine sokuyorsunuz.

Sonra?

Konser yapılamıyor.

Beni asıl düşündüren tam da bu:

Çünkü “toplumsal hassasiyet” dediğimiz şeyin sınırı nerede?

Kimin hassasiyeti?

Ölçüsü ne?

Kaç köşe yazısı gerekiyor?

Kaç haber?

Kaç tweet?

Kaç kişinin “Bundan rahatsız oldum” demesi, binlerce kişinin bilet aldığı bir etkinliğin yapılamaması için yeterli…

Ben Anyma dinlemem.

Robotlu, ışıklı sahne şovu da bana bir şey ifade etmiyor.

Sevmem.

Ama zaten mesele bu değil.

Mesele, sevmediğimiz bi şeyin yasaklanmasını alkışlayıp alkışlamayacağımız.

Çünkü bugün sizin sevmediğiniz bi elektronik müzik konseri “toplumsal hassasiyet” gerekçesiyle yapılamaz hale gelir, yarın başka bir konser…

Sonra bi oyun… Bir sergi… Bir film…Bir kitap.

Ve bir gün sıra sizin sevdiğiniz şeye gelir.

İşte o zaman “Ama bu başka!” deme hakkımız kalmaz.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.