Ege’nin en rafine gastronomi duraklarından biri olan Urla, yılın en karakteristik anlarından birini yaşıyor. 12. Uluslararası Urla Enginar Festivali, bu yıl da yalnızca bir yerel etkinlik olmanın ötesine geçerek; üretim, sürdürülebilirlik ve gastronomi ekseninde güçlü bir hikâye anlatıyor.
1–3 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen festival, Jandarma Kavşağı’ndan başlayıp Cumhuriyet Meydanı’na uzanan renkli kortejle kapılarını açtı. Şeflerden çiftçilere, çocuk sporculardan yerel üreticilere uzanan geniş katılım, Urla’nın çok katmanlı kültürünü sahneye taşıdı. Bu yalnızca bir açılış değil; toprağın, emeğin ve kolektif hafızanın görünür hale geldiği bir geçitti.
Festivalin açılışında konuşan Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan, kentin kimliğini net bir çerçeveye oturttu: “Urla, üreten bir şehir olmayı seçti.”
Tarımı yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değil; bilgi, sabır ve doğayla kurulan hassas bir denge olarak tanımlayan Balkan, 102 üretici, 1.268 dönüm üretim alanı ve yaklaşık 6 milyar baş enginar rekoltesiyle bu dengenin somut karşılığını ortaya koydu.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ise Urla’yı daha geniş bir perspektife yerleştirdi. Antik çağlardan bu yana üzümcülük ve tarımın merkezi olan bu coğrafyanın, bugün gastronomi turizmiyle yeniden yorumlandığını vurguladı.
Ancak altını çizdiği kritik nokta, bu değerlerin korunması gerekliliğiydi. Urla’yı yalnızca yapılaşma alanı olarak görmenin, bu güçlü mirası göz ardı etmek anlamına geldiğini özellikle ifade etti.
Bu noktada festivalin esas gücü, uluslararası gastronomi sahnesiyle kurduğu bağda ortaya çıkıyor. Bu yılın en dikkat çekici başlıklarından biri, gastronomi dünyasının usta isimlerinin Urla’da buluşması oldu.
Türk-Yunan dostluğunun mutfaktaki güçlü temsilcilerinden Maria Ekmekçioğlu, Tayland’dan Thanyarat Santichatsak, Gaziantep mutfağının önemli isimlerinden Mine Özmen, Yunanistan’dan Emmanouil Chiras ve İspanya’dan Marti Roca Tirado ile Marc Roca Payet festivalin uluslararası kimliğini güçlendiren isimler arasında yer aldı.
Usta şeflerin gerçekleştirdiği atölye ve tadım etkinlikleri, festivale yalnızca hareket değil, derinlik de kazandırdı. Her biri kendi mutfak kültüründen taşıdığı teknikleri, Urla’nın sakız enginarı ve zeytinyağıyla buluşturdu.
Bu buluşma, tek bir ürünün farklı coğrafyalarda nasıl yeniden yorumlandığını gösteren güçlü bir gastronomi diyaloğu. Şefler yalnızca yemek pişirmiyor; aynı zamanda Urla’nın hikâyesini dünyaya taşıyan kültür elçileri haline geliyor.

“GastroFarm Urla” vizyonu, festivalin arkasındaki asıl stratejiyi oluşturuyor. Tarım ile gastronomiyi birbirinden kopuk değil, aynı bütünün parçaları olarak ele alan bu yaklaşım; Enginar Festivali’ni yıl geneline yayılan bir modele dönüştürüyor.
Urla Ziraat Odası Başkanı Muharrem Uslucan’ın sözleri ise festivalin duygusal omurgasını kuruyor: “Toprak varsa hayat var.”
Sakız enginarının yalnızca bir ürün değil, bir yaşam biçimi olduğunu hatırlatan Uslucan, bu değerin korunmasının hayati önem taşıdığını vurguluyor.
Üç gün boyunca sürecek festival; atölyeler, söyleşiler, konserler ve üretici pazarlarıyla Urla sokaklarını bir açık hava platformuna dönüştürüyor. Ancak bu etkinliği farklı kılan, yüzeydeki hareketlilikten çok daha fazlası.
Urla Enginar Festivali, bir gastronomi etkinliğinden fazlasını temsil ediyor. Bu, sürdürülebilir bir geleceğin nasıl kurulabileceğine dair sahici bir model.
Ve belki de en önemlisi, iyi yemeğin nerede başladığını yeniden hatırlatıyor: Toprakta.
3 Mayıs 2026 - Üretimin Ritmi, Gastronominin Sahnesi: Urla’da Enginar Zamanı
29 Nisan 2026 - Gücün yeni tanımı: Erkek liderliğin sessiz devrimi
27 Nisan 2026 - 427 Metrelik Tatlı: Londra’da Bir Rekor Değil, Bir Hikâye Yazıldı
24 Nisan 2026 - Sizi Kimse Rahatsız Etmeden Siz Kendinizi Rahatsız Edin
23 Nisan 2026 - Zeytinyağının Ötesinde: İngiltere Pazarında Türkiye’nin Şansı Var mı?