Dünyaca ünlü sokak sanatçısı Banksy’nin son işini gördünüz mü?
(Mutlaka sosyal medyada denk gelmişsinizdir.)
Ben çarpıldım.
Londra’da, Waterloo Place’te bi heykel beliriyor.
Bir anda. Sessizce.
Takım elbiseli bi adam.
Elinde kocaman bi bayrak var.
Ama o bayrak, adamın yüzünü tamamen kapatıyor.
Yani?
Adam yürürken, önünü göremiyor.
Ve en sert an:
Boşluğa adım atmak üzere.
Durun.
İşte tam burada durun.
Çünkü hikâye tam burada başlıyor.
Bu iş… Güç, iktidar, milliyetçilik eleştirisi.
Ama bana sorarsanız daha da net:
Körlük… Kör milliyetçilik…
‘Kör milliyetçilik’ ne demek?
Ülkesini sevmek değil.
Sevgiyle bunun alakası yok.
Kör milliyetçilik; sorgulamamak, görmemek.
Duymamak.
Yanlışı bile doğru sanmak.
Bir bayrağa, bir fikre, bir lidere…
Öyle bağlanmak ki…
Gerçeği kaybetmek…
Heykeldeki adam da tam bunu yapıyor.
Bayrak yüzünden kör.
Ama yürümeye devam ediyor.
Ve nereye gittiğini bilmiyor.
Spoiler: Uçuruma…
Ben çok etkilendim!
Çünkü sadece bir heykel değil bu.
Şu anın fotoğrafı.
Dünyanın.
Bizim.
Hepimizin.
Ve bir de işin başka güzel bi tarafı var:
Westminster City Council, yani Westminster Belediyesi ne yapmış biliyor musunuz?
Hiçbir şey!
“Bu ne ya?” deyip kaldırmamışlar.
Üstünü örtmemişler.
Panik yapmamışlar.
Demişler ki:
“Kalsın.”
Bu kadar.
Medeniyet bazen budur işte.
Dokunmamayı bilmek.
Bizde olsa?
“Bu ne?”
“Kaldırın!”
“Yasaklayın!”
“Üstünü kapatın!”
Ve muhtemelen…
Sanatçı kendini Silivri yolunda bulurdu.
Acı ama gerçek.
Bazen bir toplumun seviyesi…
Sanatla kurduğu mesafeden belli oluyor.
Ve bazen en güçlü refleks:
Hiç refleks göstermemek.
Neyse…
Dedim ya ben çok etkilendim.
Londra’ya gider gitmez gidip göreceğim dedim…

Amaaaaa….
Burunom ve Alyam benden hızlı çıktı🤣
Fotoğrafı çekmişler bile.
Ben?
Yine nal topladım