Kölelik, çağlar boyu insanlığın ayıbı oldu, bugün de devam ediyor; bizde de…

Pek çok insan modern köleliği başka yerlerde, başkalarına olan bir şey olarak görüyor. Bu algı, sömürünün herkesin gözü önünde devam etmesine yol açıyor. Modern kölelik azalmadı, daha da yaygınlaştı. Küresel gelişmelere uyum gösteriyor. Günlük yaşamın dokusuna, meşru sistemlerin içine yerleşiyor.

10 Mayıs 2026

Gözümüzün önünde duran ama fark etmediğimiz, anlamlandıramadığımız şeyler için kullanılan İngilizce bir deyim var: “Hidden in plain sight.” Casusluk filmlerinde, polisiye dizilerde, psikoloji, sosyoloji metinlerinde sıkça kullanılır. “Göz önünde saklanmış” diye çevirebileceğimiz, apaçık ortada durduğu halde gözden kaçırdığımız şeyler için kullanılan bir deyim bu.

İngiltere’de geçen hafta yayınlanan “Modern Kölelik” raporu, bana bu deyimi hatırlattı. Bugün sokaktan geçen insanlara “çağımızda kölelik var mı” diye sorsak, herhalde yüzde 95’i “hayır” diye cevap verir. Geri kalan yüzde beşin bir kısmı belki kapitalizmin çalışma koşullarının insanları “köle gibi” çalışmaya zorladığını söyleyecek, belki birkaçı da bazı ülkelerde insanların birtakım işlerde zorla çalıştırıldığını okumuş olduklarını hatırlayacaktır. 

Geçen hafta yayınlanan “Modern Kölelik” raporu, 21. yüzyılda, “gibi” olmayan, her yönüyle gerçek anlamda köleliğin hala var olduğunu, artarak sürdüğünü, dünyada zorlaşan yaşam koşullarının, savaşların, iç savaşların, küresel ısınmanın, göçlerin, gelişen teknolojinin, internet ortamının, yapay zekanın modern köleliğin sürdürülmesine ve yaygınlaştırılmasına katkıda bulunduğunu söyleyen ilk rapor değil. Görünüşe göre son rapor da olmayacak.

 

Gözümüzün önünde süren sömürü

İngiltere 10 yıl önce, her türden zorla çalıştırma ve sömürü ile mücadele için “Modern Kölelik Yasası”nı kabul etmiş. Pek çok özel ve resmi kuruluş bu yasa desteğinde sahaya çıkmış. Acil destek ve ihbar hatları kurulmuş. Zorla çalıştırmaya maruz kalan binlerce kişi, “efendilerinin” elinden kurtarılmış, bu kişilerin yeniden bir hayat kurmalarına yardım edilmiş. 

Geçen hafta yayınlanan rapor da bu yasa çerçevesinde kurulan, “Kölelikle Mücadele Bağımsız Komiserliği”nin (Independent Anti-Slavery Comissioner) bir çalışması. Raporun temel bulguları şunlar: 

Modern kölelik azalmadı, aksine daha da yaygınlaştı. Küresel gelişmelere uyum gösteriyor. Günlük yaşamın dokusuna, meşru sistemlerin içine yerleşiyor. Küresel çatışmalar, insanların yerlerinden edilmesi, ekonomik istikrarsızlık, yoksulluk, kurumsal yapıların zayıflaması ve bütün bu faktörlerin zorladığı göç, sömürüye maruz kalan bireylerin sayısını artıracak ve aynı zamanda yeni sömürü fırsatları yaratacak. 

Yapay zeka, dijital platformlar, kripto para birimleri ve şifreli iletişim, insan tacirlerinin kurbanları daha geniş ölçekte, daha hızlı, daha anonim ve daha sofistike bir şekilde ayartmasına, kendine bağlamasına, kontrol etmesine ve bunlardan kâr etmesine olanak tanıyor. Bu gelişmeler, yapay zeka destekli dolandırıcılık, çevrimiçi cinsel sömürü ve dijital ortamda gerçekleşen zorlama dahil olmak üzere yeni ve giderek daha gizli hale gelen sömürü biçimleri yaratırken, aynı zamanda suçluların bu alana girişinin önündeki engelleri de azaltıyor.

“Günlük yaşamın dokusuna, meşru sistemlerin içine yerleşmek” gibi ifadeler biraz şifreli konuşmaları andırıyor olabilir. Aşağıda modern köleliğin tarifini yaptığımızda bu şifreler açıklık kazanacak. Günlük yaşam içinde bize “normal” gelen bazı sosyal ilişkilerin de modern kölelik kapsamına girdiğini göreceğiz. Şimdilik, duyulan endişenin derinliğini raporun şu ifadeleriyle anlamaya çalışalım: “Ülke içinde, ekonomik baskılar riskin yapısını değiştiriyor. Modern kölelik artık ağırlıklı olarak yurt dışından gelen (kaçırılan) insanları etkileyen bir suç değil. Modern köleliğin kurbanları arasında en yüksek oranı artık İngiltere vatandaşları oluşturuyor. Artan yaşam maliyetleri, borçlar ve güvencesiz iş koşulları, sömürünün, milyonlarca insanın ihtiyacını karşılayan çeşitli sektörlerde günlük yaşamın bir parçası haline gelmesine zemin hazırlıyor.”  

Bu uyarı ve şu çarpıcı cümleler, bu konuda bir nebze hassasiyetimiz varsa, ülke olarak bizim de şapkamızı önümüze koyup düşünmemizi gerektiriyor: “Pek çok insan modern köleliği hâlâ başka yerlerde, başkalarının başına gelen bir şey olarak görüyor. Bu yanlış algı, sömürünün herkesin gözü önünde devam etmesine yol açıyor. Kamuoyunda yaygın bir farkındalık oluşmazsa, en katı yasalar bile gerçek hayatta bir etki yaratmakta zorlanacak.”

Sık sık hatırlattığım, hatırlatacağım için kusura bakmayın. Yukarıda sözü edilen sömürü, kapitalist sömürü değil. 21. yüzyılda sürmekte olan kölecilikten söz ediyoruz.  Bu yazıyı okurken, “biz de köle gibi çalışıyoruz” diye düşünmekten bir an için vaz geçin…

Gelişmiş-geri kalmış, doğu-batı, kuzey-güney bütün dünyayı sarmış bir olay

Kolayca akla gelebileceği gibi modern köleliğin en yaygın olduğu yerler Afrika, Latin Amerika, Asya ve Ortadoğu… Uyuşturucu işi, suç örgütlerinin emrinde çalışma, fahişelik ve çocuk işçilik dışında modern kölelik, madencilik, inşaat, tarım, atık işleme, temizlik, ev hizmetleri, elektronik, tekstil, pamuk toplama ve işleme, silah-mühimmat üretimi ile paralı askerlik gibi “sektörlerde,” bazen devlet eliyle daha çok özel sektör marifeti olarak, artarak sürdürülüyor. Bu coğrafyalarda denetim ve takipten pek söz etmek mümkün değil. Kullanılan işgücü karşılığında belirli miktarlarda ödeme yapılması bir ölçü değil. Ölçü, içine düşülen esaretten kurtulamama… 

Ortadoğu’da bir “kefalet sistemi” (Kafala) var örneğin… 2022 Dünya Kupası için Katar’daki inşaatlarda yabancı işçi çalıştırılması sırasında tüm dünyanın vakıf olduğu bir mesele haline gelmişti. Bu yüzden Dünya Kupası’nın boykot edilmesini önerenler oldu. 

Kefalet sisteminde işçilere bir işveren kefil, teknik tabiriyle “sponsor” olur. İşçinin çalışma ve ikamet izni bu sponsora bağlıdır. İşçi, işverenin izni olmadan ülkeyi terk edemez, iş değiştiremez. Yaygın olarak işverenler, işçilerin pasaportlarına el koyarak onların kaçmasını veya yasal yollara başvurmasını engellerler. Böylece, düşük ücret, uzun çalışma saatleri, sağlıksız koşullar ve fiziksel/psikolojik şiddet inşaatın tahta perdeleri ya da işyerinin duvarları arkasında rahatlıkla uygulanabilir. 

Uzaktan, sesli veya görüntülü konuşmalarla yapılan dolandırıcılıklarda, basbayağı, zorla kaçırılan veya kandırılan “köle işçiler” kullanıldığına bu köşede daha önce değinmiştik. Myanmar-Tayland sınırında, milyarlarca dolarlık dolandırıcılık endüstrisinin operasyon merkezlerinde çalışan, insan kaçakçılığı yoluyla getirilen “işçiler,” işkence dahil her türlü şiddet kullanılarak burada alıkonuyordu.  

“İnsan kaynakları” şirketlerinin meslek sahibi yapma ve iyi gelir getiren iş bulma vaadiyle devşirdikleri ve bunun için paralarını da aldıkları genç erkekleri Rusya ordusunda Ukrayna cephesine sürdüklerini, genç kadınları Tataristan’daki Rus dron fabrikasında çalıştırdıklarını da bir başka yazıda anlatmıştık. Her iki durumda da kurbanların ayrılmasına izin verilmiyordu. 

İngiltere’deki “Kölelikle Mücadele Bağımsız Komiserliği’nin bu yıl Şubat ayında yayınlanmış olduğu bir başka rapor, “savaşta kullanılan bir silah olarak kölelik” meselesini ele alıyor. Bu raporda, “Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ve El Şebab gibi terörist grupların yanı sıra Somali federal güvenlik güçleri, Rus ordusu ve Rusya destekli güçlerin askeri, ekonomik ve ideolojik hedeflerine ulaşmak için sistematik olarak modern köleliği ve insan ticaretini kullandıkları” belirtiliyor. 

Bu konuda araştırma yapanların, rapor yazanların devletlerden, hükümetlerden bağımsız olması çok önemli. Yoksa mesela yukarıda sözünü ettiğimiz raporda şöyle bir paragrafın olması herhalde mümkün olmazdı: “Uluslararası askeri konuşlandırmaların söz konusu olduğu tarihsel örneklerde görüldüğü üzere, müttefik personelin kasıtlı ya da kasıtsız olarak insan ticaretine olan talebe katkıda bulunma riski bulunmaktadır ve bu risk yeterince araştırılmamıştır. Örneğin, 1990’larda ve 2000’lerin başında Güney Kore’deki ABD askeri üsleri seks ticareti için birer merkez haline gelmişti. Benzer şekilde, Bosna ve Kosova’daki, insan ticareti mağduru kadın ve genç kız sayısındaki artışla, buradaki BM ve NATO birliklerinin konuşlandırmalarının bağlantılı olduğu belirlenmişti.”

AGİT, 2003’ten beri modern köleliğin peşinde

Modern köleliğin gelişmiş ülkelerde de yoğun biçimde olduğunu İngiltere’dekine benzer izleme kurumlarının Almanya, Hollanda, Belçika, İsveç, Finlandiya, ABD, Güney Kore ve Japonya gibi ülkelerde görülmesinden anlamak mümkün.  Aslında bu kurumların bütün Avrupa’da olması lazım, çünkü bu meseleye 2003 yılında Türkiye’nin de kurucu üyesi olduğu Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) el atmış. “İnsan Ticareti ile Mücadele Koordinatörlüğü” kurmuş ve başına da bir “Özel Temsilci” getirmiş. Bu çerçevede AGİT üyesi 57 ülke de İnsan Ticareti ve modern kölelik konusuna eğilmek zorunda kalmış. 

AGİT gibi üst düzey bir güvenlik teşkilatının bu konuyu ciddiye almasının nedeni belli. İnsan ticareti ve modern kölelik organize suç örgütleri ile iç içe bir konu. Bunun ulusal güvenlik boyutu da var. Ancak, meselenin suç örgütlerini izleme ve yakalamanın ötesinde önleyici tedbirleri gerektiren sosyal boyutu da çok önemli. Bu yüzden birçok ülke bu iş için bağımsız raportörler çalıştırıyor. Ayrıca sivil toplum kuruluşları (STK) da sahada çalışarak hem izleme faaliyetlerine katkıda bulunuyor hem de önleyici tedbirler alınmasını, kölelikten kurtarılan kurbanların yeni bir hayat kurmasını sağlıyor. 

Modern kölelik nedir? Hangi yöntemlerle insanlar köleleştiriliyor?

Walk Free, Avustralya merkezli bir STK; modern köleliğin ölçülmesi, belgelenmesi ve ortadan kaldırılması için çalışan küresel bir insan hakları örgütü. 160 ülke için, 5 yılda bir Modern Kölelik Endeksi (Global Slavery Index) yayınlıyor. Sonuncusunu 2023’te yayınlamış. Walk Free, modern kölelik tahminleri, kırılganlık analizleri ve hükümetlerin aldıkları önlemleri içeren dünyanın en kapsamlı veri setine sahip.  

Walk Free, “Modern kölelik birçok şekil alabilir… bu, bir kişinin tehdit, şiddet, baskı veya aldatma nedeniyle reddedemeyeceği ya da kaçamayacağı sömürü durumlarını ifade eder,” diyor.

“Her türlü biçimiyle (modern kölelik), bir kişiyi sömürmek amacıyla onun özgürlüğünü elinden almaktır; bir işi kabul etme ya da reddetme özgürlüğünü, bir işverenden başka bir işverene geçme özgürlüğünü ya da evlenip evlenmemeyi, ne zaman evleneceğini ve kiminle evleneceğini belirleme özgürlüğünü…”  

“Modern kölelik, zorla çalıştırmayı, zorla evlilik veya kulluk evliliğini, borç esaretini, ticari amaçlı zorla cinsel sömürüyü, insan kaçakçılığını, köleliğe benzer uygulamaları ve çocukların satışı ile sömürüsünü içerir.”

Burada bize özellikle tanıdık gelecek olan zorla evlilik konusu, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2012’de ele alınmış. BM özel temsilcisi zorla evlilik hakkında şunları söylüyor: “Evlenmeye zorlanan kadınlar ve genç kızlar, hayatlarının geri kalanında köle gibi bir evlilik içinde kalırlar. Kendi geleceklerini seçme haklarından mahrum bırakılırlar.” 

Literatürde bu durum “kulluk evliliği” veya “esaret altında evlilik” olarak Türkçeleştirilebilecek “Servile Marriage” olarak adlandırılıyor ve kadınların para, mal veya bir başka ödeme karşılığında “verilmesi” (mülk), eşin ölümü üzerine kadının kocanın ailesinden bir başka kişiyle evlendirilmesi (miras), kadının reddetme hakkının olmaması, çocuk yaşta evlilikler bu kapsamda değerlendiriliyor. Yukarıda sözünü ettiğimiz BM raporu, bunun sonucu olarak kadınların ve genç kızların her gün ev içi köleliğe, fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kaldıklarını söylüyor ve şu yargıyı dillendiriyor: “Bu tür kölelik biçimlerini ne geleneksel ne dini ne kültürel ne ekonomik ne de güvenlikle ilgili hiçbir gerekçe haklı çıkaramaz.” Nokta.  

Türkiye “modern kölelik”ten azade olabilir mi?

Walk Free’nin 2023’te yayınladığı rapor, Türkiye’de de yankı bulmuş. Bazı sitelerde çarpıcı başlıklarla yayınlanmış. “Türkiye modern kölelikte dünyada beşinci,” veya “Türkiye’de 1,3 milyon modern köle var,” veya “Türkiye Avrupa’da modern kölelikte birinci,” gibi. Gerçekten de Türkiye’deki modern köle sayısı ve ülkenin sıralamadaki yeri raporda aynen böyle. Bu haber, haliyle, konuya hassasiyet göstermesi beklenen “olağan şüpheli” yayın organlarında bu başlıklarla yer almış. Ama başka yerlerde yayınlanmamış. Bildiğimiz gazeteler herhalde rakamı “abartılı” bulmuşlardır ya da “zülf-i yâre” dokunmak istememişlerdir. 

Zaman zaman, mesela Uluslararası Çalışma Örgütü’nün daha sınırlı tanıma dayalı çok daha düşük rakamlarını aktaran haberlere de yer verilmiş. Tabii yine “olağan şüpheliler” tarafından. (Bu konuda 10 Haber arşivinde kapsamlı bir analiz bulunabilir. Mehmet Öğütçü- Kölelik Bitti mi, Yoksa Sadece Adını mı Değiştirdi?)

Ben rakamı abartılı bulmuyorum. Çünkü modern kölelik dendiğinde refleks olarak sadece göçmenlerin pasaportlarına el konularak gözden uzak yerlerde çalıştırılmasını anlamıyorum. Ağanın marabasını borçlandırıp ürününe el koyması “filmlerde kaldı” diye düşünmüyorum. Baba kararıyla evliliği, çocuk yaşta evlendirmeyi, kuma müessesesini, bazı ailelerde gelinin statüsünü, sucu-mendilci çocukları düşünmeden edemiyorum. “Eti senin kemiği benim” diye ustasına teslim edilen çırak çocukları hatırlıyorum. Kadın cinayetleri hep kıskançlıktan mı oluyor diye soruyorum kendime, neden bu cinayetlerde bu kadar çok yabancı uyruklu kadının adı geçiyor? Bunların hepsini içeren bir modern kölelik tanımı içinde 1,3 milyon rakamını abartılı değil, en hafifinden “uyarıcı” buluyorum. 

“Bizde olmaz,” diyenlerin, “istisnai olayları abartmayalım” düşüncesindekilerin, geleneklerin arkasına sığınanların, “tarihimizde yok” iddiasında bulunanların sürekli su taşıdıkları büyükçe bir değirmen var ve dönmeye devam ediyor. 

Tarih boyunca mücadele edilen ama ortadan kaldırılamayan büyük ayıp

Bize tarih derslerinde eski Yunan ve eski Roma’nın köleci toplumlar olduğu öğretilmişti. Onlardan çok daha eski olan Sümerler’in de köleci olduğunu bilmezdik mesela… İnsanların tarımı bulmalarıyla köle çalıştırmaya başlamaları arasında uzun bir zaman dilimi olmadığını ise çok sonraları öğrendik. Köleleştirmenin çeşitli yolları bugün bile çok bilinen bir konu değil. 

Türkiye’de, David Wengrow ile birlikte yazdığı “Her Şeyin Şafağı: İnsanlığın Yeni Tarihi” adlı kitabıyla tanınan antropolog, tarihçi David Graeber’in çok önemli bir başka eseri daha var: “Borç: İlk 5000 yıl.” Graeber bu kitabında köleliğin borçlandırma ile olan ilişkisini ayrıntılı biçimde inceliyor. Bu çerçevede kitabında tarihte köleliğin biçimlerini şöyle aktarıyor: Savaşta esir düşme, saldırı ve talan sırasında kaçırılma, borç köleliği (veya başka cezalar), babanın çocuklarını satması, kişinin yoksulluk durumlarında kendini satması… Bunlar içinde sadece savaşta esaret ve talan sırasında insan kaçırma biçiminin meşru sayıldığını, diğerlerinin ise dini, ahlaki veya yasal gerekçelerle çoğu zaman gayrı meşru kabul edildiğini belirtiyor. Ama her çağda ve her kültürde nasıl sürdüğünü, üstlerinin nasıl örtüldüğünü de örnekleriyle, kapsamlı bir şekilde anlatıyor. Görüldüğü gibi değişen fazla bir şey yok. 

“Bizde olmaz, çünkü tarihimizde yok” diyenler, Osmanlı’da, eski Türklerde kölelik yoktu iddiasında bulunanlar için de oldukça muhafazakar bir kaynaktan bir makale seçtim, Türk Tarih Kurumu’nun “Belleten”inden. (Türk Sosyal Hayatında Kölelik-İsmail Parlatır) Okumanızı tavsiye ederim. Buraya birkaç alıntı bırakayım, bir fikir versin:

“Osmanlı devletinde kölelerin saray hizmetinde kullanılması ve özellikle câriyelerin saraya girmesi, Orhan Bey zamanından başlayarak gittikçe arttı. Fatih döneminde kurulan ‘Harem’, ‘cariyelik’ kurumunun oluşmasında, gelişmesinde ve revaç bulmasında büyük etken olmuştur.”

“Esir elde edilmesinde ilk sırayı savaşlar alırlar. Osmanlı kanunlarına göre savaşta elde edilen esirlerin beşte biri padişaha düşmekte idi; kalanları ise öteki devlet büyükleri paylaşırdı.”

“Bir de bu işi geçim vasıtası olarak kullanan yeniçeriler vardı. İnsan avcılığı biçiminde Azak, Kılburun, Özi, Çehrin, Hotin, Kamamçe, Bosna, Kilis, Açu, Tiflis vb. kalelerde nöbetçi olan yeniçeriler, Kazak, Kalmuk, Nogay, Çerkeş beyleri ve Tatar Hanları ile iş birliği yaparak esir toplarlardı.”

“Eski Türklerde köle kullanımı konusunda en sağlam kaynak ‘kuşkusuz yazılı belgelerdir. Bunlar içerisinde eskilik açısından ilk sırayı Orhun yazıtları almaktadır. Nitekim yazıtlarda yer yer ‘kul’, ‘câriye’ sözlerine rastlamaktayız. Ancak bunların verdiği kavram geniş olduğu kadar bu kişilerin sosyal durumu konusunda da yeterli ve doyurucu bilgi ile karşılaşamıyoruz.”

“Uygurlar döneminde ise yeni bulunan köle satış belgelerinden bu kurumun varlığını daha açık ve kesin olarak değerlendirebiliyoruz.”

“Uygurlardan sonra Karahanlılar, Harzemşahlar ve özellikle Selçuklular dönemlerinde eskiden beri süregelen kölelik, artık yavaş yavaş yerleşik hayata geçen Türklerde kesin çizgilerle belirmeye başlar.”

“İşte bu dönem sosyal hayatında daha da artan köleliğin varlığını, Türk kültür tarihinin en eski ve önemli belgelerinden olan Divani Lügati’t-Türk’te bulabiliyoruz.”

Sanırım, “tarihimizde yoktu” argümanı, iyimser bir bakış açısıyla, benim yaşımdakilerin çok iyi hatırlayacağı, Emin Oktay’ın ortaokul-lise tarih kitaplarından veya sonraki benzerlerinden öteye geçmeyen tarih bilgimizden kaynaklanıyor. Bunu söylerken, bu tür argümanların veya bazı uygulamaları geleneklere bağlamanın “modern kölelik’ gibi bir kurumun üzerinin örtülmesinde, gizlenmesinde oynadığı rolü küçümsememek gerektiğini de eklemeliyim.

86 milyon nüfus için yeterli olmayan çabalar

Bizde hiçbir şey yapılmıyor değil. Bir dizi STK bu konularda çalışıyor. Göçmenlerin sorunlarını, insan kaçakçılığını, kız çocuklarının evlendirilmesini, çocuk işçiliği takip eden STK’lar var. Yasalar var.  İnsan kaçakçılığı, göçmenlerin zorla çalıştırılması gibi konular için yabancılar şubesinin ALO 157 ihbar hattı var. Yasa dışı çocuk işçi çalıştırma ve kız çocuklarının evlendirilmesi için ALO 183 sosyal yardım hattı kullanılabiliyor. 

Eksik olan, meselenin polisiye bir konu olarak değil sosyal bir yara olarak algılanması; yasalardan destek alan, devlet tarafından bütçesi sağlanan ama tamamen devletten bağımsız bir kurumun izleme, önleme, destek faaliyeti yürütmesi. Bizim “devlet anlayışımız” buna izin vermiyor. Konu ülkemizde öncelikli bir konu değil. Bu durumda STK’ların sesleri de 86 milyon nüfuslu 783 bin kilometrekare bir ülkede çok zayıf kalıyor. Hal böyle olunca biz de başkaları gibi modern köleliğin “bizden uzak” yerlerde yaşanan bir durum olduğunu düşünüyoruz.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.