Biliyorum manasız bir soru ama sormadan edemeyeceğim.
Çünkü bugün ben böyle bir şey yapacağım.
Almanya’nın Bayreuth şehrinde 6 saat sürecek bir Wagner operası seyredeceğim.
Hem de çok dar ve son derece rahatsız ahşap, katlanır sandalye gibi bir koltuk üzerinde.
Sırtımda çocukluğumdan beri taşıdığım deformasyon, san yıllarda böyle uzun süreli oturmalara isyan ediyor.
Türkiye’den kalkıp Berlin’e, oradan arabayla Bayreuth şehrine git…
Değer mi…
Üstelik arkasında Nazizmin, ırkçılığın ve Hitler’in bulunduğu çok özel bir operayı seyredeceğim.

Müzik bakımından şanslı bir insanım.
10 yıldan beri dünyada bilet bulmanın en zor olduğu klasik müzik festivalini izleme ayrıcalığIna sahibim.
Bunu da Bild gazetesinin eski genel yayın yönetmeni, arkadaşım Kai Diekmann’a borçluyum.
Onun sayesinde Bayreuth Wagner Festivalini izliyorum.
Bu yıl Bayreuth’un 150’nci yılı…
Ve Wagner’in “Rienzi” operası 150 yıldır ilk defa sahneye konuyor.
Çünkü Wagner yaşarken bu operanın kendi yaptırdığı bu opera binasında sahnelenmesini yasaklamıştı.
Wagner’in en uzun operasıdır.
Aynı zamanda en tartışılan eseri.
Asıl önemli özelliği ise Hitler’in çok sevdiği bir opera oluşu.
O nedenle bu yıl festival büyük bir tartışma ve itiraz sesleri ile başladı.
Yani ortalık karışmış vaziyette…
İşte 6 saatlik bu operaya dayanmamın nedenlerinden biri Bayreuth’un 150’nci yılında böyle bir tartışmada “Orada olmak…”
Durumun ne olduğunu anlatabilmek için şimdi sizi 103 yıl önceye götüreceğim.
Yıl 1923…
Adolf Hitler, o yıl başarısız bir darbe girişiminde bulununca, Landsberg Kalesi’nde hapsedildi…
Ancak Almanya’da ırkçı ruh doğmuş ve Hitler’in ünü yayılmıştır.
Taraftarları her gün hapishaneye paketlerle hediyeler gönderiyordu.
Hapishaneye gelen paketlerden biri 16 yıl sonra dünyanın başına tarihin en büyük felaketlerinden birini açacak yolun ilk adımını atacaktı.
Gelen paket değil büyük bir kutuydu.
Kutunun içinde büyük miktarda yazı kâğıdı, kalem, kurşun kalem ve mürekkep vardı…
Yani birisi ona “Al bunları ve yaz” diyordu.
Almanya’da Nazi hareketinin ideolojik temelini oluşturacak olan Mein Kampf (Kavgam) adlı kitabın eskizleri işte o kutudan çıkan kırtasiye malzemesi ile yazılacaktı.
Hitler, nefret programını ve şiddet fantezilerini, milyonlarca sıradan Alman’a bu kitapla aşılayacaktı.
Hitler bu kitabın satışından gelen parayla zengin oldu.
Üstelik Almanya maliyesi, kitabın satışından vergi de almamıştı.

Peki hapishaneye gelen bu kutunun, benim bugün seyredeceğim Rienzi operasıyla ve Wagner’le ilgisi ne…
Çok basit.
Çünkü 1923 yılında Landsberg’e bu yazı malzemelerini gönderen kişi Richard Wagner’in gelini Winifred Wagner‘di.
Winifred daha sonra uzun yıllar boyunca Bayreuth Festivali‘nin yöneticiliğini üstlenecekti. Wagner ailesinin bu güçlü kadın figürü, Adolf Hitler’in gerçekten yakın olduğu çok az insandan biriydi. Hitler onun yanında “Wolf” (Kurt) adıyla anılıyordu.
Winifred’in çocukları ise ona “Wolf Amca” diyordu.
Hitler 1923 yılında hapise girmeden önce gittiği son yer Bayreuth şehriydi.
Yani Wagner’in evinin ve mezarının olduğu şehir.
Rienzi operasını bu akşam işte bu şehirde Wagner’in bizzat kendisinin yaptırdığı opera binasında izleyeceğim.
Hitler iktidara gelip dünyayı ateşe vermeden, milyonlarca insanla birlikte altı milyondan fazla Yahudi’nin katledilmesine yol açmadan çok önce, Bayreuth’ta Winifred ve Wagner ailesinin yanında hem toplumsal hem de duygusal destek bulmuştu.
Richard Wagner’in müziği ise onun için ideolojik ve duygusal bir sığınaktı morali bozulduğunda Winifred’i arar ya da Bayreuth’a giderdi.
Thomas Mann, Hitler dönemindeki Bayreuth Festivali için “Hitler’in saray tiyatrosu” (Hitlers Hoftheater) ifadesini kullanmıştı; çünkü festival, 1933 sonrasında Nazi Almanyası’nın en önemli kültürel vitrinlerinden biri hâline gelmişti.
İyi bir Thomas Mann okuruyum. O nedenle bu ifadesini rahatlıkla “Çadır tiyatrosu” olarak çevirebilirim.

Peki “Wolf Amca’nın” morali kaç kere bozuldu ve bu terapi merkezine gitti?
Hitler’in Bayreuth’a kaç kere gittiğine dair bir belge yok. Ancak tarihçiler şu bilgiler konusunda birleşiyor.
(*) Festival ziyaretleri: 1925’ten başlayıp özellikle 1933-1940 arasında her yıl katıldığı düşünüldüğünde en az 10-12 festival sezonuna iştirak ettiği kabul edilir.
(*) Özel ziyaretler: Festival dışında Winifred Wagner’i görmek için yıl içinde defalarca Bayreuth’a gitti.
Bu nedenle toplam Bayreuth ziyaretlerinin 20’nin üzerinde, bazı tarihçilerin tahminine göre 30’a yaklaşmış olabileceği düşünülür.
Kaç opera izledi?
Bunu da tam olarak söylemek mümkün değil. Bayreuth Festivali’nde bir sezonda genellikle birkaç farklı Wagner operası sahneleniyordu ve Hitler çoğu yıl birden fazla temsil izliyordu.
Hayatı boyunca yüzlerce Wagner temsili izledi.
En sevdiği eserler arasında Die Meistersinger von Nürnberg, Parsifal, Tristan und Isolde ve Der Ring des Nibelungen döngüsü bulunuyordu.
Ama bütün bunlar arasında Rienzi’nin özel bir yeri vardı.
Linz’de izlediği Rienzi operasının hayatını değiştirdiğini defalarca anlatmıştı.
Hitler, savaşı kaybettiğini anladığı günlerde bile bunkerde Richard Wagner’in müziğini dinlemeyi sürdürüyordu.

Almanya’nın iyi eğitim görmüş burjuvazisi içinde de anti semitik duygular çok güçlüydü. Hiç kuşkusuz bunda Wagner’in 1850 tarihli Müzikte Yahudilik (Das Judenthum in der Musik) adlı makalesinin büyük etkisi vardı.
Bu akşam 6 saatlik bu operayı izlemek üzere koltuğuma oturduğumda izleyeceğim şey sadece bir opera olmayacak.
Aynı zamanda bu operayla birlikte kopan büyük bir gümbürtü içinde bulacağım kendimi.
Belki de protestocuların arasından geçip oturacağım koltuğuma.
Çünkü bu operayla birlikte Almanya’da büyük bir tartışma başladı.
Bugün Bayreuth Festivali’nin 150. yılı kutlanırken, Wagner ailesi ile Hitler arasındaki bu şeytani bağ ve onları birleştiren Yahudi nefreti de tekrar gündeme geldi.
Tabii İsrail’in Gazze’de giriştiği katliamın dünyada büyük bir tepkiye yol açması, Bayreuth’deki tartışmayı daha da komplike hale getirdi.
Hitler, bu akşam seyredeceğim “Rienzi” için “Hayatımı değiştiren opera” diyordu.
Wagner ise bu operanın, kendi kurduğu bu tiyatro binasında hiç bir zaman oynanmasını istemedi.
Festival yönetimi şimdi “Rienzi”yi programına alarak büyük bir meydan okuma yapıyor.
Ne anlama geliyor bu karar?
Gazze katliamının bütün dünyada İsrail’e karşı duyguları tarihsel bir tepkiye çevirdiği böyle bir yılda nasıl yorumlanacaktı?
Ölümünden 81 yıl sonra “Hitler’i anma” niyeti mi…
Bugünün Almanyasında kimsenin aklından bile geçiremeyeceği bir şey bu elbette.
Ama her şey birbirine karışmış durumda.

Festival yönetiminde hala Wagner ailesinin bugünkü nesili var.
Aile bir yıl önce herkesi şaşırtan bir şey yaptı.
Almanya’nın en tanınmış hukukçularından ve Yahudi entellektüellerinden biri olan Michel Friedman’a festivalde bir konuşma yapmayı teklif etti ve o da kabul etti.
Ancak festivale kısa süre kala yönetim bu konuşmayı iptal etti.
Daha da kötüsü “Bu konuşma ilerde bir başkasına yapabilir “diyerek herkesin kaşlarını kaldıran bir açıklama yaptı.
Ortalık çok karışınca bu defa kararlarını geri alarak Friedman’ın konuşmasını tekrar programa koydular.
Yine de sular durulmadı.
Festivalin yıllar boyunca en gedikli orkestra yönetmeni Christian Thieliman bu defa orkestrayı yönetmekten çekildiğini açıkladı.
Bu olaylar Almanya’da büyük bir tartışmayı başlattı.
Tartışmanın ana fikri şuydu:
“Bayreuth Nazi geçmişi ile yüzleşsin…”
Wagner’in tiyatro binası ve evinde bulunan arşivinin bir bölümü kamusal kurumlara verildi.
Ama aile üyelerinin özel arşivlerinde daha epey belge var ve açıklanmadı.
Şimdi bunların açıklanması da isteniyor.
Peki yuzleşme denilen şeyden ne anlaşılması lazım?
Michel Friedman, “Bu, resmî ve çoğu zaman içi boş ‘anı kültürü’nden çok daha değerli olan gerçek bir ‘hatırlama kültürü’dür” diyor.
Bu nedenle Katharina Wagner’in, Richard Wagner’in antisemitizmini ve ailesinin suç ortaklığını Michel Friedman’ın katılacağı bir etkinlikte tartışma fikri cesur ve entelektüel açıdan dürüst bir girişimdi.
10 yıldır geldiğim Bayreuth olağanüstü, hatta ürkütücü derecede büyük bir simgesel öneme sahip…
Kaldığım otelde bile Hitler’in hayaleti geziyor.
Michel Friedman’ın “kirlenmiş toprak” diye tanımladığı bu yerde, ünlüler, siyasetçiler ve sanatçılar kameralara gülümseyerek poz verirken; Almanya’nın ve Avrupa’nın birçok yerinde Yahudi sanatçılar sessiz bir boykottan şikâyet ediyor.
Birçoğu artık önemli etkinliklere, sergilere ya da festivallere davet bile edilmiyorlar.
Dediğim gibi bunda İsrail’in katliamlarına duyulan tepkinin büyük etkisi var.
Ama Michel Friedman şu soruyu da soruyor
“Beni bu festivalden dışlamak Filistin halkına nasıl yardım ediyor?”
Bu akşam bu koltuklara oturacak. İnsanlar bu tartışmalara da tanıklık edecekler.
Okuduğum bir yazıda şöyle bir cümle vardı:
“2026 yazının başındaki bu Alman kültür skandalının yorumunu yalnızca opera eleştirmenlerine ya da yıllardır Wagner ailesi destanını karanlık bir Netflix dizisi gibi izleyen Bayreuth yorumcularına bırakmamak gerekir.”
Evet bu akşam işte böyle karmaşık bir iklimde tarihi bir opera olayına tanıklık edeceğim.
Sizce 6 saat o kuru tahta sandalyelerin üstünde sırtımda deformasyonun üzerine bu kadar ağır bir yüklemek akıllıca bir iş mi olacak…
3 Ağustos 2026 - 13 kere seçim kazanmış insana Franco der miyim hiç?
3 Ağustos 2026 - Bu akşam en uzun opera için tahta bir koltuk üzerinde 6 saat oturmaya değer mi?
2 Ağustos 2026 - Dün, dünyanın en ünlü ikinci kırmızı halısı için alınan çok şaşırtıcı bir karar
31 Temmuz 2026 - 502 Nolu odadaki kadınlar ‘Mavi’ bir duruş mu, ‘Felsefi bir genelev’ mi?