New York’un en arka oda Halloween partisine neden ‘It’ kıyafetiyle gittim?

4 Kasım 2026

Bugün birbirinden ilginç iki konum var.

Biri, bugün başlayacak Brand Week İstanbul toplantısına davet edilen profesyonel bir Las Vegas kumarcısı…

Öteki, geçen cumartesi New York’ta karanlık bir arka odada katıldığım Halloween partisinde giydiğim “It” kıyafeti…

Tabii kendimi tutamayıp önce “It” kıyafetimden başlayacağım. Sonra profesyonel pokerciyi anlatacağım.

New York’ta çok ilginç bir 48 saatin çarpıcı ekonomisi

31 Ekim gecesi New York’un belki de en “arka oda” Halloween partisine katıldım. Yani Cadılar Bayramı’nı eğlenerek kutladım. Üstelik bu partiye “It” kıyafetiyle gittim.

Ama önce, bir pop sosyolog olarak yaşadığım çok ilginç bir “48 saat” var. Onu kısaca anlatayım.

“Her şey, her yerde, aynı anda”

Evet, New York’taki son 48 saatimde, tıpkı o Oscar’lı filmdeki gibi, “her şeyi, her yerde, aynı anda” yaşadım…

Yan yana dekorlarda oynanan Japon Kabuki tiyatrosunu seyreder gibi…

Düşünün: Bir yanda, tarihinin en kritik ara seçimlerinden birini yaşayan bir ülke vardı. Bu seçimler, Trump’ın geriye kalan iki yılında başkanlık gücünü ya dibe vurduracak ya da ona daha da kontrolsüz bir güç verecek. Toplum kutuplaşmış.

48 saatteki üç olayın ekonomiye katkısı: 25,5 milyar dolar

Sadece bir ara seçim… Ama reklam için harcanan para, dün itibarıyla 11 milyar doları bulmuş.

Aynı New York, 31 Ekim günü ve gecesi her yıl biraz daha küreselleşen Cadılar Bayramı’nı kutluyor. Bunun ekonomiye katkısı 13,5 milyar dolar olarak hesaplanıyor.

Ertesi gün de dünyanın en büyük maratonlarından birini gerçekleştiriyor. Onun da ekonomik katkısı 1 milyar doları bulacak. Ayrıca maraton için 100 milyon dolar yardım parası toplandı.

Yani 48 saatin ekonomik bilançosu 25,5 milyar dolar.

48 saatte kavga ve terör olmadan birlikte eğlenen 4 milyon insan

Bu iki olayın sayısal boyutlarını verirsem daha iyi fikir sahibi olursunuz.

New York’a geldiğim günden beri, otelimin biraz ilerisindeki Halloween dükkânından bir maske almaya çalışıyordum. Ama dükkânın önünde her dakika en az 150 metre uzunluğunda bir kuyruk vardı.

Cumartesi akşamı Soho bölgesinde yapılan Halloween geçit törenine kostümlü olarak 80 bin kişi katıldı. Bu rengârenk geçidi yol kenarlarından yaklaşık 2 milyon kişi izledi. İnsanlar sabahtan itibaren içmeye başlamıştı. Buna rağmen tek bir büyük polisiye olay yaşanmadı.

Ertesi gün New York Maratonu vardı. Şehrin ana caddeleri sabahtan itibaren trafiğe kapatıldı. Maratona 60 bin kişi katıldı. Onu da sokaklarda yaklaşık 2 milyon kişi izledi.

Yine tek bir büyük polisiye olay yaşanmadı.

Halloween çocuklardan büyüklere de yayıldı

Son üç yıldır Cadılar Bayramı’nda New York’ta oluyorum.

Şimdi diyeceksiniz ki: “Bizim kültürümüzde Cadılar Bayramı diye bir şey yok. Sen niye kutluyorsun?”

Hristiyanlık öncesine uzanan bir İrlanda geleneği; bir tür hasat bayramı. Bizdeki Hıdırellez’e benzeyen bir şölen yani.

Son yıllarda Türkiye dâhil bütün dünyaya hızla yayılıyor. Özellikle çocuklar için büyük bir eğlence. Şimdi de hızla yetişkinlere yayılıyor.

Müslüman Mamdani yönetiminde en çoşkulu Halloween

Dünyadaki Halloween geçitlerini sosyal medyada izlemişsinizdir. Her yıl biraz daha renkli bir festivale dönüşüyor.

New York’un belediye başkanı Mamdani bir Müslüman. New York bu yıl Halloween’i geçen yıla göre bile daha büyük bir coşkuyla kutladı.

New York’un İzzet Çapa’sının mekanında bir gece

31 Ekim akşamı Park Avenue ile 61’inci Sokak’ın kesiştiği yerde bulunan Omar’s adlı mekândaydık.

Burası, New York’un tanınmış eğlence figürlerinden Omar Hernandez’in yeri. Bizim İzzet Çapa’nın New York versiyonu diyebilirsiniz.

Dışarıdan baktığınızda sıradan bir restoran: La Goulue. Ancak restoranın sonunda, mutfağa açılıyormuş hissi veren bir kapı var. Bu kapıdan geçince bambaşka bir dünyaya giriyorsunuz.

Burası bir tür “saklı kalsın” mekânı… Öyle büyük falan da değil. Ama o küçük mekânda müthiş bir eğlence oluyor: Yarı burlesk bir şov. Biraz bizim Cahide’yi andırıyor.

Halloween gecesi burası adeta kılık değiştiriyor.

Addams Family’deki Gomez Addams gibi bir şey

Bu yıl kendime değişik bir kıyafet seçtim. Daha gitmeden ne yapacağımı kafama koymuştum.

Türkiye’de Milimetric’in, Floransa’daki Pitti Uomo erkek giyim fuarı için bana diktiği, çivit mavisine yakın çizgili bir kruvaze takımım vardı. Addams Family’de Raul Julia’nın canlandırdığı baba Gomez Addams’ın tarzını uzaktan andırıyordu.

Bir ayrıntı: Gecede bir Addams ailesi tipi daha vardı. Tasarımcı Elif Mısırlı da Wednesday Addams saçları yapmıştı.

Yüzüme takacağım maskenin kararını geçen yıl vermiştim

Yüzüme takacağım maskeye geçen yıl karar vermiştim. Bir “It” maskesi olacaktı.

“It” artık bir fenomen. Stephen King’in romanından uyarlanan korku filminin adı. Korku filmlerini pek sevmem ama nedense Halloween zamanlarında ilgimi çekiyor.

Filmde Pennywise adında korkunç bir palyaço var. Kasabanın kanalizasyonlarında yaşıyor ve her 30 yılda bir geri gelip çocukları kaçırıyor.

Romanın iki sinema uyarlaması yapıldı. Ama beni asıl alıp götüren, geçen yıl Halloween ve Noel döneminde HBO’da yayımlanan Welcome to Derry dizisi oldu.

Stephen King, Amerikan taşrasını ve kasabalarını çok iyi bilen bir yazar. Onun romanından Rob Reiner’ın uyarladığı Stand by Me, hayatımın kült filmlerinden biri oldu.

En sevilen 5 korku karakteri

Palyaço, insanlarda ikircikli bir etki yaratan figürdür. Korku, merak ve kahkahanın birbirine karıştığı, iki uçlu bir kişilik…

Pennywise o kadar tuttu ki HBO bu yıl onun için bir dizi yaptı.

Bundan iki üç yıl öncesine kadar Halloween’lerde en çok tercih edilen karakter, Scream filmlerinin maskeli karakteri Ghostface’ti. Elm Sokağı filmlerinin korkunç karakteri Freddy Krueger de çok seviliyordu. Tabii 13. Cuma filmlerinin karakteri Jason Voorhees’i de unutmamak lazım.

It karakterinin dizisi de tutulunca Friday the 13th filmlerinin de bu yıl bir dizisi yapıldı. Halloween öncesinde gösterime girdi. Adı Crystal Lake. Bu kez Jason’ın annesinin hayatını ve oğlunun doğumunun sırrını öğreniyoruz.

Zombilerin ve zombi koreografisinin doğuşu

Ancak bir başka karakter var ki bugün Halloween’in en yaygın figürlerinden biri hâline geldi:

Zombiler…

Yaşayan ölüler.

İlk zombi filmi 1932’de çekildi. Ama bugün bildiğimiz, insan eti yiyen zombi kavramı 1968’de George Romero’nun yaptığı Yaşayan Ölülerin Gecesi filmiyle başladı.

Bugünkü Halloween karakteri olarak “çağdaş zombi” ise 1983’te, John Landis’in Michael Jackson’ın “Thriller” şarkısı için çektiği kliple doğdu. Bu klip, geçen cumartesi dünyanın birçok yerinde belki milyonlarca insanın birlikte yaptığı yürüyüş dansının, yani zombi koreografisinin de doğuşuydu.

Halloween’in kısa tarihinden sonra yeniden geceye döneyim.

Halloween partisinde Adriano Celentano’nun ‘24.000 Baci’sini dinlemek

Harika bir müzik vardı. Bu arada, Adriano Celentano’nun ilk gençliğime damgasını vuran “24.000 Baci” şarkısının harika bir disko remiksini de dinlemiş oldum.

Gecenin sonuna yaklaşırken 2017 yılına döndüm. O yıl, 31 Ekim gecesi Meksika’nın başkenti Mexico City’nin 50 kilometre dışındaki bir kasabada Ölüler Günü’ndeydim.

100 bin insanla birlikte Ölüler Bayramı’nı kutlamak

100 bine yakın insan yüzünü ölü gibi boyamış, mezarlıklarda eğleniyordu. Tanrı’nın öteki dünyadaki ölülere bir günlüğüne dünyaya dönüp sevdiklerini görme izni verdiği geceyi kutluyorlardı.

Oradan aklımda bir kelime kalmıştı:

“Katrina…”

Chanel elbiseli ölü kadın: Katrina’nın doğuşu

Meksikalı ressam Diego Rivera, benim doğduğum yıl, 1947’de çizdiği bir tabloya “Alameda Parkı’nda Bir Pazar Öğleden Sonra Rüyası” adını koymuştu.

Kalabalık bir Meksikalı grubunu anlatan tablonun ortasının solunda bir kadın figürü vardı. Yüzü kurukafa şeklindeki bu kadın aslında bir iskeletti. Üzerine çok şık, Fransız tarzı bir elbise giymiş, geniş bir şapka takmıştı. Frida Kahlo’nun kocası Diego, bu kadına “Katrina” adını vermişti.

Katrina daha sonraki yıllarda çok meşhur olacak ve Meksika’nın en önemli kutlama günlerinden Día de Muertos’un sembolü hâline gelecekti.

Ölüler Bayramı’nı 1980’lerde bir romandan öğrenmiştim

Mexico City’nin en geniş caddelerinden Reforma’da yürürken caddenin iki yanındaki Katrinalara bakıyordum.

Rengârenk Katrinalar, bir ülkenin ölüleri anma gününü cıvıl cıvıl bir “ölümlüler karnavalı”na dönüştürmüştü.

Meksika’nın Ölüler Günü’nü ilk defa 1984’te, Malcolm Lowry’nin Yanardağın Altında romanını okurken öğrenmiştim. Roman, alkolik bir İngiliz diplomatının Meksika’da Ölüler Günü’nde yaşadıklarını anlatıyordu.

O günlerde gitmeyi kafama koymuştum. Bu bayram şimdi küresel hâle geldi. Türkiye’de de kutlanıyor.

Ben her 31 Ekim gecesi kendimi İzmir’deki çocukluğumun 5 Mayıs gecelerinde, Hıdırellez’de gibi hissediyorum.

1980’li yılların başında Octavio Paz’ın Yalnızlık Labirenti kitabında bir cümle aklımda kalmıştı. Bayramlar ve şölenler için şöyle bir şey diyordu:

“Bayram günü bir duraklamadır; gerçekten de zaman sona erer, tükenir.”

Toplumca duraklar, nefes alır, soluklanırız.

Bayramlar ve festivaller kutuplaşmadan daha kârlıdır

O yüzden bayramlara, şölenlere, festivallere, konserlere ve birlikte eğlenmeye ihtiyacımız var.

O yüzden Halloween’lere, yılbaşı kutlamalarına karşı olanları takmayın. Bayramlar ve kutlamalar, şu kutuplaşmış dünyamızda bizi bir araya getirecek eğlencelerdir.

Üstelik ekonomiye katkıları nedeniyle sosyal açıdan da çok kârlı günlerdir.

Öyle günlerde, iki uçlu kişiliğe sahip kötü palyaçoların bile hiç olmazsa komik yüzlerini görebiliriz…

İşte bu nedenle bu yıl Halloween’e “It” kıyafetiyle gittim. Benim “It” maskem de tam Pennywise değildi ama yine de palyaçoydu işte…

Dünyayı ahlaki ve ekonomik türbülanstan profesyonel bir Las Vegas pokercisi çıkarabilir mi?

Türkiye’de en ilgiyle beklediğim buluşmalardan biri Brand Week İstanbul toplantıları. Ekonomi, pazarlama ve kültür alanlarında çok ilgi çekici isimleri bir araya getiriyor. Ayrıca her toplantıda seçtikleri konular da çok başarılı.

Brand Week İstanbul’un 2026 toplantısı bugün Haliç Kongre Merkezi’nde başlıyor. Çok istediğim hâlde katılamıyorum.

Türbülans döneminde şirketinizi nasıl yönetirsiniz?

Koç Topluluğu’nun 100’üncü yıl etkinlikleri çerçevesinde açılan sergi dolayısıyla Londra’dayım. Ama İstanbul’daki toplantıyı da yakından izliyorum.

Çünkü bu yılki konusu “türbülans”… Yani belirsizlik ortamları. “Kriz ortamı” da diyebilirsiniz. Böyle ortamlarda kurumlarda karar alma süreçleri konuşulacak.

Listede ilgimi çeken bir isim

Konuşmacı listesine bakarken bir isim dikkatimi çekti:

Caspar Berry…

Altındaki tanıtım da aynen şöyle: “Profesyonel poker oyuncusu, risk ve karar alma uzmanı…”

Biraz araştırdım ve hakkında şu bilgilere ulaştım:

“İngiliz, eski profesyonel poker oyuncusu. Cambridge’de ekonomi ve antropoloji okuduktan sonra Las Vegas’a taşınıp profesyonel poker oynadı. Ardından İngiltere’de Poker Night Live ve Sky Poker programlarında yorumculuk yaptı; Casino Royale filminin poker danışmanlığını üstlendi.

Oyunculukla da ilgilendi; BBC’nin Byker Grove dizisinde rol aldı. Bugün poker deneyimini risk alma ve karar verme üzerine yaptığı konuşmalarda kullanıyor. Yani poker oyunculuğu geçmişi gerçek; ancak artık kendisini daha çok eski profesyonel oyuncu ve konuşmacı olarak tanıtıyor.”

Bir Las Vegas pokercisinden kriz çözüm yollarını dinlemek

Yani tam bir Las Vegas kumarhane figürü…

Bence çok isabetli bir seçim. Bütün dünyada ekonomilerin, uluslararası ilişkilerin ve siyasetin allak bullak olduğu bir ortamda bir poker oyuncusunu dinlemek çok ilginç olacaktır.

İstanbul’da olsaydım kaçırmazdım.

Acun Ilıcalı’dan neleri dinlemek isterdim?

Listede çok ilginç başka isimler de var. Mesela Acun Ilıcalı konuşacak.

Bence ondan Hull City futbol kulübünün ve Survivor’ın yönetimi konusunda bilgi dinlemek de çok ilginç olurdu.

Ayrıca Zuhal Olcay ve Gülse Birsel de konuşacak. Onları da dinlemek isterdim.

Erşan Kuneri’nin taktığı ‘Fakbadi’ de konuşacak

Oscar ödüllü İranlı yönetmen Asghar Farhadi’yi ve Visa’nın Global CMO’su Frank Cooper III’ü dinlemek de ilginç olurdu.

Hani Cem Yılmaz’ın Erşan Kuneri dizisinin bir bölümünde anlattığı “Fakbadi” tipinin esinlendiği İranlı yönetmen… Erşan Kuneri’nin kıskandığı için takıldığı ünlü yönetmen.

Gerçekten çok önemli bir sinemacı. Keşke Cem Yılmaz da dinlemeye gitse.

Pelin Özkan’ı bu harika programı hazırladığı için kutluyorum. Dönüşte ilk işim bu konuşmaları bulup dinlemek ya da okumak olacak.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.