Denge Bozulmadan Önce

2 Ekim 2026

Dünya’nın kendi ekseni etrafında, ekvatorda saatte yaklaşık 1.670 kilometre, Güneş’in etrafında ise saatte yaklaşık 107 bin kilometre gibi büyük bir hızla hareket ettiğini biliyoruz. Bu inanılmaz hızlara rağmen uzaya savrulmak bir yana, Dünya’nın hareket ettiğini bile hissetmiyoruz.

Çünkü hareket tek başına önemli değildir. Önemli olan, hareketin sabit bir hızda, ani hızlanma veya yavaşlamalar (ivme) olmadan gerçekleşmesidir.

Ekonomide de benzer bir durum vardır. Para sürekli el değiştirir, fiyatlar yükselir veya düşer, ücretler artar, borçlar büyür, şirketler yatırım yapar, insanlar tüketir ya da tasarruf eder. Bütün bunlar sürekli hareket halindedir; ancak biz çoğunu günlük hayatımızda fark etmeyiz. Ta ki ekonomik sistemin parçaları birbirinden farklı hızlarda hareket etmeye başlayana kadar.

Bir çalışanın maaşı yılda yüzde 20 artıyorsa, bunun ne anlama geldiğini tek başına söyleyemeyiz. Aynı dönemde fiyatlar yüzde 10 artıyorsa başka, yüzde 30 artıyorsa başka bir tablo ortaya çıkar. Dolayısıyla ekonomide önemli olan yalnızca bir değişkenin ne kadar arttığı değil, diğer değişkenlere göre hangi hızda hareket ettiğidir.

Ücretler, fiyatlar, kiralar, faizler ve borçlar arasındaki farklar bir süre yönetilebilir. Fakat bu farklar büyüdükçe sistemin dengesi değişmeye başlar. Bir hanenin gelirinin giderek daha büyük bölümünü borç ödemelerine ayırması buna basit bir örnektir. Başlangıçta yalnızca o hanenin bütçesinde görünen sorun, zamanla tüketimi, şirketlerin satışlarını ve yatırımları etkileyebilir.

Ekonomik değişimlerin tehlikeli tarafı da burada ortaya çıkar: Kritik eşikler çoğu zaman önceden hissedilmez. Değişimler küçük küçük birikir. İnsanlar, şirketler ve kurumlar bu değişimlere ayrı ayrı uyum sağlamaya çalışır. Bir noktadan sonra ise artık yalnızca rakamlar değil, davranışlar da değişmeye başlar.

Bu nedenle ekonomik dengeyi hareketsizlik olarak düşünmemek gerekir. Denge, hiçbir şeyin değişmediği bir durum değil; değişen parçaların birbirleriyle uyum içinde hareket edebildiği bir durumdur.

Dünya’nın kendi ekseni ve Güneş etrafındaki hareketi bizi uzaya savurmuyor; çünkü bu hareket, Dünya’nın kütleçekimiyle birlikte bir denge içinde gerçekleşiyor. Ekonomide de benzer biçimde gelirler, harcamalar, borçlar, üretim ve fiyatlar arasında sürekli bir denge arayışı vardır. Sorun hareketin kendisi değil, bazı parçaların diğerlerinden uzun süre çok daha hızlı hareket etmesidir.

Bu yüzden ekonomi hakkında yalnızca “Ne kadar büyüdü?” veya “Fiyatlar ne kadar arttı?” diye sormak yeterli değildir. Belki daha önemli soru şudur: Neye göre ve ne kadar hızlı değişti?

Ekonomik krizler çoğu zaman ortaya çıktıkları anda başlamaz. Bir süre boyunca görünmeyen farklar birikir, dengeler yavaş yavaş değişir ve sonunda herkes ortaya çıkan sonucu görür.

Tıpkı Dünya’nın dönüşünü hissetmediğimiz gibi, ekonomik sistemdeki bazı hareketleri de ancak denge bozulmaya başladığında hissederiz.

Savrulmaya başladığımız an, çoğu zaman sürecin başladığı an değildir. Asıl süreç çok daha önce başlamıştır.

***

Mahfi Eğilmez’in bu yazısı ilk olarak yazarın Kendime Yazılar adlı blogunda yayımlandı.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.