Geçtiğimiz günlerde Amerika’nın Ohio eyaletindeki Akron kentinde bir düğüne katıldım.
Her şey büyük bir özenle hazırlanmıştı. Kiliseyi dolduran aileler ve dostlar, gelin ile damadın mutluluğuna ortak oluyordu. Genç çiftin birbirine duyduğu sevgi ise saklanacak gibi değildi; göz göze geldiklerinde yüzlerindeki heyecan ve mutluluk her şeyi anlatıyordu. Tören sonunda herkes onları alkışlarla uğurlarken, “Bir yastıkta kocayın” dileği de defalarca tekrarlandı. Binlerce kilometre uzakta olsam da, Anadolu’nun en tanıdık temennilerinden biri yine yankılanıyordu.
Farklı ülkelerde düğünlere katılmayı severim. Çünkü düğünler yalnızca iki insanın hayatını birleştirdiği törenler değildir; aynı zamanda toplumların aileye, sevgiye ve birlikte yaşamaya nasıl baktığını da yansıtır.
Nikâh törenini yöneten papazın genç çifte söylediği birkaç cümle ise üzerinde uzun uzun düşünmeye değerdi.
“Sevgi karşılık beklemez” dedi.
“Eşiniz bugün size ilgi göstermedi diye siz de ona ilgi göstermemezlik etmeyin. O sizi övmedi diye siz de onu takdir etmekten vazgeçmeyin. O yoruldu diye siz de sevginizi askıya almayın. Çünkü gerçek sevgi bir pazarlık değildir.”
Bu sözler ilk anda kulağa oldukça romantik geliyor.
Fakat biraz düşündüğünüzde aslında modern hayatın en büyük hastalıklarından birine işaret ediyor.
Bugün ilişkilerimizin önemli bir kısmını görünmez muhasebe defterleri yönetiyor.
“Ben aradım, o aramadı.”
“Ben özür diledim, o dilemedi.”
“Ben fedakârlık yaptım, o yapmadı.”
“Ben hep verdim, o hiç vermedi.”
İlişkiler giderek sevginin değil, hesabın diliyle konuşuluyor.
Oysa sevgi muhasebe tutmaya başladığında, yavaş yavaş anlamını da kaybetmeye başlıyor.
Bununla birlikte papazın sözlerini mutlak doğru olarak görmek de mümkün değil.
Çünkü hayat bize başka bir gerçeği de öğretiyor.
Koşulsuz olan sevgi olabilir; ama güven, saygı ve sadakat koşulsuz değildir.
Hiç kimse sevgi adına sürekli aşağılanmaya, aldatılmaya, şiddete maruz kalmaya ya da tek taraflı fedakârlık yapmaya mahkûm değildir.
Sağlıklı evlilikler yalnızca sevgiyle değil; karşılıklı emek, sorumluluk, güven ve fedakârlıkla ayakta kalır.
Papaz konuşurken aklıma Anadolu’da sıkça duyduğumuz bir söz geldi.
Anneler bazen çocuklarına kızdıklarında, “Sütümü sana haram ederim.” derler.
Gerçekten sevgileri mi bitmiştir?
Elbette hayır.
O cümle sevginin bittiğini değil, derin bir kırgınlığı ve hayal kırıklığını ifade eder. Anne sevgisi belki koşulsuzdur; ama annenin de evladından beklentileri vardır: saygı, vefa ve doğru davranış…
İnsan ilişkilerinin özü de sanırım tam burada yatıyor.
Sevgi karşılıksız verilebilir.
Ama güven karşılıklıdır.
Saygı karşılıklıdır.
Sadakat karşılıklıdır.
Evlilik de ancak bu dört sütun birlikte ayakta kaldığında uzun ömürlü olur.
Akron’daki o küçük kilisede söylenen birkaç cümle bana bir kez daha şunu hatırlattı:
Mutlu evliliklerin sırrı, kimin daha çok haklı olduğu değil; kimin sevgiyi ilk göstermeye cesaret ettiğidir.
Fakat sevgiyi yaşatan yalnızca ilk adımı atmak değildir. Onu her gün yeniden üretmek, birbirine emek vermek, zor zamanlarda bile aynı masada kalabilmektir.
Belki de evliliğin gerçek bilgeliği şudur:
Sevgi karşılıksız başlayabilir; ama mutlu bir evlilik asla tek taraflı sürdürülemez. İki insan, aynı yastığa yalnızca başlarını değil, sevgilerini, emeklerini, sabırlarını ve birbirlerine duydukları saygıyı da birlikte koyabildikleri sürece, o yastık gerçekten ömür boyu paylaşılır.
29 Haziran 2026 - Bir Papazdan Evlilik Dersi
28 Haziran 2026 - Ankara NATO Zirvesi: Yirmi Birinci Yüzyılın Güvenlik Mimarisi Yeniden Yazılırken
27 Haziran 2026 - Çocuklarımıza İyilik mi Yapıyoruz, Geleceklerini mi Zorlaştırıyoruz?
26 Haziran 2026 - Atatürk ve İnönü: Aynı cumhuriyet, farklı liderlik anlayışları
25 Haziran 2026 - Ortadoğu Başkalarının Çizdiği Haritalarla Şekillenmeyecek