Hindistan ile Yeni Başlangıç mı, “İslami NATO” mu, CRINK mi? Türkiye Bloklara Hapsolmamalı

30 Ağustos 2026

Dünya yeniden bloklaşıyor. Ama bu kez Soğuk Savaş’ın disiplinli, sınırları belirgin iki kutuplu düzeninden söz etmiyoruz.

Bugünün mimarisi çok daha akışkan. NATO ve Avrupa Birliği Batı’nın temel kurumları olmayı sürdürüyor. BRICS genişliyor. Şanghay İşbirliği Örgütü Avrasya’da ağırlık kazanıyor. Avrasya Ekonomik Birliği daha dar bir bütünleşme alanı oluştururken Afrika Birliği kıtanın kolektif sesini güçlendirmeye çalışıyor. G7, G20 ve Quad gibi yapılar da bu karmaşık mimarinin parçaları.

Bunlar birbirinden duvarlarla ayrılmış kamplar değil. Hindistan hem BRICS hem ŞİÖ üyesi, aynı zamanda ABD, Japonya ve Avustralya ile Quad’da çalışıyor. Türkiye NATO üyesi ve Avrupa ekonomisiyle iç içe; fakat Rusya, Çin, Körfez, Orta Asya ve Afrika ile de çok yönlü ilişkiler geliştiriyor.

Yeni düzenin özü bu: katı bloklar değil, çıkarların kesiştiği ve ülkelerin aynı anda birkaçında yer alabildiği güç halkaları.

CRINK Bir İttifak mı?

Batı strateji çevrelerinde Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore için giderek daha sık CRINK kısaltması kullanılıyor.

Ukrayna savaşı bu ülkeleri birbirine yaklaştırdı. Çin, Rusya’nın daha önemli ekonomik ortağına dönüştü. Moskova-Tahran askerî işbirliği derinleşti. Rusya-Kuzey Kore ilişkileri yeni bir stratejik boyut kazandı.

Ama CRINK yeni bir NATO değil.

Çin ile Rusya’nın uzun vadeli hedefleri aynı değil. Rusya-İran ilişkilerinde tarihsel güvensizlik tamamen ortadan kalkmış değil. Onları birleştiren ortak ideolojiden çok, ABD merkezli sisteme, Batı’nın finansal gücüne, teknoloji kısıtlamalarına ve yaptırımlarına karşı kırılganlıklarını azaltma arzusu.

Üstelik bugünün güç mücadelesi yalnızca tank ve füzelerle yürütülmüyor. Enerji, kritik mineraller, yarı iletkenler, yapay zekâ, ödeme sistemleri, tedarik zincirleri ve ticaret koridorları da jeopolitiğin silahları.

“İslami NATO” Gerçekçi mi?

Bir başka tartışma Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan ekseni etrafında gelişiyor.

Denklem ilk bakışta etkileyici: Türk savunma teknolojisi + Pakistan’ın askerî ve nükleer kapasitesi + Körfez sermayesi.

Ama bundan bir “İslami NATO” çıkarmak fazla iddialı.

NATO’nun gücü yalnızca ordularından gelmiyor. Kolektif savunma taahhüdü, entegre komuta yapısı, istihbarat paylaşımı, birlikte çalışabilirlik ve yetmiş yılı aşan kurumsal birikimi var.

Türkiye’nin başka bir katı ittifaka ihtiyacı da yok. İhtiyaç duyduğu şey daha fazla stratejik hareket alanı.

Batı’ya bağlı kalırken Batı ile sınırlanmamak; Asya, Körfez, Afrika ve Avrasya’daki seçeneklerini çoğaltmak.

Bu tabloda en önemli eksik bağlantılardan biri Hindistan.

Hindistan ile Yeni Bir Başlangıç

Türkiye’nin Yeni Delhi ile ilişkilerinde ciddi bir reset gerekiyor.

Yaklaşık 1,5 milyarlık nüfusu ve 4 trilyon dolar civarındaki ekonomisiyle Hindistan artık yalnızca yükselen bir güç değil, yeni dünya düzeninin başlıca aktörlerinden biri. Teknoloji, ilaç, dijital altyapı, uzay ve savunmada ilerliyor; Hint Okyanusu’ndaki konumu stratejik ağırlığını daha da artırıyor.

Buna karşılık Türkiye-Hindistan ticareti 2025’te yaklaşık 7,5 milyar dolar düzeyinde kaldı.

İki büyük G20 ekonomisi için bu, başarıdan çok kaçırılmış fırsatın göstergesi.

Burada Pakistan’ın bedel ödemesi gerekmiyor.

Türkiye-Pakistan dostluğu tarihî ve değerlidir; korunmalı, hatta güçlendirilmelidir. Fakat Pakistan ile ilişkiler bir denklem, Hindistan ile ilişkiler başka bir denklem olmalı.

Biriyle dostluk diğerine karşı husumeti gerektirmez.

Türkiye, Hindistan-Pakistan gerilimlerinde otomatik taraf olarak algılanmak yerine her ikisiyle de konuşabilen bir güç olduğunda daha değerlidir.

Üstelik Ankara-Yeni Delhi ilişkilerindeki soğukluk Hindistan’ı İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile daha derin stratejik ilişkilere yöneltebilir.

Türkiye neden dünyanın yükselen güçlerinden birini kendi bölgesel rakiplerine doğru itsin?

Angajman, dışlamaktan daha akıllıdır.

Kamp Değil, Kavşak

Hindistan yeni oyunu iyi oynuyor. BRICS ve ŞİÖ’de bulunurken Quad üzerinden Washington, Tokyo ve Canberra ile çalışıyor. Rusya ile enerji ve savunma bağlarını koruyor, İsrail ve Körfez ile stratejik ilişkilerini geliştiriyor, Çin ile rekabet ederken ekonomik bağlarını koparmıyor.

Hindistan blok seçmiyor; seçenek biriktiriyor.

Türkiye de aynı stratejik esnekliği geliştirmeli.

Pakistan’ı kaybetmeden Hindistan’ı kazanmalı. NATO’da güçlü kalırken Asya ve Afrika’ya açılmalı. Çin ile ticaret yaparken bağımlı olmamalı. Rusya ile konuşurken Avrupa’dan uzaklaşmamalı. Körfez ile yakınlaşırken İran’a kapıyı kapatmamalı.

Çünkü yeni dünya iki karşıt piramitten değil, birbiriyle kesişen güç halkalarından oluşuyor.

Türkiye’nin önündeki asıl tercih “İslami NATO”, CRINK, BRICS ya da başka bir kamp değildir.

Türkiye’nin hedefi bir kampa sığınmak değil, kampların buluştuğu stratejik kavşaklardan biri olmak olmalı.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.