DÜNYA KUPASI 2026 72 Maç 48 Takım 12 Grup ⚽ Canlı Sonuçlar Fikstür 🏟️ Stadyumlar Hikayeler Keşfet → Dünya Kupası 2026 DÜNYA KUPASI 2026 Keşfet →

İnsanları Etiketlemek Kolaydır; Onları Anlamak ve Takdir Etmek Çok Daha Zordur

1 Temmuz 2026

Bugün Türkiye’de yapılabilecek en kolay şeylerden biri insanları etiketlemektir.

Ne söylediklerini dinlemeden, ne yaptıklarını anlamadan, niyetlerini sorgulamadan ya da içinde bulundukları bağlamı değerlendirmeden onları ideolojik kutulara yerleştiriyoruz.

Sanki karmaşık bir dünyayı basit kimliklere indirgemek bizi daha bilge yapıyormuş gibi.

Uluslararası bir konferansta konuşursunuz.

Saygın bir gazetede ya da düşünce kuruluşunda makale yayımlarsınız.

Yabancı bir televizyon kanalına çıkarsınız.

Bir üniversitede ders verirsiniz.

Ardından etiketler gelmeye başlar.

Londra’daysanız, “İngilizlerin adamı” olursunuz.

Washington’daysanız, “Amerikancı.”

Pekin’deyseniz, “Çinci.”

Moskova’daysanız, “Rusçu.”

Atina’daysanız, “Yunan yanlısı.”

İran medyasında yer aldıysanız, “İrancı.”

İsrail televizyonuna çıktıysanız, bir anda “İsrailci.”

Üstelik çok seyahat ediyor, farklı çevrelerden insanlarla tanışıyor ve çeşitli kurumlarla temas kuruyorsanız, bazıları için mutlaka bir istihbarat servisinin mensubu olmalısınızdır.

Etiket yapıştırılır.

Hüküm verilir.

Dosya kapanır.

Artık ne söylediğinizin, ne başardığınızın ya da ülkenize nasıl hizmet ettiğinizin pek önemi kalmaz.

Kırk Yılda Öğrendiğim Bir Ders

Meslek hayatım boyunca OECD’de, Uluslararası Enerji Ajansı’nda, NATO çevrelerinde, çok uluslu şirketlerde ve uluslararası düşünce kuruluşlarında çalıştım.

Washington’da bulundum.

Moskova’da.

Pekin’de.

Brüksel’de.

Paris’te.

Tahran’da.

Tel Aviv’de.

Atina’da.

Riyad’da.

150’den fazla ülkeyi ziyaret ederek her meslekten, her kurumdan ve her kültürden insanlarla temas kurdum.

Oralarda yalnızca konuşmadım.

Dinledim.

Öğrendim.

Tartıştım.

Kalıcı dostluklar kurdum.

Bazen başkalarını ikna ettim.

Bazen de ben ikna oldum.

Fakat hiçbir zaman kimliğimden, değerlerimden ve ülkeme olan bağlılığımdan ödün vermedim.

Başka bir ülkeyle konuşmak, onun adamı olmak değildir.

Yabancı bir televizyon kanalına çıkmak, onun politikalarını benimsediğiniz anlamına gelmez.

Bir düşünce kuruluşunda konuşmak, onun adına konuştuğunuz anlamına gelmez.

Uluslararası ilişkiler böyle işlemez.

Tam tersine…

En başarılı diplomatlar, gazeteciler, akademisyenler, iş insanları ve stratejistler; kendilerinden çok farklı düşünen insanlarla konuşabilenlerdir.

Çünkü bilgi uzaktan bakılarak edinilmez.

Bilgi, temas ederek kazanılır.

Türkiye’nin En Büyük Stratejik Avantajını Yanlış Anlıyoruz

Belki de en şaşırtıcı olan, bu zihniyetin Türkiye gibi bir ülkede hâlâ bu kadar yaygın olmasıdır.

Oysa Türkiye’nin en büyük stratejik avantajı yalnızca coğrafi konumu değildir.

Asıl avantajı, herkesle konuşabilme kapasitesidir.

Bugün Türkiye, 250’yi aşkın büyükelçilik ve başkonsolosluğu ile dünyanın en geniş diplomatik ağlarından birine sahiptir; bu alanda Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ardından gelmektedir.

Yaklaşık sekiz milyon vatandaşımız yurt dışında yaşamaktadır.

İhracatımız 260 milyar doların üzerindedir.

Avrupa ile yoğun ticaret yapıyoruz ve daha yakın entegrasyon hedefimizi sürdürüyoruz.

Rusya’dan enerji alıyoruz.

Körfez’den yatırım çekiyoruz.

Çin ile üretimi konuşuyoruz.

Amerika Birleşik Devletleri ile savunma iş birliğini müzakere ediyoruz.

Afrika’da yeni pazarlar arıyoruz.

Bütün bunları aynı anda yürütüyoruz.

Çünkü başka seçeneğimiz yok.

Türkiye, tek eksenli bir dış politika izleme lüksüne sahip değildir.

Köprü Olmanın Bedeli

Yıllardır kendimizi köprü ülke, merkez ülke ve stratejik arabulucu olarak tanımlıyoruz.

Bu da doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor:

Yalnızca tek tarafı birbirine bağlayan bir köprü olabilir mi?

Avrupa’yı anlamadan Avrupa’ya yönelik sağlıklı politika geliştirebilir misiniz?

Rusya’yı dinlemeden Rusya hakkında?

Çin’i anlamadan Çin hakkında?

İran’ı incelemeden İran hakkında?

İsrail’i ve Filistin’i birlikte analiz etmeden Orta Doğu hakkında?

Cevap açıktır.

Dünyayı yalnızca Ankara’dan bakarak anlayamazsınız.

Dünyayı anlamanın yolu, onunla temas kurmaktan geçer.

Asıl Tehlike

İnsanları etiketlemek yalnızca haksızlık değildir.

Bunun çok daha ağır bir bedeli vardır.

Diyaloğu caydırır.

Genç diplomatlar risk almaktan çekinir.

Akademisyenler farklı düşünce çevreleriyle temas kurmaktan kaçınır.

Gazeteciler kendilerine otosansür uygular ve aynı dar kaynak çevresine mahkûm olur.

İş insanları yeni pazarlara açılmaktan çekinir.

Zamanla bir ülkenin dünyayı anlama kapasitesi daralmaya başlar.

Stratejik körlük işte böyle ortaya çıkar.

Üç Öneri

Türkiye giderek daha karmaşık hâle gelen dünyada başarılı olmak istiyorsa, farklı bir zihniyete ihtiyaç duymaktadır.

Birincisi, kimlikleri değil fikirleri tartışalım.

İnsanları kimlerle görüştüklerine ya da nerede konuştuklarına göre değil; fikirlerinin kalitesine, analizlerinin derinliğine ve ülkelerine yaptıkları katkıya göre değerlendirelim.

İkincisi, dünyayı yaşayarak öğrenelim.

Uluslararası ilişkiler yalnızca sosyal medyadan, televizyon ekranlarından ya da kitaplardan öğrenilemez.

Sahada öğrenilir.

Doğrudan temas, stratejik bir yatırımdır.

Üçüncüsü, dünyayla güven içinde konuşabilen insanlar yetiştirelim.

Daha fazla yabancı dil bilen diplomatlara…

Daha fazla uluslararası deneyime sahip iş insanına…

Daha küresel bakış açısına sahip akademisyenlere…

Gazetecilere…

Askerlere…

Finansçılara…

Girişimcilere…

İhtiyacımız var.

Yirmi birinci yüzyılda bir ülkenin en değerli kaynağı artık petrol, doğalgaz ya da kritik mineraller değildir.

Asıl zenginlik; dünyayı anlayabilen, farklı kültürlerde rahatlıkla hareket edebilen, güven inşa edebilen ve ülkesinin çıkarlarını bilgiyle, sağduyuyla ve dürüstlükle savunabilen insan sermayesidir.

Türkiye’nin geleceği daha yüksek duvarlar örerek ya da ufkunu daraltarak güvence altına alınamaz.

Türkiye’nin geleceği daha sağlam köprüler kurmaktan geçmektedir.

Çünkü köprüleri inşa edenler; farklı toplumları anlayabilen, onların dilini hem kelimenin gerçek hem de düşünsel anlamıyla konuşabilen ve bilgiyi sağduyuya dönüştürebilen insanlardır.

Sonuçta…

İnsanları etiketlemek kolaydır.

Onları anlamak emek ister.

Takdir etmek ise karakter gerektirir.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.