İstanbul Sular Altında: Doğa mı Suçlu, Biz mi?

16 Ekim 2026

İstanbul’un sokakları şelaleye dönüştü, araçlar sürüklendi, can kayıpları yaşandı. Çin’den Pakistan’a, Hollanda’dan Japonya’ya dünyanın sel felaketlerinden hangi dersleri çıkarabiliriz? Sigortası olmayan vatandaşın zararını kim karşılayacak? Devlet, belediyeler ve sigorta şirketleri ne yapmalı?

İstanbul’dan gelen görüntüler ürpertici. Sokaklar nehre, merdivenler şelaleye dönüşmüş. Otomobiller sürükleniyor, evler ve işyerleri sular altında kalıyor. İnsanlar canlarını kurtarmaya çalışıyor.

14–15 Ekim’deki şiddetli yağışlar can kayıplarına, büyük maddi hasara ve günlük hayatın felce uğramasına yol açtı. Bazı bölgelerde olağanüstü yağış miktarları bildirildi. İstanbul gibi iki kıtayı birleştiren, dev altyapı projelerine ev sahipliği yapan bir dünya metropolünün böylesine savunmasız kalması düşündürücü.

Asıl mesele yağmurun ne kadar yağdığı değil, yağdığında suyun nereye gideceğinin önceden düşünülüp düşünülmediğidir.

Dünyanın acı hafızası

1931’de Çin’de Yangtze ve Huai nehirlerinin taşması, açlık ve salgın hastalıklarla birlikte yüz binlerce, bazı tahminlere göre milyonlarca insanın ölümüne neden oldu. 1887 Sarı Nehir felaketinde de yüz binlerce kişi hayatını kaybetti.

1970’te bugünkü Bangladeş’i vuran Bhola Kasırgası’nın yarattığı deniz taşkınında 300–500 bin kişi öldü. 2022 Pakistan sellerinde 33 milyon insan etkilendi, 1.700’den fazla kişi yaşamını yitirdi.

2021 Almanya-Belçika selleri, gelişmiş ülkelerin bile güvende olmadığını gösterdi.

Türkiye’nin hafızasında 1957 Ankara, 1995 İzmir, 2009 İstanbul ve 2021 Kastamonu-Bozkurt felaketleri var. Bozkurt’ta Ezine Çayı’nın taşmasıyla binalar yıkıldı, onlarca insan öldü.

Her felaketten sonra aynı soruları soruyoruz. Sonra sular çekiliyor, gündem değişiyor, unutuyoruz.

Sel neden felakete dönüşüyor?

Sel, gelen suyun toprağın, nehirlerin ve altyapının taşıma kapasitesini aşmasıyla oluşuyor.

Aşırı yağış, suya doymuş toprak, hızlı kar erimesi ve dik yamaçlar doğal riskleri artırıyor. Ormansızlaşma, sulak alanların kaybı, dere yataklarının daraltılması, betonlaşma ve yetersiz drenaj ise tehlikeyi büyütüyor.

İklim değişikliği de tabloyu ağırlaştırıyor. IPCC’ye göre atmosfer sıcaklığı her 1°C arttığında havanın taşıyabileceği su buharı miktarı yaklaşık yüzde 7 yükseliyor. Bu durum uygun koşullarda daha şiddetli yağışlara zemin hazırlıyor.

Ancak her felaketi iklim değişikliğine bağlamak, yanlış şehirleşmenin sorumluluğunu gizler.

Toprağın suyu emeceği alanları betonla kaplıyor, dereleri daraltıyor, taşkın ovalarına binalar dikiyoruz. Sonra su kendi yolunu bulduğunda şaşırıyoruz.

Yağmur doğaldır; yıkımın boyutu ise çoğu zaman insan kararlarının sonucudur.

Hollanda ve Japonya neyi doğru yapıyor?

Hollanda, Room for the River programıyla nehirlere daha fazla alan açtı, taşkın ovalarını yeniden düzenledi, bazı setleri geriye taşıdı.

Japonya, Tokyo çevresinde dev yeraltı su tahliye sistemleri kurdu. Bangladeş ise erken uyarı ve tahliye kapasitesini güçlendirdi.

Türkiye’de de mühendislik bilgisi, teknoloji ve finansman imkânları mevcut. Dünya Bankası’nın 2024’te onayladığı 600 milyon dolarlık taşkın ve kuraklık yönetimi projesi önemli bir fırsat.

Ancak mesele yalnızca para değil. Doğru planlama, kurumlar arası koordinasyon, denetim ve siyasi kararlılık gerekiyor.

Sigortası olmayan vatandaş ne yapacak?

Felaket sonrasında en ağır darbeyi çoğu zaman dar gelirli aileler, küçük esnaf ve çiftçiler alıyor. Evler, dükkânlar, araçlar, tarım ürünleri ve yılların birikimi birkaç saatte yok olabiliyor.

Üstelik herkesin sel sigortası yok. Türkiye’de zorunlu deprem sigortası genel olarak sel hasarını karşılamıyor; bunun için ayrıca uygun sigorta teminatı gerekiyor.

Peki sigortası olmayan vatandaş kaderine mi terk edilecek?

Elbette hayır.

Devlet ve belediyeler, görev ve yetkileri çerçevesinde acil barınma, geçici kira, temel eşya, işyeri onarımı ve geçim desteklerini koordineli biçimde sağlamalı. Hasar tespitleri hızla yapılmalı. Yardımlar siyasi tercihlere değil, belgelenmiş zarara ve gerçek ihtiyaca dayanmalı.

Aynı zamanda uygun fiyatlı sel sigortası yaygınlaştırılmalı, dar gelirli ailelerin primleri desteklenmeli.

Sosyal devletin gücü, vatandaşını yalnızca felaketten kurtarmasında değil, felaket sonrasında yeniden ayağa kaldırabilmesinde de görülür.

Türkiye için üç stratejik öneri

1. Dere yatakları yeniden ıslah edilmeli, şehirler suya göre planlanmalı.

DSİ ve belediyeler bütün riskli dere yataklarını, menfezleri, köprüleri ve yağmur suyu kanallarını yeniden değerlendirmeli. Daraltılmış veya üzeri kapatılmış dereler mümkün olan yerlerde doğal akışına kavuşturulmalı. Taşkın ovalarında yeni yapılaşma durdurulmalı, yüksek riskli mevcut yapılar kademeli taşınmalı. Islah yalnızca beton kanal yapmak değil, suya güvenli akış ve yayılma alanı bırakmaktır.

2. Sigortasız mağdurlar için kalıcı afet dayanışma mekanizması kurulmalı.

Merkezi yönetim, belediyeler ve sigorta sektörü birlikte çalışmalı. Acil yardım, geçici konut, esnaf ve çiftçi destekleri için önceden tanımlanmış, şeffaf finansman mekanizmaları oluşturulmalı. Sigortalıların tazminat süreçleri hızlandırılırken sigortasız dar gelirli vatandaşlar da korunmalı. Önleyici yatırımlar ve sigorta teşvikleri, sürekli tekrarlanan zararların kamu bütçesine yükünü azaltmalı.

3. Ulusal taşkın güvenliği ve hesap verebilirlik sistemi kurulmalı.

DSİ, AFAD, Meteoroloji Genel Müdürlüğü, belediyeler ve üniversiteler ortak risk haritalarıyla çalışmalı. Erken uyarılar doğrudan vatandaşlara ulaşmalı, tahliye planları önceden hazırlanmalı. Her büyük selin ardından bağımsız teknik inceleme yapılmalı: Hangi altyapı yetersiz kaldı? Hangi imar kararları riski artırdı? Hangi kurum görevini yerine getirmedi? Bulgular açıklanmalı, sorumluluklar belirlenmeli, yatırımlar takvime bağlanmalı.

Suyun hafızası vardır

Sel yalnızca çevre meselesi değil; ekonomi, enerji, tarım, turizm, altyapı ve ulusal güvenlik meselesidir.

Bugün İstanbul, yarın İzmir, Antalya, Rize veya başka bir şehir aynı sınavla karşılaşabilir.

İyi yönetimin ölçüsü, selden sonra kaç kişiye yardım edildiği kadar, sel gelmeden kaç insanın hayatının ve geçiminin korunduğudur.

Bir dereyi haritadan silebilirsiniz ama suyun hafızasını silemezsiniz.

Yağmur doğanın işidir. Onu felakete dönüştürmemek ise bilimin, planlamanın, devletin, belediyelerin ve toplumun ortak sorumluluğudur.

Türkiye artık felaketlerden sonra enkaz kaldıran değil, felaketlerden önce önlem alan bir ülke olmalı.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.