Kürt meselesi yeni bir bölgesel aşamaya giriyor

18 Ekim 2026

Kürt meselesi Türkiye, Irak, Suriye ve İran’da eşzamanlı olarak yeniden siyasi gündeme döndü. Bu eşzamanlılık dikkatle ele alınmayı hak ediyor.

ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları, Hürmüz Boğazı’ndaki aksama ve Amerikan kuvvetlerinin Irak’tan çekilmesi, bölgesel dengeyi sarsıyor. İsrail’in sınırları ötesindeki askeri operasyonları ve komşu devletlerin egemenliklerini güçlendirme kararlılığı, dört ayrı ülkeye özgü meseleleri birbirine yaklaştırıyor.

Temel soru giderek ortaklaşıyor: Silahlı çatışmanın yerini hangi siyasi ve güvenlik düzenlemeleri alabilir?

Bu eşzamanlılığı birbirini etkileyen gelişmelerin ürünü olarak görüyorum. Tek merkezden yönetilen ortak bir planın varlığına ilişkin kanıt yok. Bununla birlikte, Türkiye’de PKK’nın silahsızlanması ve feshi yönündeki adımlar, İran’da PJAK’la ilgili hesapları etkiliyor. YPG’nin merkezi bir rol oynadığı Suriye Demokratik Güçleri’nin dönüşümü, Iraklı Kürtlerin Bağdat’la ilişkilerini ve Erbil, Süleymaniye ile Dohuk arasındaki ilişkileri etkiliyor.

Dış güvenlik garantilerine duyulan güven zayıflıyor. Bölgesel aktörler komşularıyla uzlaşmanın değerini yeniden değerlendiriyor. İsrail’in Azerbaycan’la savunma bağları, Körfez’deki ortaklıkları ve Irak ile Suriye’ye ilişkin güvenlik hesapları dikkatle incelenmeli. Bu ilişkilerin farklı amaçları var; hepsini birleşik bir çevreleme stratejisinin parçaları olarak değerlendirmek mümkün değil.

Dört ülke, farklı gerçekler

Türkiye’de açıklanan “Terörsüz Türkiye” hedefi; silahsızlanma, silahlı örgütlerin feshi ve toplumsal istikrarın güçlendirilmesi üzerinde yoğunlaşıyor. Terör örgütleriyle Kürt kökenli vatandaşları birbirinden ayırmak hayati önem taşıyor. Eşit vatandaşlık, demokratik katılım ve hukuki koruma, ülkenin ortak geleceğini ilgilendiriyor.

Suriye’de SDG personelinin ve kurumlarının devlet yapısına entegrasyonu; toprak bütünlüğü, merkezi otorite ve vatandaşların haklarıyla ilgili soruları gündeme getiriyor. Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit eden silahlı yapıların ortadan kaldırılması, kalıcı istikrar için gerekli bir koşul.

Irak farklı bir çerçeve sunuyor. Anayasal olarak tanınan Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Bağdat’la bütçe, petrol ve yetki paylaşımı üzerine müzakerelerini sürdürüyor. Erbil ile Süleymaniye arasındaki rekabet, birbiriyle yarışan dış ilişkiler ve parti çıkarları ortak karar almayı zorlaştırıyor.

İş dünyası açısından sonuçlar; petrol ihracatını, sınır ötesi ticareti, altyapıyı ve yatırım riskini kapsıyor. Dolayısıyla siyasi uzlaşma önemli bir ekonomik kazanç sağlayabilir.

İran’da dikkatler, Kürt muhalif grupların ABD ve İsrail’le çatışma ortamında kendilerini nasıl konumlandıracakları ve siyasi bir açılımın doğup doğmayacağı üzerinde yoğunlaşıyor. Her ülkenin kendi kurumlarına, toplumuna ve güvenlik ihtiyaçlarına dayanan çözümlere ihtiyacı var. Başka bir ülkenin modelini ithal etmek, başarı konusunda pek az güvence sunuyor.

Erbil’in ortaya koydukları

Orta Doğu Araştırma Enstitüsü’nün 12-14 Ekim’de Erbil’de düzenlenen MERI Forumu, diplomatik imkânlara ilişkin önemli bir işaret sundu.

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, bölgenin İran’a karşı saldırılar için bir çıkış noktası olamayacağını yineledi. Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani ise İranlı yetkililerle İran’ın Kürt meselesine ilişkin olası bir süreci görüştüğünü söyledi.

Talabani’nin 15 Eylül’de Tahran’da gerçekleştirdiği görüşmelerde Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve üst düzey danışman Ali Ekber Velayeti de yer aldı. Tahran ile İranlı Kürt muhalefet partileri arasında doğrudan müzakereler yürütüldüğü doğrulanmış değil.

Irak, bölgesel yönetim ve İran yetkilileri arasında 19 Ekim için duyurulan toplantı, esas olarak muhalif grupların Irak’taki varlığı ve sınır güvenliğiyle ilgili. Bunu diplomatik zemin hazırlığı olarak görüyorum. İlerleme; katılıma, karşılıklı taahhütlere ve uygulamaya bağlı olacak.

Caydırıcılığın siyasi bir amacı olmalı

PJAK’ın PKK’yla yakın örgütsel ve ideolojik bağları, İran’ın güvenlik hesaplarında önemli yer tutuyor. Bununla birlikte, İranlı Kürt hareketleri birbirinden farklı ve hiçbiri Kürt toplumunun tamamını temsil etmiyor.

İran’ın Irak’ın kuzeyindeki operasyonları, sınır ötesinde tehdit olarak algıladığı unsurlara karşı harekete geçmeye hazır olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin PKK’ya karşı yürüttüğü mücadeleyle karşılaştırmalar yapılırken, sivillerin korunması ve Irak’ın egemenliğinin yanı sıra her operasyonun hukuki dayanağına ve koşullarına da dikkat edilmeli.

Tahran yeni bir cephe açmanın maliyetini yükseltiyor. Askeri baskının güvenilir siyasi kanallarla da desteklenmesi gerekiyor.

ABD ve İsrail’in İranlı Kürt gruplarla temaslarına ilişkin haberler buna göre değerlendirilmeli. Başkan Donald Trump’ın silah sevkiyatlarına ilişkin iddiaları doğrulanmış değil. Dış desteğin sürekliliği ve siyasi koşulları belirsiz olduğunda özellikle ihtiyatlı davranmak gerekiyor.

Buradan üç öncelik çıkıyor. İran, sınır güvenliğini diyalog, sivillerin korunması ve doğrulanabilir taahhütlerle birlikte ele almalı. Kürt siyasi aktörler, kendi ülkelerinin anayasal düzenlemeleri içinde katılımı hedeflemeli ve başka devletlerin askeri hesaplarına bağımlı hâle gelmeye direnmeliler. Bölge hükümetleri düzenli diplomasiyi, silahlar üzerinde devlet denetimini ve toplumlara istikrarın korunmasında somut çıkar sağlayan ticareti güçlendirmeli.

Aralık başında, bölgedeki paydaşların üst düzey temsilcilerinin bir araya gelmesinin beklendiği Dohuk’taki bölgesel ekonomik zirvede konuşacağım. Bu, değerlendirmelerimi yerel deneyimlerle sınama fırsatı sunacak. Öğrendiklerimi okuyucularımla paylaşacağım.

Aynı coğrafyada yaşamaya devam edeceğiz. Kalıcı barış, her toplumun geleceğinde komşularına da yer olduğunu kabul etmemizi gerektiriyor.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.