En İyi İkinci: Kaçırılan Fırsatların Ardındaki Hayat

En İyi İkinci, bize bir başarı hikâyesinden çok, gerçekleşmeyen ihtimallerin de hayatımızı değiştirebileceğini hatırlatan bir oyun. “Doktorun eninde sonunda hastanın ayağına gelmesi” gibi, hayat da bazen beklenmedik biçimlerde karşımıza bambaşka yollar çıkarabilir, rotamızı değiştirebilir.

15 Ağustos 2026
Kürşat Demir, canlandırdığı farklı karakterleri ses tonu, mimikleri ve jestlerindeki değişimlerle görünür kılarak tek kişilik performansının sınırlarını genişletir ve sahnede çok katmanlı bir anlatı kurar.

2026 yılının en yeni oyunlarından, Barney Norris tarafından kaleme alınan En İyi İkinci’yi sezon kapanmadan Semih Değirmenci yönetiminde, Kürşat Demir’in samimi performansıyla Zorlu PSM %100 Studio’da izleme şansı buldum. Zorlu PSM’nin diğer iki sahnesinden farklı olarak bu sahne, oda tiyatrosunu andıran, küçük, çerçeve sahne formatına sahip ve oturma kapasitesi daha sınırlı bir sahne. Küçük olması, az kadrolu oyunlar için ideal bir performans alanı sunuyor ve açıkçası oyunları daha da keyifli hâle getiriyor.

Oyunun başkahramanı Martin Hill’in hikâyesine kısaca değinmek gerekirse; anne ve babasının boşanmasının ardından, film setlerinde aksesuarcı olarak çalışan babasının yanında yaşamaya başlayan kahramanımız, tesadüf eseri Harry Potter ve Felsefe Taşı seçmelerine katılır. Son aşamaya kadar başarıyla ilerleyen Martin, rolü kazanamaz. Rol Daniel Radcliffe’e gider. Böylece Martin, hayatında ilk kez “en iyi ikinci” olmayı tadar.

İzleyiciye derin bir iç hesaplaşma sunuyor

Oyun boyunca Martin; babasının vefatını, annesinin yanına taşınmasını, annesinin erkek arkadaşından gördüğü şiddeti, annesiyle yeni bir hayata başlama sürecini, eşi Sophie ile tanışmasını ve son olarak baba olduktan sonra değişen duygu dünyasını seyirciyle paylaşır. Şöhrete kavuşamamış, hayatının fırsatını kıl payı kaçırmış olsa da hayatın dolambaçlı yollarından nasıl güçlenerek çıktığını samimi bir anlatıyla ortaya koyar. Başlangıçta bir başarısızlık hikâyesi gibi görünen En İyi İkinci, seçilmeyen yollara ve kaçırılan fırsatlara rağmen hayatın nasıl mutlu bir sona evrilebileceğini anlatırken dram ile komediyi ustalıkla harmanlayarak izleyiciye derin bir iç hesaplaşma sunar.

Oyun, Kürşat Demir’in (Prens dizisinde ölümüyle sevenlerini yasa boğan, “her şey aşk için” dedirten Saksonya Dükü Philippe) tek kişilik performansına dayanır ve Martin Hill’in kendi hikâyesini anlatması üzerinden ilerler. Kendi hikâyesini anlatan Martin, kimi zaman yaşadıklarını sahnede yeniden canlandırarak oyunun ritmini değiştirir; bizleri çocukluğuna ve ergenliğine doğru bir yolculuğa çıkarır. Kürşat Demir, Martin’in farklı yaşlarını canlandırırken beden dili, hareketleri ve dil kullanımıyla seyirciyi karakterin içinde bulunduğu yaş dönemine başarıyla götürür. Oyunculuğunu hem samimi hem de hınzır bulduğumu söyleyebilirim. Özellikle kilit sahnelerde sergilediği sakin ve abartıdan uzak oyunculuğuyla seyirciyi etkilerken, karakteri büyük bir doğallıkla ve başarıyla var eder.

Mizahla hüznü harmanlayan oyundaki göstergeler ise sade ama bir o kadar da anlamlı. Oyun, beyaz zeminli bir platform üzerinde geçer. Dekorda, beyaz kare blokların üzerinde sanat eserlerini andıran objeler; bir biberon, modern sanata gönderme yapan metal bir kutu, Martin  ve küçük ailesinin fotoğraflarının yer aldığı bir çerçeve ile bozulmuş bir Mona Lisa tablosu bulunur. Martin, hikâyesini zaman zaman ahşap bir banka oturarak, zaman zaman ise ayakta anlatır. Platformun üzerinde ayrıca sinemada kullanılan bir kamera da yer alır. Bu kamera, özellikle Harry Potter ve Felsefe Taşı seçmelerinin anlatıldığı sahnelerde kullanılır.

Bozulmuş Mona Lisa tablosu ise son derece manidar. Mona Lisa’nın en dikkat çekici özelliklerinden biri, malum, farklı açılardan bakıldığında ifadesinin değişiyormuş hissi yaratması; bir taraftan gülümsüyor, diğer taraftan ise hüzünlü görünüyor oluşu. Sahnedeki bozulmuş tablo da Martin’in hem eğlenceli hem de dramatik hayatını temsil eder. Tablonun bozulmuş, alışılmış formunun dışında oluşu ise Martin’in sıradan olmayan, trajikomik yaşamını; tüm zorluklara, kırılmalara ve bozulmalara rağmen özünü ve formunu koruyabilmesini simgeler. İkinci de olsa bu Martin’in hayatıdır; bu hikâyenin başrolü yine Martin’dir.

Alüminyum folyolu bilet ne anlatıyor?

Oyundaki bir diğer anlamlı gösterge ise alüminyum folyoya sarılı oyun biletidir. Salona girdiğimizde koltukların üzerinde karşımıza çıkan bu alüminyum folyolu biletler, ilk bakışta anlamsız gibi görünse de Martin Hill’in anlattığı hikâye ilerledikçe bu folyoların ve folyolara sarılı sandviçlerin taşıdığı anlam derinleşir. Martin’in hikâyesinden yola çıkarak, kendisiyle babası arasındaki en güçlü bağlardan birinin bu folyolara sarılı sandviçler olduğunu oyun ilerledikçe anlarız. Martin’in biriktirdiği folyolar yüzünden başına gelenleri dinledikten sonra, seyirci olarak siz de elinizde tuttuğunuz o folyoyla istemsizce duygusal bir bağ kurmaya başlarsınız ve tıpkı Martin gibi, folyoya sarılı bileti saklamak istersiniz.

Oyunun sahne ışığı büyük bir değişkenlik göstermese de geçmişe dönüş sahnelerinde daha sarı tonlara geçilerek nostaljik bir atmosfer yaratılır. Oyunun genelinde ise beyaz zeminin yarattığı doğal yansımadan faydalanılmış, belirgin ya da gösterişli bir ışık tasarımı yerine zeminin ışığıyla bütünleşen bir aydınlatma tercih edilir. Oyunun gülümseten göstergelerinden biri de müziğidir. Özellikle Harry Potter film serisinin müziği çalmaya başlayınca, 2001 yılından itibaren seriyi takip eden seyirciler ister istemez nostaljik bir yolculuğa çıkar ve Martin’in hikâyesiyle kendi çocukluk anıları arasında duygusal bir bağ kurar.

Martin Hill’in görünümüne ve hareketlerine bakıldığında otuzlu yaşlarında olduğunu söylemek mümkün. Kürşat Demir, karakteri canlandırırken mimik ve jestlerini abartıya kaçmadan, kontrollü ve doğal bir biçimde kullanır. Oyunu anlatan Martin, müzede çalıştığını ve bu işe nasıl başladığını detaylı bir şekilde seyirciyle paylaşır. Müzedeki yöneticilik pozisyonuna uygun olarak lacivert bir pantolon, mavi bir gömlek ve kravat tercih eden Martin, hem resmî hem de rahat bir görünüm sergiler.

Oyun bize neyi hatırlatıyor?

Oyundaki değişimler, zaman atlamaları ve karakter geçişleri dekor ya da kostüm değişiklikleriyle değil, doğrudan oyuncunun performansı aracılığıyla aktarılır. Kürşat Demir, canlandırdığı farklı karakterleri ses tonu, mimikleri ve jestlerindeki değişimlerle görünür kılarak tek kişilik performansının sınırlarını genişletir ve sahnede çok katmanlı bir anlatı kurar.

Son olarak En İyi İkinci, bize bir başarı hikâyesinden çok, kaçırılan bir fırsatın aslında bir kayıp olmadığını; gerçekleşmeyen ihtimallerin de hayatımızı değiştirebileceğini hatırlatan güncel bir oyun. “Doktorun eninde sonunda hastanın ayağına gelmesi” gibi, hayat da bazen beklenmedik biçimlerde karşımıza bambaşka yollar çıkarabilir, rotamızı değiştirebilir. Sahnelemeyi ayakta tutan temel unsurlar ise bu güncellik ve hayatın beklenmedik biçimde yön değiştirebileceğine duyulan inanç. Ne yaşanırsa yaşansın, tüm başarısızlıklara ve “ikincilik” hâline rağmen günün sonunda kader Martin’e gülmüştür. Martin, yapmaktan mutluluk duyduğu bir işe ve hem arkadaşı hem de hayat yoldaşı olabilecek bir eşe sahiptir. Belki de en başından beri istediği tam olarak bunlardır…

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.