Bir Hint mantrasında; “Hayatta iyi bir insan olabilmek için şu on altın öğüde uyulması gerekir” der. Ardından da on
öğütle yetinmeyip, üç şey kuralını aktarır.
“1. Düşünmeye vakit ayır; düşünce, güç için kaynaktır.
2. Eğlenceye vakit ayır; eğlence gençliğin sırrıdır.
3. Okumaya vakit ayır; okuma bilginin pınarıdır.
4. Duaya vakit ayır; dua, güç anlarda direnmenin desteğidir.
5. Sevmeye vakit ayır; sevmek yaşamı tatlı kılan şeydir.
6. Anlaşmaya vakit ayır; konuşmak yakınlaştırır.
7. Gülmeye vakit ayır; gülmek ruhun müziğidir.
8. Vermeye vakit ayır; vermek günün aydınlığıdır.
9. İşini iyi yapmaya vakit ayır. İşini iyi yapmak, size güvenilir yapar.
10. Teşekküre vakit ayır; Teşekkür, yaşam pastasının kremasıdır.
İdare edilecek üç şey:
Dilimiz, huyumuz, hareketlerimiz.
Sevilecek üç şey: Cesaret, nezaket, yardım.
Nefret edilecek üç şey: Kin, kibir, nankörlük.
İstenen üç şey: Sağlık, dostluk, huzur.
Düşünülecek üç şey: Hayat, ölüm, sonsuzluk…”
Bunlarda tartışılacak bir yan yok.
Beynin, kalbin, ruhun beslenmesi, aydınlanması, arınması için hepsi gerekli.
Aralarında biri var ki, Kızılderililer’in neredeyse uzun yaşam ve mutluluk sırrı.
Kendilerini negatif enerjilerden uzak tutmanın yolu.
Gülmekten söz ediyorum. Ama gülümsemekten değil, dolu dolu gülmekten.
Siyular’ın torunları, bunu hala doğal olarak uyguluyor. Kadim bir davranış gibi…
Ne var ki anlaşmaya vakit ayırmadıkları için, Amerikalılar ’ın önlerine uzattıkları belgeleri fazla incelemeden imzalayıp, topraklarını kaybetmişler. Yarım yüzyılı aşkın zamandır da geri almaya çalışıyorlar.
Astronotlar giderken götürsün ve oradaki akrabalarına versinler diye mektup yazıyorlar… NASA, hem bu fikri, hem de mektubu ciddiye almıyor. Ama kabile yaşlılarının günlerce kapıda bekleyip, gitmediklerini görünce biraz da kurtulmak için “Tamam verin mektubu, götürüceğiz” diyorlar. Kızılderililer, mektubu vermeyi başardıktan sonra köylerine dönüyorlar. NASA’dakiler, merak edip zarfı açıyor.
Mektupta şunlar yazıyor:
“Merhaba akrabalarımız, sakın size uzatılacak belgeleri imzalamayın, anlaşma yapmayın… Bizi kandırdılar, sizi de kandırmasınlar” yollu bir mesaj.
İyi insan olmanın anlaşmasından söz ederken, iyi devlet olma niteliklerine de girdik galiba. Ne kadar ironik değil mi? Neyse ki ayda kimsenin olmadığı çok açık artık. Kandıracak kimse yok yani.
Dönelim konumuza.
Kişiler arası anlaşmalar için de uzlaşma adına çaba harcamak, vakit harcamak şart. Bunu sağlamak için de belirsiz ifadeler yerine net olarak hayal ve isteklerin ortaya konulması gerekiyor. Böylece daha sonra aslında ben onu demek istememiştim, böyle olacağını bilmiyordum, onun dürüst davranacağını düşünmüştüm türünden yakınmalar önlenmiş olur. Hayal kırıklığı yaşanmaz.
Vermeye vakit ayırmak da, mantrada benim özel ilgimi çeken maddelerden biri…
Vermeden alınmıyor. Almadan verilmiyor, bunu biliyoruz.
Daha da önemlisi şu: Birilerine yardım ettiğinizde, cebinizden para çıkardığınızda, o paranın size fazlasıyla döneceğini düşünmelisiniz. Paranın saklandığında hiçbir değer üretmeyeceğini ve söneceğini, dolaşıma girdiğinde ise bir domino taşının devrilmesi gibi herkesi etkileyebileceğini aklınızda tutun.
Gittiğim bir spor salonunun soyunma dolaplarından birinde açıkta, unutulmuş bir çanta vardı. Çünkü normalde dolaplar kilitlenir. Çantayı alıp, görevliye verdim. Tutanak hazırlarken, kime ait olduğunu belirlemek için cüzdanı çıkardı. Nüfus cüzdanından, çantanın sahibini tanıdı. “Aa…” dedi, “O içeride spora girdi. Gelin, verelim…”
Çanta sahibini buldu. Ben de eve gitmek üzere yola koyuldum.
Yolda, bir şeyler almak için elimi cebime attım, para çıkarmak üzere. Bakkala girerken, bir el omzuma dokundu. Elinde 200 lira vardı. “Bu sizden düştü” dedi. Bir an dondum kaldım. Parayı veren, arkasını dönüp giderken sadece teşekkür edebildim. Karma harekete geçmişti. Hem de on dakika sonra. Bir kaybı önlediğim için, bir kaybım önlenmişti. Ha, diyeceksiniz ki, rastlantı olmuş. Olabilir, ama bizler, açıklayamadığımız her şeye rastlantı der geçeriz zaten.
Bu arada siz farkında mısınız bilmem ama, bir mantrayı yerine getirdiniz. Okumaya zaman ayırdınız, beni okuyarak.
Eğlenceye, sevmeye, teşekküre yani şükretmeye vakti ayıracağınıza da inanıyorum.
Eğlence, varlığınıza ödül için lazım. Ruhunuzu şenlendirmek için.
Sevmek, varlığınızla ve başka varlıklarla bir arada olmanın sevincini yaşamanız için.
Şükür, başta sağlık için.
Mantrayı bitirdik sayılır. Üçlemeleri de siz düşünün. Böylece ilk maddeyi de geçmiş olalım.
İyi insan olabilmek adına…
Bu devirde kahramanlık zor.
Ama böylesi çok kolay. İyi insan olarak yapabilirsiniz bunu sadece. Sade ve doğaya uyumlu yaşamı savunmuş kinik felsefeci Diyojen’in (M.Ö. 412-323) gündüz gözüyle fener elde dürüst, namuslu, erdemli insan araması gibi.
Yani konu ilkçağlardan beri aynı.
İşte böyle bir şey!
18 Temmuz 2026 - Bir Hint mantrasıyla gündem dışında kalın, arının!
17 Temmuz 2026 - Hayal kırıklıklarına uğradım. Var mı bir çıkış yolu?
12 Temmuz 2026 - Ruhunuzu besleyecek bir menü sunuyorum.
11 Temmuz 2026 - Tüm o kiloları bir günde almadınız, değil mi?
10 Temmuz 2026 - Her yıl daha az konuştuğunuzun farkında mısınız, Gülhane Parkı’nda mısınız?