Cesurların fikri neyse zikri de odur!

2 Haziran 2026

W. Shakespeare’in Jul Sezar oyununda geçen replik şöyleydi. Korkaklar her gün ölür. Cesurlar bir kere. 

Başlıktaki cesur kelimesinin aslında derviş olduğunu da biliyoruz.

Fikriyle zikri bir olmayı sadece cesurlar başarabileceklerini de.

Öte yandan cesur olmak, net olmayı gerektirir. Beyin sisi, bunun en büyük engelidir.

Çünkü beyin sisi, odaklanma güçlüğü, unutkanlık, zihinsel yorgunluk ve düşünme hızında yavaşlama ile kendini gösteren bilişsel bir durumdur.

Bilincinizi bulanık ve ağırlaşmış hissedersiniz. Korkarsınız her şeyden. 

Böyle bir ülkede, günlük olayların sıra dışılığı, korkuya neden olabilir. O, normal.

Ama beyin sisi sonucunda korkmak ayrı bir vaka.

Hatta beyin sisi olmasa bile kafa karışıklığı yaşamak, kavram çatışmasıyla boğuşmak, savunduğunuz görüşlere göre tutarlılık gösterememek,  çok hazin.

Bir uçtan bir uca savrulmak da. Örneğin Kanye West gibi. Gazze’nin yanında yer alırken, bir yandan da Hitler övgüsü yapan, bunu sevgi boyutuna yükselten biri o..

Çocuk istismarına uzanan suçlamaların da yapıldığı bu arkadaşın konserine, zıttı görüşlere sahip olmanıza rağmen boy göstermek, geride kalmamak için, koşa koşa gidebilirsiniz. 

İbrahim Tatlıses’e kadınlara yönelik sözleri veya davranışları sonucunda tepki göstermeyip Ozan Güven’e karşı gösteri yapabilirsiniz. 

Bir yanlışı göstereyim derken kendiniz de tongaya basarsınız o zaman.

Bir siyasetçinin hain mi kahraman mı olduğu hakkındaki görüşünüz de bir uçtan diğerine savrulabilir. Zaten olan da bu çoğunlukla.

Kimse sütten çıkma ak kaşık olmadığı halde, öyleymiş gibi yapılabilir. O zaman, sosyal mecra silahşorü, linç elemanı veya şakşakçısı gibi görünmek de mümkün.

İşte bütün bunlar, hep savrulmakla ilgili. Bir dönemin TV yıldızı Yıldo’nun, şimdilerde Kobra Murat’ın “kafadan kopucaz valla”, demesi gibi. Kafadan kopuş budur. 

Kanaatlar, sağdan soldan aldıklarınızla, okuduklarınızla ve gördüklerinizle oluşur. Bir tür başkasının fikirlerinin karmasını oluşturursunuz.

Ya da birine takılırsınız. Fikirler ise kendi kanatlarıyla uçabilenlerin eseridir.

Her türlü görüşü dinleyip, bunu sadece bir besin olarak alıp, fazlalıkları atarlar fikir bulanlar.

Fikrin, felsefenin, estetiğin peşinde olanlar, sanat kanatlarıyla dolaşırlar, kanaatlarıyla değil.

Fikrimce, hayatımızı kanaatlarla sürdürüyoruz, fikirlerle değil. Sorun bu.

Kendi fikri olanlar, kişiler ve kurumlar ne kadar yön değiştirirse değiştirsin şaşırmazlar.

Kandırılmazlar. Savrulmazlar. Onlar, bilir. Yön değişikliklerini gördüklerinde umursamazlar. Çünkü buna hazırlıklıdırlar çoktan.

Şimdi tüm bu yazdıklarımı baz olarak alıp, yaşadığımız olayları bu gözle yeniden değerlendirin.

Tepkileriniz, sözleriniz ne kadar size ait. Kimin sesisiniz? 

Fikrinizle bulduğunuz ve seçtiğiniz yön, bazen kanaatlarla uyuşabilir.

Ama hangileriyle? Önyargısız olanlarla tabii. Önyargılar derindedir.

Albert Einstein’ın söylediği iddia edilen sözü hatırlayalım: 

Önyargıları yıkmak atomu parçalamaktan daha zordur. 

Çünkü bilişsel ve duygusal kalıplar yerleşmiştir. 

Kendi dünya görüşünüze yakın olanları kabullenip diğerlerini dinlemezsiniz bile.

Bilinçaltı korkular, aşılamaz duvarlar örer zihninizde.

Kategorize edersiniz her şeyi, bu da etiketlemeye götürür sizi.

Tartışma bile yapamazsınız kimseyle. 

Direkt kavgaya girişen, küfürleşen bir toplum, göz önünüze geliyor mu?

Fikirleri olmadığı için kanatlarıyla şiddete başvurup, haklılık aramak, işte o toplumun eseridir.

O nedenle derim ki, başkalarının gişesi önünde kuyruğa girmeyin.

Kendi gişenizi açın hayatta.

Bu da sizi özgün yapar.

Bilgisi olan ilgi de toplar.

Tarafsız değil objektif olursanız, güven duyulur size.

İki gözünüz var görünüşte ama görmek isteyen için binlerce göz var.

Görüp seçmek, elemek, sonra fikir oluşturmak elinizde.

Dağdaki çoban da olsanız, üniversitede araştırmacı bilim adamı da, fikirleriniz sizi dünya insanı yapar. 

Fikir bulmak için hayal gücünüzü de kullanın.

Cesur olun!

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.