Dikkatinizi hiç çekti mi bilmiyorum. Dizilerde veya filmlerde görmüşsünüzdür.
Kadınlar ayrılık kararlarını verdiklerinde arkalarını dönüp bakmıyorlar bile.
Çat diye kesiveriyorlar ilişkilerini. Ayrılık travması da onlarda en çok 1 ay sürüyor.
Erkeklerde ise ömür boyu. Erkek ne kadar ilişkiyi yeniden canlandırmak istese de yırtılan dikiş tekrar tutmuyor. Bu anlamda bilinenin tersine kadınların daha rasyonel, erkeklerin ise daha duygusal, saf, anne etkisiyle çocuk kalmış olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü erkekler sanıyor ki anneleri gibi sevgili ya da eşleri de onları affeder.
İşler istediği gibi gitmeyince de yalvarmadan şiddete uzanan süreç başlıyor.
Bu yalvarma ve ağlamaların, elbette sözcükleri, pazarı var. Onlar da bunun yazarlığını, şairliğini yapıyor.
Hatta bazen bizzat yaşadıklarını yazıya ve şiire dökenler de oluyor.
İşte bu ağlak ve sorumsuz erkek tipleri, yazı ya da şiir yazdığında, çizgi roman yayımladığında kadınları kendilerine acındırmaya çalışıyorlar. Öbür kadından yedikleri darbeyi, sevgilinin onu nasıl terk ettiğini ve şimdi nasıl acı çektiklerini anlatıyorlar. Kadının adını asla vermiyorlar.
Adı, sevgili. Böylece, okuduğunuz şeyin gerçekte yaşanıp yaşanmadığına da emin olamıyorsunuz.
Hatta siz de o günlerde aşktan yana dertliyseniz, yazı ilaç gibi geliyor. Kesip saklıyorsunuz.
Peki, bu erkekler, haklı mı? Kesinlikle hayır. Kadını isyan noktasına getiren onlar, canından bezdiren onlar, gereksiz kıskançlık ve kapris yapan, sevgilerini son ana kadar göstermeyen, hatta şiddet uygulayan onlar.
Terk edilince de, feryadı basan, kendilerine acıyan, acındıran yine onlar.
Çünkü anneleri nasıl ki onları terk etmiyorsa sevgilileri de terk etmesin istiyorlar.
Böylece bunu yazanlar, çok okunuyor ve seviliyorlar.
Yazılar genelde kafa iyiyken yazılıyor ve şuna benziyor:
“Sevgili, ben senin aşkının ateşiyle yanarken sen soğuk gölgeliklere geçtin. Şimdi sensizim ve oyuncağı kırılmış bir bebek gibiyim.
Sevgili, ne hayaller kurmuştuk oysa seninle. Gözümden akan yaşlar seni bana getirmiyor.
Birazdan kapı çalsa diyorum ve kulağımı dikiyorum, kalbim hızla çarpıyor..
Sen gelmiyorsun, sevgili. Mevsimler geçiyor, gelmiyorsun. Gittin, giderken kalbimi de söktün götürdün.
Şimdi kime baksam, senden bir parça arıyorum. Sana benzeyen kadınlara seni sormak istiyorum, sevgili…”
Bu yazıyı ben uydurdum.
Neyse işte bu tip şeyler yazanlara kulak asmayın, okumayın, dinlemeyin, onlar tuzaklarına yeni avlar ekliyorlar. Ya da affedileceklerini sanıyorlar.
Popüler oluyor, şehir şehir dolaşıp söyleşiler yapıyor, kitaplarını imzalıyorlar. İmkan olsa, bütün kadınları sevmek, hepsini de terk etmek istiyorlar. Eh! Maymun iştahı da var sonuçta.
Kadınlarsa bu erkekleri iyileştirebileceklerini, düzeltebileceklerini düşünüyorlar. Yanılıyorlar.
Gerçekten de kadınların böyle saf bir yanları var. Bir homoseksüeli bile heteroseksüel yapmaya çalışıyorlar.
Ya da o haliyle kalsın ama âşık olsun istiyorlar. Demek ki, sorunlu, sorumsuz, bencil, kaprisli, güya yardıma muhtaç, terk edilmiş kedi kıvamındaki uyuz, can yakıcı erkekler, kadınlarca çekici bulunuyor. Çünkü, diğer erkeklerimiz de iyi olmalarına karşılık duygularını, duyarlılıklarını hiç göstermiyorlar. Eğilip bükülmüyorlar, ağlamıyorlar, bağırıp çağırmıyorlar.
Belki de sihirli cümle bu: Duyguları, zamanı geçmeden göstermek gerek.
Yoksa ağlak yazılara, beddualarla dolu şarkılara kapak atarsınız.
Kadınlara tavsiyem, çikolata yemeleri… Yukardaki gibi şablonları alıp yazanları engellemeleri… Saçlarını hemen değiştirmeleri…
Bir de erkeklere tavsiye: Henüz başınıza bir ayrılık gelmediyse, siyasetten ve futboldan uzaklaştıkça kadınlara yaklaşırsanız, onları dinlerseniz, güvenlerini ve sevgilerini kazanırsınız.
Ama dünya kupası maçlarına biliyorsunuz çok az kaldı. Bir buçuk ay kadar da sürecek.
İsterseniz bu tavsiyemi kupa sonrasında uygulayın.
Ha! Aşk dediğin de nedir kardeşim, kim aramış da bulmuş, aşk mı kaldı diyenlere, soruyorum o zaman:
Niye hâlâ en çok reytingi alan diziler, filmler bunu işliyor? Romantik filmlerde neden gözyaşları sel oluyor?
Niye yazıyı sonuna kadar okudunuz?
Siz sosyal medyaya bakıp hayatı da öyle sanmayın.
Orda herkes bir nevi Avatar.
Gecelik beraberliklere de puan verilmiyor!
Futboldaki gibi…
6 Haziran 2026 - Erkeklerin yazdığı, kadınların inanmaması gereken cümleler!
4 Haziran 2026 - Nobel Edebiyat ‘Yapay Zeka’ Ödülü’nü ilk kim alacak?
2 Haziran 2026 - Cesurların fikri neyse zikri de odur!
31 Mayıs 2026 - Pazar günü takviyesi: İki kısa öykü birden!
30 Mayıs 2026 - Hâlâ organik yazılar okuduğunuza şükredin derim!