Bozcaada Notları 4

Belki de insanın kendisine yeniden "Başka ne yapabilirim?" diye sorması için böyle bir yere ihtiyacı var. Çocuklar burayı sevmez diye düşünürken, "Biz sevdik. Onlar da kendi yerlerini kendileri seçsin." dediğiniz ve çocuklarınızın her yıl arkadaşlarını da peşlerine takıp 60 metrekarelik evinizi dold

10 Ağustos 2026
Bozcaada yazılarının ilkini yazdığımda Instagram’dan gelen bir mesajla, "Biz de adada yaşıyoruz, sizi ‘Ada Komşuları’ wapp grubuna alalım." mesajı aldığım ve bir anda adadaki gelişmeleri gazete hızında takip etmeye başladığım kalabalık bir grupta kendimi bulduğum bir yer.

Büyük şehirde kaybettiklerimiz

En son ne zaman arabanıza tanımadığınız birini aldınız?

Biz üniversitede okurken, Maslak kimsenin yaşamadığı, plazaların henüz beyaz yakalı dolmadığı koca bir mahalleydi.

İTÜ’de okuyan arkadaşlarımızın yanına giderken ya da arkadaşlarımız bize gelirken kullandığımız en iyi yöntem ise otostoptu.

Yeni insanlarla tanışır, yeni hayatlar keşfederdik.

Şimdi büyük şehirlerde kaybolan güven yüzünden neredeyse yok olan bir alışkanlık.

Oysa ada, hâlâ “Nereye gidiyorsun, bırakayım.” diyebildiğiniz bir yer.

Arabanıza aldığınız iki insanla telefonlarınızı paylaşıp çocuklarının üniversite seçimleri üzerine kahve içerek sohbet edebildiğiniz bir yer.

Pazarına gittiğinizde, peynir tezgâhında adalısı, şehirlisi, otelcisi, yöneticisi yan yana bekleyip yufka, kaymak ve Ezine peyniri alıp sohbet ettiği bir yer.

Sohbetlerde iş ve politikadan çok bahçe işleri ve kuyuyla ilgili sorunların gündemde olduğu bir yer.

Belediye başkanını sahilde, yan masada arkadaşlarıyla sohbet ederken görüp, isterseniz yanına giderek derdinizi anlatabildiğiniz bir yer.

Yıllar önce podcast çekip arkadaş olduğunuz bir kadın girişimcinin mesaj atıp, “Karşı kıyıda bir evim var. Yemek ve müzik benden, sizden de gelmek.” diyerek davet ettiği; gece 11 vapuruna yetişmek için erken kalkarken partinin en güzel bölümünü kaçırdığınız bir yer.

Yine aynı arkadaşınızın 2 Ağustos’ta, “Adada olacağım, kahve içeriz.” diye başlayan davetinin kahvaltıya dönüştüğü bir yer.

Kahvaltıda harika zaman geçirdiğiniz yetmezmiş gibi akşamına misafir ettiğiniz arkadaşınızın arkadaşının bahçesindeki klasik müzik ziyafetine davet edildiğiniz bir yer.

İstanbul Müzik Festivali’nde dinleyeceğiniz güzellikte bir resitali, çoğunu ilk defa gördüğünüz adalı dostlarla birlikte dinleyebildiğiniz bir yer.

Akşam yemeğine gittiğiniz arkadaşınızın, eve dönerken bahçesinden üç kök sakız sardunyası koparıp, “Al, bunları ek. Bu renkler kimsede yok. Duvarın üstünden sarkıtırsın, güzel durur.” dediği bir yer.

Bahçenizi, evinizi ve biraz da kalbinizi güzelleştiren bir yer.

Bozcaada yazılarının ilkini yazdığımda Instagram’dan gelen bir mesajla, “Biz de adada yaşıyoruz, sizi ‘Ada Komşuları’ wapp grubuna alalım.” mesajı aldığım ve bir anda adadaki gelişmeleri gazete hızında takip etmeye başladığım kalabalık bir grupta kendimi bulduğum bir yer.

Her sabah yürüyüşümüzden sonra ilk çayımızı içtiğimiz kahvede, on yıl önce çırak olarak çalışmaya başlayan gencin, adalı bir kızla hayatını birleştirmeye ve burada yaşamaya karar verdiğini öğrendiğiniz bir yer.

Sevdiğiniz pazar esnafıyla her hafta sohbet edebildiğiniz, çocuklarını ve işlerini sorduğunuz; sadece yumurta, patlıcan ve domates değil, köyde doğal boyanmış yünle dokunmuş bir Yörük kilimi de alıp eve götürdüğünüz bir yer.

Paranız bitince, ‘yarın getiririm’ deyip , aldıklarınızı arabaya yükleyip ertesi gün giderek borcunuzu ödediğiniz ve sohbete kaldığınız yerden devam ettiğiniz bir yer.

İlk geldiğinizde sakinliğinden ve doğal güzelliğinden etkilenip çok da ne olacağını düşünmeden kalmaya karar verdiğiniz, sonra da beklediğinizden çok daha fazlasıyla karşılaştığınız bir yer.

Hiç tanışma şansınız olmayan insanlarla tanışma ihtimalinizin olduğu bir yer.

Bir akşam yemekte yanınızda bir kalp profesörüyle sohbet ederken, ertesi akşam diş hekimliğinden yeni mezun bir gençle bambaşka bir sohbetin içinde kendinizi bulabildiğiniz bir yer.

Eski reklamcı dostlarınızın adada içinden bir ressam, bir bağ ustası ya da bir tahta ev ustası çıkmasını izlemek bile, “Benden başka ne olur?” sorusuna cevap arayanlar için büyük bir ilham.

Ben de yeni işler ve fikirler düşünürken, yeni yazılarımı ve yeni konuklarımı tasarlarken çok daha derin ve sınırsız düşünebiliyorum.

Sabah kuş sesleriyle uyanıp, akşam yıldızların yerlerini son bir kez kontrol edip içeri girerken, yapmak istediğim onlarca yeni iş ve fikir üzerime hücum ediyor.

Belki de insanın kendisine yeniden “Başka ne yapabilirim?” diye sorması için biraz böyle bir yere ihtiyacı var.

Çocuklar burayı sevmez diye düşünürken, “Biz sevdik. Onlar da kendi yerlerini kendileri seçsin.” dediğiniz ve çocuklarınızın her yıl arkadaşlarını da peşlerine takıp 60 metrekarelik evinizi doldurduğu bir yer.

Azla yetinmenin ve sadeliğin güzelliğini her gün biraz daha kafanıza sokan topraklar.

Evde, bahçede, yolda hayatı paylaştığınız canlıların bazılarından korksanız da birlikte yaşamanın keyfini çıkardığınız bir yer.

İstanbul’dan yola çıkarken tek hedefinizin iskele olduğu…

Gemi saatine yaklaştıkça kalp atışlarınızın hızlandığı…

Dönüş günü eşyaları içeri taşıyıp evi sezon sonu kapatırken hüzünlendiğiniz ve daha o anda bir sonraki gelişinizin hayalini kurduğunuz bir yer.

Gençlerin önce çadırla başlayan, sonra ev ve pansiyonlara taşınan ada sevgisinin her yıl bir alışkanlığa dönüştüğü…

Caz Festivali ve Belgesel Film Festivali ile Eylül ve Ekimde büyük bir final yaptığı bir yer.

Ekim başında bahçedeki zeytinleri toplayıp sıktırdığınız…

Sonra o zeytinyağı yıl boyunca bitmesin diye her şeyi onunla yapmaya kıyamadığınız…

Ama her kullandığınızda da “Bu bizim bahçenin zeytinyağı.” diyerek mutlu olduğunuz bir yer.

Belki de Bozcaada’nın bana en iyi gelen tarafı bunların hiçbiri değil.

Büyük şehirde fark etmeden kaybettiğimiz bazı şeyleri burada yeniden yapabiliyor olmak.

Tanımadığınız birini arabanıza almak.

Bir yabancıyla sohbete başlamak.

Birinin bahçesinden çiçek almak.

Borcunuzu ertesi gün ödemek.

Komşunuzun çocuğunun ne yaptığını merak etmek.

Pazarcının çocuğunu sormak.

Bir davetin başka bir davete dönüşmesine izin vermek.

Bir akşam yemeğinin müziğe, müziğin dostluğa dönüşmesine şaşırmamak.

Ve belki de en önemlisi…

Birbirimize yeniden biraz daha güvenmek.

Büyük şehirlerde kaybettiğimiz şey belki de zaman değil.

Birbirimize ayıracak insanlığımız.

Ada ise bunu her gün, küçük küçük hatırlatıyor.

Tuğrul Ağırbaş Kimdir?

30 yılı aşkın süre ile Türkiye, Rusya ve CIS ülkelerinde FMCG alanında değişik görevler alan Tuğrul Ağırbaş, son 20 yıldır Efes’in global marka olma, satınalma ve birleşme projeleri ve yeni pazarlara giriş işlerini yürüten ekipte, büyüme odaklı projelere liderlik yapmıştır.

Pertevniyal Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olan Tuğrul Ağırbaş öğrenim hayatı boyunca Kapalıçarşı’da değişik alanlarda çalışarak, ticareti ve tüketici davranışlarını öğrenme şansına sahip oldu.

İş hayatına 1990 yılına Anadolu Efes’te Pazarlama uzmanı olarak başlayan Ağırbaş, sırasıyla Proje Geliştirme, Satış ve Pazarlama’da görev aldıktan sonra, son olarak da değişik ülkelerde 16 yıl boyunca Genel Müdürlük görevlerini sürdürdü.

Anadolu Efes’in Rusya operayonunu 10 yıl boyunca yönetti ve dünyanın en büyük bira pazarlarından biri olan Rusya’da satınalma ve birleşmelerle firma pazar payını ikinciliğe taşıyan ekibe liderlik yaptı. Türkiye,Rusya ve çalıştığı diğer ülkelerde büyüme odağıyla çok sayıda yeniliği ve markayı tüketicisiyle buluşturdu.

Efes Türkiye Genel Müdürlük görevini yürüttüğü dönemde ise, marka ve kurumun topluma katkısını büyütme amaçlı, pazarı büyütmeye yönelik, bira kültürü oluşturma ve inovasyon, kültür, sanat, turizm ve spor alanında çok sayıda projeye öncülük etmiş ve tüm paydaşlara katkı sağlayan stratejileri hayata geçirmiştir.

İnovasyon ve yeni ürünlerin hem hızını artırma hem de etkisini büyütme amaçlı, inovasyon ve kurum içi girişimcilik çalışmalarını yapılandırarak ve ekosistemdeki çok sayıda girişimle işbirliği kurarak, Efes’in Start-Up dostu şirket olması yönünde çalışmalara öncülük etmiştir.

Halen çalışmalarını yurtiçi ve yurtdışı şirket ve girişimlere danışmanlık ve üst düzey yöneticilere koçluk yaparak sürdürmekte olan Ağırbaş, Türkiye’de kurumsal şirketlerin, girişimci kurumlara dönüşmesi vizyonu ile 2018’de kurulan ‘ Girişimci Kurumlar Platformu’nun danışma kurulu üyesi ve başkanıdır.

2022 sonunda, ortağı Zeynep Kurmuş ile birlikte, 40+ yaş ve kurumsal deneyimi olanlar için, birikmiş deneyim ve tecrübelerin yeni işlere ve girişimlere dönüşmesini sağlayan, üretim ve paketleme kampı Genwise girişimini hayata geçirmiştir.

Köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluma yayılacak yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için 2016’da kurulan Köy Okulları Değişim Ağı- KODA’nın yönetim kurulunda görev almaktadır.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.