Boyner Grup her yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde o güne özel bir film yapıyor. Bu yılki filmin başlangıç sorusu, basit gibi duran zor bir soru: Dünya kadınlar günü neden var? Ayşe Arman, bugün için Ümit Boyner’le toplumsal cinsiyet eşitliği projelerini konuştu.
Boyner Grubun, her yıl 8 Mart için yaptıkları filmler gerçekten çok değerli ve etkili.
Onlar için mesele, sadece bir günü hatırlamak değil, kutlamak hiç değil, bir duruş göstermek. Bunu da şahane bir şekilde yapıyorlar.
Bu yılki filmin çıkış sorusu çok basit ama çok sarsıcı:
“Kadınlar Günü neden var?”
Filmin basın toplantısındaydım.
Ümit Boyner’i yakalamışken sohbet ettik.
Zaten çoğunuz tanıyorsunuz.
Ama ben yine de söyleyeyim:
Müthiş sağduyulu. Vizyoner. Zeki. Ve çok alçakgönüllü. Bir de çok net, çok cesur ve farkındalığı yüksek bir kadın.
Onunla konuşunca insanın içi açılıyor.
Girdiği yeri güneş gibi aydınlatıyor gerçekten.
Röportaj boyunca altını çizdiği şey şu:
“Eşitlik, bir lütuf değil. Bir demokrasi meselesi.”
Ve bir başka önemli cümle:
“8 Mart bir gün. Ama eşitlik mücadelesi 365 gün.”
Bir de bu yıl önemli bir şey yapıyorlar:
Erkekleri de çözümün parçası olmaya davet ediyorlar. Çünkü mesele kadınların tek başına vereceği bir kavga değil.
Yan yana yürümek, omuz omuza var olmak…
Toplumsal cinsiyet eşitliğini gerçekten görene kadar, çocuklarımıza daha adil bir ülke bırakana kadar mücadeleye devam mı?
-‘Eşitlik bir demokrasi meselesidir’ diyorsunuz. Siz toplumsal cinsiyet eşitliğini, kadınlara tanınan bir imtiyaz değil, ‘demokrasinin olmazsa olmazı’ olarak mı görüyorsunuz?
-Kesinlikle! Demokrasi, hak eşitliği olmadan olmaz. Hem hukuk önünde, hem karar mekanizmalarında insan hakkı, cinsiyete bağlı olamaz.ç Sadece kadınları ilgilendiren bir nezaket konusu da değil. Nüfusun yarısını, yani toplumun yarısının potansiyelini, aklını ve emeğini dışarıda bırakan bir sistemin nedeni ne olursa olsun adil olması mümkün mü? Değil! Dünyada bunun aksini kanıtlayan tek bir örnek yok. Bu tam olarak bir demokrasi meselesi. Kadının aklından, yaratıcılığından, çoklu düşünme ve organize edebilme yeteneğinden, empati duygusundan, vicdanından ve sarsılmaz gücünden yararlanamayan her alan, eksik kalmaya mahkum.

-Atatürk’ün şu sözünü sık sık hatırlatıyorsunuz: “Bir toplumun bir yarısı, diğer yarsından daha fazla hakka sahipse orada demokrasiden söz edemeyiz.” Peki bugün Türkiye’ye baktığınızda bu cümle size ne düşündürüyor?
-Atatürk ilkeleri, bizler için ne kadar ileri görüşlü bir pusula. Bu cümle bana, eşitliğin demokrasinin ön koşulu olduğunu hatırlatıyor. Bugün Türkiye’ye baktığımda hem gurur duyacağımız ilerlemeler hem de bizi daha fazlasını yapmaya çağıran alanlar görüyorum. Önemli olan, bu sözü sadece anmak değil, kararlarımızda ve kurum kültürlerimizde her gün yeniden hayata geçirmek. Bu vatanda yetişmiş, okumuş, kazanmış her kadın ve erkek gibi, bizim de Cumhuriyet’e bir borcumuz var. Eşitlik tamamlanmış bir iş değil, her gün yeniden inşa edilmesi gereken bir sorumluluk.
-Tam olarak neyi hedefliyorsunuz? Kadınların erkeklerle mücadele etmesini mi, yoksa eşit hak ve imkanlarla omuz omuza var olmasını mı?
-Hedefimiz çok net. Tüm vatandaşlar için eşit hak ve özgürlükler olmalı. Bunun kağıt üzerinde yazılı olması da yeterli değil. Zira hu bizi ne iş yerinde, ne evde, ne siyasette, kısacası karar mekanizmalarında eşit fırsatlara taşımış değil. O nedenle kavga değil yan yana yürümek, omuz omuza var olmak istiyoruz. Ama şu da bir gerçek: Toplumun zihniyetine sinmiş kabulleri, sabit fikirleri, ataerkil bakış açısını daha eşitlikçi düşünen bir yöne değiştirmeden, kadının önce bir insan olarak eşit haklara sahip olduğunu kültürel dönüşümün bir parçası haline getirmeden mücadele etmek zorunlu olacak. Bu kadınların erkeklere karşı mücadelesi değil, kadın-erkek beraber eşitliğe karşı duran zihniyete karşı bir mücadele.
-Türkiye gibi bir ülkede, eşitlik meselesini dert edinip feminist olmamak mümkün mü sice?
-Toplumsal cinsiyet eşitliği, benim için çok temel bir mesele. Feminizm çok uzun yıllardır bu alanda önemli bir mücadele geleneği yarattı ve buna çok saygı duyuyorum. Feminizm farklı yorumları olan bir düşünce alanı. Ben kendimi insan hakları ve fırsat eşitliği savunucusu olarak tanımlamayı tercih ediyorum. Odak noktam, somut hak ve fırsat eşitliği pratiklerini hayata geçirmek.
-Sizce cumhuriyet aynı zamanda bir ‘kadın devrimi’ miydi?
-Kesinlikle! Cumhuriyetin özellikle kadınlar için ne önemli bir devrim olduğunu bence yeteri kadar anlamıyoruz. Benzesiz bir özgürlük hikayesiydi. Cumhuriyet devrimlerinden sonra yapmamız gereken çok ödevimiz vardı ama ne yazık ki yetersiz kaldık. Bugün geldiğimiz noktada, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması konusunda hızımız, maalesef kaplumbağa seviyesinde. Kadınlar olarak, kağıt üstünde görünenden çok daha sıkıntılı engellerle karşı karşıyayız.
-8 Mart sizin için ne ifade ediyor? Bu bir gün mü, yoksa yıllara yayılan bir farkındalık yolculuğu mu?
-8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kökleri emekçi kadınların mücadelesine dayanan anlamlı bir tarih. 8 Mart bir gün; ama eşitlik mücadelesi 365 gün süren bir sorumluluk. Bugün yılın geri kalanına ışık tutan önemli bir hatırlama ve hatırlatma. Bu tarih, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda kat ettiğimiz yolu görmek ve hâlâ yapmamız gerekenleri konuşmak için değerli bir durak. Asıl dönüşüm ise yılın her günü atılan somut adımlarla mümkün oluyor. Boyner Grup olarak yıllardır aralıksız emek veriyoruz. Yıllardır sadece kutlama yapmıyoruz. Çünkü sadece kutlanacak değil, daha adil, eşitlenecek bir gelecek peşindeyiz.

-2012’den bu yana her 8 Mart’ta ezber bozan kampanyalar yapıyorsunuz. Çok çok cesur işler… Ben bayılıyorum. Siz ne hissediyorsunuz? Amacınız ne?
-Amacımız, sessizliği bozmak. Farkındalığı arttırmak. Farkındalık yaratmak az bir şey gibi görünüyor ama zihniyet değişimi için şart. Evet, biz aslında zihniyet dönüşümüne katlı yapmayı bir sorumluluk olarak görüyoruz. Özellikle şiddetin olağan hale gelmiş olması kabul edilecek veya sessiz kalınacak sınırı çoktan geçti. Evet şiddeti konuşmak, farkına varmak rahatsız edici ama konforlu alanları sorgulatmak gerekiyor.
– Bunları yaparken korkmuyor musunuz?
-Asıl sessiz kalmak korkutucu olan. Toplumsal sıkıntılardan uzak durmak yanıltıcı bir rahatlık.
-Peki sizce gerçekten işe yarıyor mu?
-Yarıyor. Kendi ekosistemimizde bunu başardık. Yönetim kurulumuzun yüzde 57’si, icra kurulumuzun yüzde 50’si kadın. Çalışanlarımızla, ortaklarımızla, tedarikçilerimizle dalga dalga hak eşitliğinin, kadının insan haklarının sosyal ve ekonomik gelişmemiz için önemini, bu konuda beraber aksiyon almanın gerekliliğini anlatmaya çalışıyoruz. Geliştirdiğimiz projelerle özellikle genç veya dezavantajlı kadınların hayatlarına somut biçimde katkı sunmaya odaklanıyoruz. Zihniyet değişimi başka türlü olmaz.
-Gelelim bu şahane filmlere… Seçme Hakkı, Yaşa, Kadına Kadın Diyoruz… Bu sene neye odaklanılıyor?
-Bu sene, en temel soruya döndük: ‘Kadınlar Günü Niye Var?’ Filmimizde eğitimli, kızının üzerine titreyen, modern bir baba var. Ama kızı bu soruyu sorduğunda baba dona kalıyor. O baba kötü niyetli değil sadece hazırlıksız. Erkekler bugüne kadar bu sırunu hep kadınların mücadelesi olarak izledi. Bu yıl da o sessizliği bozup erkekleri çözüm ortağı olarak masaya davet ediyoruz.
-‘Bu fazla sert oldu’ deyip vazgeçmeyi düşündüğünüz oldu mu?
-Asla! Gerçekler sert, biz de sadece o gerçeğe ayna tutuyoruz. Bu yıl bir web sitesi oluşturduk: kadinlargununedenvar.com Burada yayınladığımız manifesto dışında tam 14 yıldır toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için projelerle, farkındalık kampanyalarıyla, paydaş çağrılarıyla neden sesimizi yükselttiğimizin açıklaması. Manifesto şu cümlelerle bitiyor: “Hepimizin hayali, kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğu bir dünya. ve bu hayal gerçek olana kadar, biz buradayız.”

-Sizce bir kurum için en zor olan ne: Doğru cümleyi kurmak mı, yoksa o cümlenin arkasını gerçek projelerle doldurmak mı?
-Eylem her zaman daha zordur. Biz kurduğumuz cümlelerin arkasında durmak için somut projeler de üretiyoruz. Sana birkaç örnek vereyim: Bu sene ikinci yılını geride bırakacak olan ‘SheLab’ tam da böyle bir örnek. SheLab’in açılımı bildiğin gibi ‘Sürdürülebilirlikte Geleceğin Kadınları eğitim Programı.’ Bu program, kadınların sürdürülebilirlik liderliği, teknolojik yetenek ve becerilerini arttırarak toplumsal girişlim üretme eğitimi alanında önemli bir açığı dolduracak. Türkiye’nin dört bir yabnından üniversiteli kadınlar bu eğitim programında yer alabiliyorlar. Biz Boyner Grup çatısı altında “Her zaman her koşulda eşitlik” dedik ve bu eşitliği sadece iş yerinde sınırlamadık. Evde de eşitlik için “Yarınlar Büyüsün” projesini hayata geçirdik. Ve Türkiye’deki tüm kadın girişimcileri “İyi İler” yapmaları ve yaptıklarını da dünyaya göstermelerinde motive etmek için 2015 yılından u yana “İyi iler”in peşinde koşuyoruz. KAGİDER’le beraber kadın girişimcilere destek veriyoruz. Bize göre ailede eşitlik yaşamsal bir konu. Çünkü kadının iş hayatına dönmesi ve ekonomiye yeniden kazandırılması için eşitlik gerek şart. Bu yüzden “Seninle Tamam” dedik.
-‘Kadın cinayetleri politiktir’ söylemine katılır mısınız?
-Buna bir sistem sorunu olarak bakıyorum. Yasaların uygulanmaması, cezasızlık kültürü dünyanın her yerinde politik. Biz ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ derken içi boş bir cümleden bahsetmiyorduk. Aynı inancı da sürdürüyoruz. Evet, sözleşmeden çıkılmasının ciddi bir zafiyet yarattığı zaten kadın cinayetlerinin bir türlü engellenemiyor olmasından da belli değil mi?
-Kadınların yüreğini soğutmak için onlara ne söylemek istersiniz?
-Kadınların yüreğini soğutacak şeyin yalnızca iyi niyetli sözler olmadığını düşünüyorum. Asıl ihtiyaç olan, görülmek, duyulmak ve eşit fırsatlara gerçekten erişebilmek. Bu yüzden en doğru mesajın her gün atılan somut adımlar ve kurulan adil sistemler olduğuna inanıyorum. Şunu da söylemem gerek, ben kadınlar arası dayanışmanın dönüştürücü gücüne çok inanıyorum.
8 Mart 2026 - Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü… Ümit Boyner: Eşitlik bir demokrasi meselesi
7 Mart 2026 - Sezen yazdı, 8 kadın söyledi: Kadın iyileştiren bir güç
4 Mart 2026 - Ziller kimin için çalıyor: Bir nesli kaybediyoruz, farkında mısınız?
3 Mart 2026 - Esas savaş başka yerde
28 Şubat 2026 - En zor sahnede güçlü bir Türk markası: Kısmet by Milka