Pazar günlerini öyküye ayırdım, takip edenler bilir.
Bugün birbiriyle konuşacak iki öykümüzden ilki yine benden. Cevaplayan öykü de; yazar, çevirmen ve şair Gültekin Emre’den.
Yakında yayımlanacak ortak öykü kitabımızın içerisindeki 52 öyküden bu ikisini art arda okuyun.
Öykümüz, Feridüddin Attar’ın Kuş Dili öyküsünden mülhem..
Mücadele içinde gerçeğe, yani Simurg’a ulaşmanın hikâyesini baştan yazdım.
G. Emre de biz bunu yapabilir miyiz, ulaşabilir miyiz, gerçek var mı, onu öykülüyor.
Simurg olabilir miyiz diyor.
İyi okumalar.
UÇTUM UÇTUM
O sabah Hüdhüd’un etrafında bütün kuşlar toplaşmıştık. Acep Simurg’a nasıl ulaşacaktık? Yol üstünde yedi vadi var demişti Hüdhüd.
İlk vadi Talep, sonuncusu Fena.
– Ben bir garip papağanım. O vadileri aşamam. Buna çenem yetse de gücüm yetmez.
Ab-ı hayat suyu bana yeter, hakikate gerek yok bazen, diyerek kuşlar meclisinde söz aldım.
-Canını düşünen, o canı canana feda edemez. Bu sonsuz hayat böyle devam etmez, dedi
Baş kuş Hüdhüd.
Uçsun bir keşif birliği, gidip gelsin, bizi haberdar etsin, dedi oradaki serçelerden biri.
Hali de akıbeti de belliydi. Onca yolu gidemezdi. Narindi.
Teklif makul bulundu. Büyükçe bir keşif birliğine binlerce kuş talip oldu.
Gece tünedim, ben de. Düşündüm durdum. Bahanemin tersine, Simurg kafilesine dahil oldum sonunda öylesine.
Binlerce kuş, yola koyulduk kuşluk vakti.
Uçtuk uçtuk yorulduk. Uçtuk uçtuk dinlendik, durulduk, dirildik. Çoğumuz telef oldu. Geceler gündüze karıştı. Ne zaman kaldı ne insan. Ne ölüm kaldı ne yaşam. Ne cehalet kaldı ne irfan. Dünyanın üç kere bittiğini üç kere başladığını gördük.
Ben duyduklarımı tekrar edeyim diye yaşadım. Hüma kuşu yere düştü ölmedi. O günü göreceği varmış. Bu yolculuğun da bir gün biteceği…
Meğerse Simurg denen, bizmişiz.
Birkaç kuş kaldık, hikâyenin sonunda.
Bize kaldı bir kıssa. Çok yol aldık, kendimize vardık.
Ayna ayna, meğerse her şey bir rüya.
***
OLABİLİRSEK
Gültekin Emre
Toparlan gidiyoruz. Hayırdır, nereye? Hem de aniden!
Aslında aniden değil, çoktandır düşünüp duruyordum da sana söyleyemiyordum. Ama, artık söylemenin zamanı geldi. Hüdhüd’ e emir buyurdu, gidilecek.
Demek Hüdhüd emir buyurdu? Evet.
Gidilecek de nereye gidilecek neden söylemiyorsun?
Simurg’a gidilecek. Simurg’u bulmaya. Simurg’u bulmaya mı?
Evet. Simurg nerede? Nasıl gidilecek? Nereye gidilecek?
Arayacağız. Uzaklara uçacağız. Çok uzaklara. Ömrümüz yeter mi bilmiyorum. Ama durmadan uçacağız.
Bu Simurg’u gören var mı? Nerede olduğunu kimse bilmiyor mu?
Bilmiyor. Uzakta olduğu biliniyor.
Nasıl arayacağız peki?
Her uçtuğumuz yerde, dağda, ovada, şehirde oradaki kuş arkadaşlarımıza soracağız.
Bir hikâye ama ne hikâye, değil mi? Öyle bakalım ayakta kalabilecek miyiz onca yolu uçarken.
Ölürsek de kahraman oluruz. Belki de Simurg oluruz değil mi?
Kaderde Simurg olmak da var!
Belki de uça uça kendimize varacağız!
Belki de öyledir.
Hadi, başlıyoruz uçmaya.
O halde hadi uçalım, uçalım hadi.
Yola çıkalım.
Simurg olacağız!
Simurg olacağız da ne olacak?
Bilmiyorum ama Simurg olmak iyi bir şey herhalde.
Bilinmeyen şey nasıl iyi olur?
Bilmiyorum, ama uçmamız gerekiyor.
O halde uçalım.
Simurg olalım,
Simurg olalım bakalım.
Olabilirsek Simurg olalım.
Olabilirsek.
2 Ağustos 2026 - Karakolda oyun var!
1 Ağustos 2026 - Geleceği görenler bizi de görüyor mu acaba?
31 Temmuz 2026 - Ben de yazdım! “Bir filo, bir savaş, bir adam, bir fikir, bir hile…”
26 Temmuz 2026 - Eminim şu ‘garip ama gerçek bilgiler’in çoğunu daha önce hiç duymadınız…
25 Temmuz 2026 - Bir parti kursaydınız saat kaça kurardınız, adı ne olurdu?