Pazar günü takviyesi: İki kısa öykü birden!

31 Mayıs 2026

Edebiyat hayatınızda varsa korkmayın, hayal gücünüz hep çalışacaktır. Yaratıcılığınız da artacaktır kuşkusuz.

Bu pazar yine ilk öykü benden. Yanıtlayan öykü şair, yazar ve çevirmen Gültekin Emre’den.

Yakında yayımlanacak ortak kitabımızdan…

İyi pazarlar.

YETERİNCE 

Avustralya’da Aborjinler’den biri tamam ben yeterince yaşadım derse, kabileden uzaklaşarak çölde bir yerde ölümü beklermiş. 

Çocukluktan yetişkinliğe geçiş süreci de bir tür ölüm gibidir onlarda. Bunları okumuştu internette. 

Ama Avustralya’ya hiç gitmemişti. Aborjinler’i de duymuştu evet. Dünyanın kadim yerlilerinden olduğunu biliyordu sadece.

Gençlerin bu anı beklemeden, yaşlılara göre dört kata daha intihara meyilli olduğunu da okumuştu. Neredeyse haftada bir genç, yaşamına son veriyormuş hatta.

Adam, başucundaki kitaba uzandı. Ölmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu… 

Kitabın bitmesine az kalmıştı. Kitaptaki Aysel, ölmeye yatmıştı.

Benimki başka olacak diye düşündü. Ne ülkeyle ne kendisiyle hesaplaşacak zamanı vardı.

Aborjinler’den farklı olacak.

Yeterince yaşamak değil benimkisi. Yeterince yaşayamamak.

O halde son. Filmler öyle biter.

Böyle düşündüğü anda, acaba ölürken hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçecek mi, birazdan öğrenecekti. 

Şişedeki renkli haplara uzandı. Hepsini yavaş yavaş, tane tane içti.

Gözlerini kapadı.

Bir zil sesi geliyordu. Ölürken, ölüme geçerken böyle oluyor galiba diye düşündü…

Anahtar, kilitte döndü.

Birisi sarsıyordu. Yüzü acıdı. Gözlerini aniden açtı.

Işık gözlerini aldı. Aysel, dedi.

Kalk diyordu kadın, kalk! Ben anlamadım mı sanıyorsun, bu şişede neler olduğunu, ne yapmaya çalıştığını. 

Bir yere kaçamazsın. Aysel kim ha, Aysel kim? Yeşim ben. Aklını başına al, kaçak.

Şişedeki hapların hepsini hap şeklindeki renkli şekerlerle değiştirdim.

Ve sen onları, tatlarını bile almadan yuttun. 

Ama asıl hapı şimdi yuttun. 

Çünkü seni terk ediyorum artık.

Yeterince yaşadık birlikte.

***

ÖTENAZİ

Gültekin Emre

Radka, “annem üç gündür bir şey yemiyormuş, yaşamayı protesto ediyormuş. Gidip bir bakar mısınız? İlgilenirseniz sevinirim.”

Tamam gideriz. İlgileniriz.

Svoboda Hanım bir yaşlılar yurdunda kalıyor. Kızı Radka’nın haberi üzerine, yıllardır tanıdığımız hanımı görmeye gidiyoruz apar topar. 

Biz Svoboda Nuvel’i görmek istiyoruz diyoruz müracaattaki hanıma. O da, kendisi ölmeye yattı, bilmem sizi kabul eder mi? Gidelim birlikte, soralım kendisine, diyor.

Bayan Nuvel bu hanımla bey sizi görmeye gelmiş. Adlarımızı söylüyor.

Gelsinler, diyor. 

Bodi, ona hep böyle seslendik nedense: Biz geldik. Nasılsın?

“Ölmek istiyorum, bırakın beni” Bodi biz geldik, biz.

“Bu gece 12’de bana ilaç verecekler, öleceğim, bırakın beni.”

Biz geldik.

Ölmek istemesinde direnmesi üzerine eşimle ben ağlamaya başladık. Adalet Ağaoğlu’nun Ölmeye Yatmak romanını eve gidince bir kez daha okuyacağımı söyledim eşinin kulağına. O da bana ters ters baktı nedense.

“Ağlamayın” dedi. “Sizinle çok güzel günlerim oldu. Sizi tanıdığıma çok mutluyum. Ama ölmek istiyorum.” 

Aklımıza Avustralya’nın yerlisi Aborjinler geldi. Onlarda da ölmek isteyen tenha bir yere çekilir ve ölümü beklermiş.

Bodi de bu yaşlılar yurdundaki tek kişilik odasında, yatağında, yüzü iyice solmuş, gözlerini sımsıkı yummuş yatıyor, ölümü bekliyor.

“Ağlamayın,” dedi, Hhiç ağlamayın yeterince yaşadım. Yeter artık. Yaşayacağım başka bir şey kalmadı.”

Neden kalmasın Bodi, daha dur, daha çok görüşeceğiz. Bak sana tarhana çorbası, müjver ve börek getirdim.

“Tarhanadan içerim. Oh oh çok güzel, bir tas daha ver.”

Eve dönerken Bodi için ağladık yol boyunca. Demek dedik burada da “ötenazi” var. 

Ertesi gün Bodi’nin kızı Radka aradı, “Helal olsun anneme, beni bir tas tarhanaya, kabak köftesine ve böreğe sattı. Çok kızgınım ona” dedi.

Şaşırıp kaldık. Annesini görmemizi istedi, öleceğini söyledi. Ölmeyince de üzüldü.

Sonra öğrendik burada ötenazinin olmadığını.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.