Şu videoyu bi izlesenize…
Fethiye’de genç bir çocuk kalp krizi geçiriyor.
Yere yığılıyor.
O sırada yanına biri geliyor.
Bir insan yerde…
Nefes alamıyor…
Belki de hayatıyla ölüm arasında…
Böyle bir manzarayla karşılaşsanız ne yaparsınız?
Eğilir, iyi mi diye bakarsınız…
112’yi ararsınız…
Yardım istersiniz, etrafa seslenirsiniz…
Mutlaka bi şey yaparsınız…
Peki bu adam ne yapıyor?
Eğiliyor.
Ama nabzını kontrol etmek için değil.
Gencin cebindeki cüzdanı alıyor.
Sonra da içindeki 6 bin lirayı.
Ve arkasını dönüp gidiyor.
Bu haberi okuyup, videoyu izlediğimden beri aklımdan çıkmıyor.
Çünkü mesele sadece hırsızlık değil.
Hırsızlık her dönemde vardı.
Asıl mesele, bi insanın can çekiştiği anı bile fırsata çevirebilmek.
İnsan bunu nasıl yapabilir?
O an hiç mi duraksamadı?
“Ya ölürse?” diye hiç mi düşünmedi?
Yoksa tam da bu yüzden mi yanına yaklaştı?
İşin sevindirici tarafı şu:
Genç kurtuldu. Yoğun bakımda tedavi gördü ve sağlığına kavuştu.
O vicdansız da kısa sürede yakalanıp tutuklandı.
Ama ben yine de rahatlayamadım.
Çünkü mesele o kişinin cezaevine girmesi değil.
Mesele, aramızda böyle insanların yaşıyor olması.
Ve biz, sokakta yürürken, kalabalığın içinde düşersek…
Yanımıza eğilen kişinin bizi kurtarmaya mı yoksa ceplerimizi boşaltmaya mı geldiğini…
Artık bilmiyoruz.
Artık böyle bi dünyada yaşıyoruz.
Bence en ürkütücü olan da bu.
Hatırlayacaksınız… 2010 Dünya Kupası’nda, turnuvanın resmi şarkısı “Waka Waka” ile dünyanın karşısındaydı.
O turnuvada İspanya Milli Takımı kupayı kaldırdı; takımın önemli oyuncularından biri Gerard Piqué’ydi. Tanıştılar, aşık oldular veeee yaklaşık 12 yıl birlikte yaşadılar. İki çocukları oldu.
Shakira yıllar içinde, kariyerini 2. plana atarak ailesini ve çocuklarını önceliklendirdi. Evliliklerinde fedakarlığı çoğunlukla onun yaptığı, Piqué’nin ise zaman zaman kamuoyu önünde mesafeli ve küçümseyici tavırlar sergilediği yönünde birçok yorum yapıldı.
2022’de ilişki, Piqué’nin genç bir kadınla Shakira’yı aldattığının ortaya çıkmasıyla sona erdi. Ayrılığın ardından Piqué yeni ilişkisini hızla kamuoyuna taşırken, Shakira hem bu ihanetle hem babasının sağlık sorunlarıyla hem de vergi davalarıyla aynı anda mücadele etmek zorunda kaldı.
Pek çok insan böyle bi süreçten sonra sessizce geri çekilebilirdi. Shakira ise tam tersini yaptı.
Yaşadığı acıyı müziğine dönüştürdü. Çıkardığı şarkılar dünya listelerini altüst etti, milyarlarca kez dinlendi, Grammy ödülleri kazandı ve yeniden dünyanın en büyük yıldızlarından biri hâline geldi.
Hikayenin en çarpıcı sembolü ise Dünya Kupası oldu.
2010 Dünya Kupası, Shakira ile Piqué’nin hikayesinin başladığı yerdi. Yıllar sonra ise yine bir Dünya Kupas’nda Shakira turnuvanın en çok konuşulan kültürel figürlerinden biri oldu. Piqué’nin futbol kariyeri yavaş yavaş gündemden düşerken, Shakira yeniden küresel bir ikon olarak öne çıktı.

Bugün birçok kişi Piqué’yi “Shakira’yı aldatan futbolcu” olarak hatırlarken, Shakira yaşadığı ihaneti kariyerinin en güçlü dönemlerinden birine dönüştüren bir sanatçı olarak anılıyor.
Belki de bu hikâyenin en önemli mesajı şu:
Hayat bazen seni kırabilir, aldatabilir, değersiz hissettirebilir. Ama yaşadığın acı, hikayenin sonu olmak zorunda değil. Doğru yönetildiğinde, seni dünyaya yeniden tanıtan en büyük gücüne dönüşebilir.
23 Temmuz 2026 - Gel de ürkme: Kimlerle birlikte yaşıyoruz?
21 Temmuz 2026 - Kimin adına karar veriyorsunuz?
19 Temmuz 2026 - İyi ki tanışmışız dediğim bir kadın
18 Temmuz 2026 - Türkiye’de ters kelepçeyi kim yiyor?
17 Temmuz 2026 - Aynı ülkede iki ayrı gezegende yaşayan insanlar gibiyiz