Gezegenimiz (Our Planet) adlı belgeselde (Netflix-2019), farklı canlı türlerinin hayatta kalmak, üremek ve nesillerini devam ettirmek için dünyanın bir ucundan diğer ucuna kilometrelerce nasıl göç ettiklerini ve daha sonra yurtlarına nasıl döndüklerini bir izleyin mümkünse.
Bazen binlercesi, bazen milyonlarcası bir arada ve birbirini izleyerek, güç birliği yaparak bunu nasıl başarıyorlar, farklı türler birbiriyle nasıl mücadele ediyor, kavgadan kaçınıyor veya ölüm kalım mücadelesine giriyorlar.
Görülmeye değer ve çok öğretici. Zaten gördüyseniz bu gözle tekrar bakın.
Birlerce yıldan beri genetiğe işlenen kodlarla yapılan göçler, dünya ikliminin değişimi ve çevre kirlenmesiyle etkilenirken, aslında yaşamın bir karşıtlıklar mücadelesi olduğunu, türün soyunun devamı için bütün engellerin aşılmaya çalışıldığını anlıyorsunuz.
Sözgelimi yarım milyon arının tek bir vücut gibi davranışını, karıncaların iş bölümünü izleyince ağzınız açık kalabiliyor. Aa! Güzel bir belgeselmişin ötesinde hayvanlar alemindeki aklın, sezgilerin, yön duygusunun, üreme, belenme ve kendini koruma içgörüsünün büyüklüğü insanı şaşkına çeviriyor.
Belki bunlardan gerekli dersleri çıkaramayabiliriz. Ha, bu bana bir ders olsun diyemiyorsanız, size şimdi ders çıkaracak başka örnek vereyim.
Kozada küçücük bir delik açıldı. Adam bedenini küçük delikten çıkarmaya çalışan kelebeği saatlerce izledi. Sonra kelebek biraz yorulmuş, vazgeçmiş gibi durdu.
Sanki yapabileceğini yapmıştı ve artık fazlası elinden gelmiyordu.
Adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi.
Eline bir makas aldı ve kozayı keserek deliği büyüttü.
Kelebek kolayca dışarıya çıktı. Ama bedeni kocaman, kanatları kuru ve buruşuktu.
Adam, kelebeği izlemeye devam etti. Çünkü zamanla kanatlarının büyüyüp bedenini taşıyabilecek kadar genişleyebileceğini umut ediyordu. Bu olmadı.
Gerçekte kelebek, ömrünün geri kalanını, o kocaman bedeni, kuru ve buruşuk kanatlarıyla etrafta sürünerek geçirdi.
Adamın bu aceleci iyiliğinin bir yararı olmamıştı. Çünkü kelebeğin o küçücük delikten dışarı çıkmak için mücadele vermesi gerekiyordu.
Bu mücadele, aslında yaşam sıvısının kelebeğin bedeninden kanatlarına doğru akmasını sağlamak için varolan bir yoldu.
Böylece kelebek kozadan kurtulduğu anda uçmaya hazır olabilecekti…
Şimdi gelelim bu kıssadan hisseli öykünün sonunda söylenebileceklere:
Güç istedim!
Tanrı beni güçlü yapmak için karşıma zorluklar çıkardı.
Bilgelik istedim!
Tanrı bana çözmek için sorunlar verdi.
Zenginlik istedim!
Tanrı, çalışmak için bana beyin ve güçlü kaslar verdi.
Cesaret istedim!
Tanrı, üstesinden gelmem için bana tehlike verdi.
Sevgi istedim!
Tanrı, kalbime o ışığı verdi.
Bana fırsatlar verildi. İstediğim hiçbir şeyi elde etmedim, ihtiyacım olan her şeyi elde ettim.
Emek, güç harcamadan, sıkıntı çekmeden, hazıra konarak bir yerlere ulaşanlar, yükseldikleri hızla yere çakılırlar.
Çünkü ulaştıkları noktayı değerlendirecek deneyimleri yoktur, kadir-kıymet bilmezler.
‘Haydan gelen huya gider ’ sözünün tam karşılığı gibidir onlar.
Bu nedenle, başkalarına yardım ederken, destek olurken, onların da kendileri adına mücadele etmelerine izin verin. Hiç olmazsa kozalarından çıkana kadar…
Kendi başına hayat yolunda yürümek, ayakta dimdik durmak yani namerde muhtaç olmamak, sızlanmamak, başkalarının övgüsüne gerek duymamak da gerekir. İnsanlığın dünya üzerindeki belgeseli de aslında Gezegenler belgeselindeki gibi göçler üzerinden anlatılmalı.
Türlerin ayakta kalması için, hareket ve göçler üzerine her şey. Bu birinci kural.
İkincisi, sorunları kendi başına çözebilme yeteneğini geliştirmek, kendi mücadeleni verebilmek gerek.
Sonuncusu da topluluk olabilmek, birlikte davranabilmek önemli. Tersi halde yok oluş kaçınılmaz.
Belki de bir reset zamanı gelmiştir.
Bilinmedik dünya tarihinde hep olduğu üzere.