Serhat Kılıç, 51 yaşında, Nurtepe’deki evinde bulundu. Adli Tıp raporu daha açıklanmadı. Yani ölüm nedenini kimse bilmiyor.
Kimse bilmiyor ama herkes biliyor!
Fotoğraflar servis edildi. Polise verilen ilk ifadenin tam metni gazetelerde. Apartman kamerası görüntüsü ekranlarda. Adamın salonu, koltuğu, ilaçları, son telefon konuşması… Hepsi ortada.
Bir soru sormak istiyorum: Bunları kim veriyor?
Çünkü bu bilgiler kendi kendine dolaşıma girmiyor. Olay yerine giren biri var. Dosyaya erişimi olan biri var. Ve o kişi bunu birine veriyor, o da yayınlıyor. Zincirin her halkası bir insanın mahremiyetini biraz daha soyuyor.
Sonra yorumlara bakıyorum.
Rapor yok. Bilgi yok. Ama hüküm var! “Zaten öyleydi”, “hayat tarzı”, “kendi getirdi başına”… Adam daha toprağa verilmeden dosyası kapanmış, kararı yazılmış.
İşte tam da burada bir şeyi görmemiz lazım: Bu ikisi ayrı şeyler değil. Sızdırılan her fotoğraf, her ifade satırı, o linçin hammaddesi. insanlar o hammeddeyle en ucuz, en ahlakçı, en acımasız hikayeleri yazıyor
Ölmüş bi insanın mahremiyeti de mahremiyettir. Ve bir insanın son anları, bizim tıklama malzememiz değildir.
Susmayı bilmek de bir erdem.