Seçmenin iradesi nerede biter?

18 Eylül 2026

31 Mart 2024.

Üsküdar, sandığa gitti.

Sinem Dedetaş, yüzde 49,90 ve 157 bin 605 oyla kazandı.

Karşısındaki 10 yıllık başkan Hilmi Türkmen, 133 bin 814’te kaldı.

Aradaki fark 23 bin 791 oy.

1994’ten beri aynı çizgideki partilerin yönettiği ilçe, 30 yıl sonra el değiştirdi.

Bunu da bu kadın başardı.

Sandıkla…

29 Temmuz 2026.

Aynı Sinem Dedetaş, yapı ve iskan ruhsatı işlemlerindeki usulsüzlük iddialarıyla gözaltına alındı. 31 Temmuz’da tutuklandı ve görevinden uzaklaştırıldı.

5 Ağustos.

Meclis, başkanvekili seçmek için toplandı.

CHP’nin 27, AKP-MHP’nin 17 üyesi var.

4 tur sürdü. Son turda CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya 22, AK Parti’nin adayı Dündar Ziya Gültekin 18 oy aldı. CHP adayı Çetinkaya kazandı.

AKP itiraz etti.

25 Ağustos.

İstanbul 2. İdare Mahkemesi, oy sayımında usulsüzlük yapıldığı ve seçim güvenliğinin ihlal edildiği gerekçesiyle seçimin yenilenmesine karar verdi. Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz da reddedildi.

Yani kazanan aday gitti, seçim yeniden yapılacak…

Ve aradaki üç haftada masa değişti.

4 CHP’li meclis üyesi (Ahmet Başbaydar, Ayhan Aydın, Hüseyin Kazan, Tahsin Usta) istifa edip, AK Parti’ye geçti. CHP 27’den 23’e düştü, AKP-MHP 21’e çıktı.

Sonra gözaltılar geldi.

2 Eylül’de Amine Cansu Çelik ve Mithat Özdemir, 3 Eylül’de Ekrem Baki. Özdemir bırakıldı, Çelik ve Baki tutuklandı.

Oy kullanabilecek üye sayısı: 21’e 21.

8 Eylül.

Dündar Ziya Gültekin 23 oyla başkanvekili seçildi. Üsküdar Belediyesi’nin yönetimi AK Parti’ye geçti. Şu hesabı yapın: AKP ve MHP’nin toplam 21 üyesi var. Gültekin 23 oy aldı. Demek ki, karşı gruptan en az iki oy ona gitti.

Seçimden sonra Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik şunları iddia etti:

-8 meclis üyesi Kartal Adliyesi’ne çağrılmış.

-2 üye, oy kullanmasınlar diye tutuklanmış.

Son anda AK Partiye geçen isimler için ise şunları söylüyor:

-Ahmet Başbaydar’a, terör örgütü üyeliğinden hüküm giyen ve 15 yıldır Türkiye’ye gelemeyen oğlunun dönüşü için Adalet Bakanlığı üzerinden söz verilmiş.

-Hüseyin Kazan’ın oğlu seçimden kısa süre önce, şartlı tahliye edilmiş.

-Ayhan Aydın, savcı tarafından tutuklanmakla tehdit edildiğini söylemiş, engelli eşine ve oğluna kendisi bakıyormuş.

-Tahsi Usta’ya para ve makam teklif edilmiş. Bazı üyeler şehir dışında bir otelde, başlarında polisle tutulmuş.

Bunların hepsi iddia tabii.

Yargı önünde netleşmiş değil. Karşı taraf reddediyor ve kendi baskı iddialarını sıralıyor.

Özgür Çelik konuşmasını şöyle bitirdi: “Üsküdar halkının hakkı, size helal değildir. Sinem Dedetaş’ın hakkı helal değildir.”

Ben şunu düşünüyorum:

157 bin 605 kişi, bir isim yazdı sandığa.

O isim, şu an cezaevinde.

Yerine seçilen isim mahkeme kararıyla gitti.

Yeni isim, o 157 bin kişinin oy vermediği partiden.

Ve bu zincirin hiçbir halkasında sandık yok!

Suçlamalar doğru olabilir, yargılama sürüyor, karar mahkemenin…

Ama bi belediyeyi kimin yöneteceği sorusunun cevabı, iki seçim arasında istifa eden 4 kişiye ve tutuklanan 2 kişiye kalıyorsa…

Orda konuştuğumuz şey, artık yolsuzluk soruşturması değil… Seçmenin iradesinin nerede bittiğidir.

Sizin düşüncelerinizi de merak ediyorum.

Adaleti de dronla bulabilir miyiz?

Bir kadın işten dönüyor.

14 Eylül Pazartesi.

Saat 23.15.

Kağıthane, Şirintepe Mahallesi.

Zeliha T., 30 yaşında.

Yanına iki adam geliyor.

Biri, Burak G.

Önce sözlü taciz ediyor, sonra zorla öpmeye çalışıyor.

Diğeri, Caner E.

Zaten yaklaşık üç aydır onu takip ediyormuş.

ÜÇ AY!

Yani bu, bir “an”ın hikayesi değil.

Aylar süren bir kuşatmanın hikayesi.

Zeliha, sokağın ortasında çığlık atıyor.

Ailesi duyuyor, aşağı iniyor.

Kavga çıkıyor.

Adamlar kaçıyor.

Ve şimdi dikkat!

Polis, onları dronla buluyor.

İHA ekibi havadan takip ediyor, yakalıyor.

Teknoloji harika.

Devlet gökyüzünden görüyor.

Peki ya sonra?

Kayıtlara bakılıyor…

Burak G.:

Cinsel taciz 1.

Kasten yaralama 2.

Uyuşturucu madde kullanmak 1.

Caner E.:

Çocuğun cinsel istismarı 1.

Kasten yaralama 1.

Tehdit ve hakaret 1.

Yani kayıtlara geçmiş yedi ayrı suç!

Sonra ne oluyor?

Bu olayda, haklarında “kasten yaralama” ve “tehdit ve hakaret”ten işlem yapılıyor.

Peki ya Zeliha’nın anlattığı taciz nerede?

Zorla öpmeye çalışma nerede?

Bir kadının ÜÇ AY boyunca takip edildiğini söylemesi nerede?

Bir kadın, “Bu adam beni üç aydır takip ediyor” diyor…

Sokağın ortasında çığlık atıyor…

Ailesi aşağı koşuyor…

Polis, adamları DRONLA bulup yakalıyor.

Sonra…

Sonra… İfadeleri alınıyor.

Savcılık kararıyla ikisi de serbest bırakılıyor!

Bu kadar…

Adamlar serbest…

Zeliha ise aynı mahallede…

Aynı sokaklarda…

Aynı adamlarla yeniden karşılaşma ihtimaliyle yaşamaya devam edecek.

İnsanın aklı almıyor!

Dronla bulabiliyoruz.

Havadan takip edebiliyoruz.

Yakalamayı becerebiliyoruz.

Peki bir kadını korumaya gelince neden sistem yere çakılıyor?

Neden ya!

Dronla buluyoruz da, sonrasında ADALETİ neden bulamıyoruz?

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.