Klasikleşen öykü günümüzde size yine bir öyküm var.
Touchdown adlı öykü bitabımdan…İyi okumalar.
Bir kadın sevdim, bıraktım. Birkaç kadın sevdim, bıraktım.
Birkaçını hiç denemedim zaten. Arada nikotin isteği gibi parmağımda taşımadan, küllüğe bırakmadan sevdim bıraktıklarımı.
Bırakmak zor, bulmak kolaymış, sonradan anladım.
Dolaptan bira aldım. Votkayla karıştırdım. Ak votkalı beylerbeyi dedi ki ilerle. Bir yaz günü bile geçemedik hislerimizle…
Cihangir’de bir apartman. Hayal Kahvesi’nde bir lezbiyeni teselli ederken o, tanışmıştık. Sonra onun evinde buldum kendimi.
Yani takside epey bir macera geçirdikten sonra. Kafam dumanlı.
Vakit geç zira. Klasik mobilyalarla döşeli bir ev. Kim bilir kimden kalma bir macera. Mermer döşeli yerler.
Başıma Demokles’in kılıcı gibi düşebilecek avizeler. Kadın diyor ki, o geç saatte. Ben güzel miyim sence? Benimse gözüm hiç geçmeyen saatte. Yani barda saat 01.00’di. Şimdi 01.01. Bir dakika mı geçti yani?
Güzyeli’ymiş adı. Ya da ben öyle anladım. Benim de adım Yarım dedim. Senin diğer yanın.
Eski sevgilimi yeni bırakmıştım
ve içim kan ağlıyordu, İstiklal Marşı söyleyemeyen çocuk gibi.
Onu köpekler gibi sevmiştim, o ise beni albino bir tur rehberiyle aldatmıştı.
İçeriye geçtik, yatak odasına doğru. Bana bir kadeh şarapla geldi. Oysa ben, bir gram kül bekliyordum, az önce söndürdüğüm
hatıralardan.
Kafam lezbiyen kıza takılmıştı. Sordum: Nerde o? Evine bıraktık ya, dedi.
Her evde bir in vardır, diye anladım. Kafam içkiden bulanık, ben neredeyim? İki kadeh tokuştu. Dışarda kar yağıyordu. İstanbul buz kesmişti. Kadehi dipledim. Duvarlarda tablolar vardı. Yarı çıplak, rahat olmayan vücutlar.
Güzyeli, sesin çok etkileyiciydi, o nedenle birlikteyiz şu an, dedi. Geniz sesi, dedim. Bırakmayı denedim ama olmuyor.
Sonra o dedi ki: Gerçek kişilerin bile aplikasyonları olabiliyor. Sözgelimi şu kadehi içince uyuyacaksın. Ben de yanında.
Peki, dedim.
Bir derbi oynanıyormuş hesapta. GS-FB gibi. Ama stada uzaktayız. Nedense şehre uzaktayız. Yollar karışık. Bir taksi çeviriyorum.
Nereye gideceğim, bilmiyorum. Yönüm yok.
O arada, ereksiyon. Güzyeli’yle karışık bir şeyler. Boşalırken haykırıyorum. Güzyeli… Ben baharı istiyorum.
Sabahtı.
Evden çıkarken Güzyeli pencereden bana el salladı.
Ona daktilomu verdim bir yıl sonra.
Bana bir tablo yapmış. O da onu verdi.
Üstünde ben.
20 Eylül 2026 - Öykükolik olmanız için çalışıyorum!
19 Eylül 2026 - Çok yaşa ama çok da Japonlaşma!
18 Eylül 2026 - Gece hayatı öldü mü, acun ısız kaldı mı?
13 Eylül 2026 - Hikâye okumaktan korkmayın; çünkü siz de er geç bir hikâye olacaksınız!
12 Eylül 2026 - Siz olsanız oyunuzu kaç yüz bin liraya satardınız?