Trump, “Oy vermezseniz cehenneme gideceksiniz. Amerika’yı kurtarmak için geldim. Eğer kazanırsak her Amerikalı’ya 5 bin dolar vereceğim” demiş.
İşte çok ufuk açıcı, örnek alınası bir söz daha.
Bizde de seçimlerde seçmen yolluğu verildiği çok olmuştur ama oy başına yaklaşık 280 bin liralık bir ödül, görülmemiştir.
Bu 5 bin doları hak etmek için önce Cumhuriyetçiler’e oy vermek gerekiyor. Herhalde kanıtlamak da lazım bir şekilde bunu.
Sonra Temsilciler Meclisi’nde ve Senato’da çoğunluğun korunması şart. Parayı sadece ABD’de harcama şartı var bir de.
Gerçi bu nasıl kanıtlanacak mesela.
Paranın seri numaraları mı takip edilecek, belli değil.
Cehenneme gitme konusu da korkutucu tabii.
Dünyada genelde ahrette yargılanma mevzusu bir korkuya dönüştürülmüş durumda. Oysa af diye bir olgu da var ki, ülke tarihimiz bunun sayısız örnekleriyle doludur. İnsanlar affederken, Tanrı mı affetmeyecek yani diye düşünenler çıkacaktır.
Düşünsünler, bu tür düşünceler suç değil.
Ben bu 5 bin dolar olayının bizde de örnek alınırsa iyi sonuçlar sağlayabileceğini, demokraside serbest rekabete katkıda bulunabileceğini öngörüyorum.
Bunun için Hariri olmama gerek yok. Öte yandan siyasilerin, seçilmişlerin futbolcular gibi bir bonservis bedelinin olması da cazip olabilir.
Böylece halkın oylarıyla seçilmiş biri, kolay kolay parti değiştiremez.
Değiştirmeye kalkarsa da transfer edenler, bedelini eski partisine öderler.
Ya da partili seçmene kelle başı biner dolar vermek zorunda kalırlar.
Al-ver dünyasında, particiliğin şirkette iş alma ve çıkarmaya ve menfaat paylaşımına dönüşmesi bana bu ilhamı veriyor.
Ne yani siz dünya görüşü veya ideolojisi olmayanların taraf değiştirmeyeceğini mi sanıyorsunuz? Çok safsınız çok!
Hiç yakıştıramadım.
Nasıl ki markaların anlamları, vaatlerini yansıtamıyorsa partilerin adlarının da anlamlarını yansıtamayacağını kabul etmek gerekir.
Ben bunu yaptığımdan beri, hiç hayal kırıklığına uğramadım.
Güvendiğim dağlara kar yağmadı. Yağmur bile düşmedi. Çünkü herkesin bir fiyatı veya zaafı olduğunu görebiliyorum.
Hani bir fıkra veya anektod vardır.
Adam kraliçeye beraber bir gece geçirmeleri karşılığında 1 milyon sterlin teklif eder.
Kraliçe kabul eder. Bunun üzerine adam 5 sterlin versem yine benimle beraber olur musunuz, der.
Kraliçe kızar: Siz beni ne sanıyorsunuz?
Adam, sizin ne olduğunuzu zaten belirledik, şimdi sadece fiyat pazarlığı yapıyoruz, der.
Yani neymiş. Satılık olmayan değerlerin bile fiyatı olabiliyormuş.
Psikoloji ve ahlak felsefesi açısından da dramatik bir durum bu tabii.
İnsan ilkelerinin bir fiyatının olması, ideolojisi ve buna adanmışlığı olmayanlar için doğal bir durumdur.
Bu bağlamda, Trump’ın vaadi, sözünü tutmama olasılığına rağmen, çok rasyonel.
Homo economismus yani kendi çıkarını maksimuma çıkarmaya çalışan ekonomik insan modelinin tam ihtiyacı da bu.
Duygusal ve ahlâki bağlar kurmadan, sadece kâr-zarar hesabı yapmak. Kendi refahını, mutluluğunu düşünmek. Asla duygusal patlamalarla karar vermemek. Kendi zararına bir yola girmemek…
Duruma bu pencereden bakınca, seçimlerin aslında giderek daha fazla kazanç, çıkar sağlama yarışına, oyununa dönüşmesi, kişisel olarak kimin seçim kazanacağının değil, kurulan sistemin nasıl devam edeceğinin teminat altına alınması önemli olacak artık.
Hem de dünyanın bütün demokrasilerinde…
Sözün burasında Şair Cemal Süreya’nın Üvercinka adlı şiirinden
şu dizeleri anımsadım. Ne yapayım, serde şairlik de var.
“…Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil…”
12 Eylül 2026 - Siz olsanız oyunuzu kaç yüz bin liraya satardınız?
11 Eylül 2026 - Etliye sütlüye karışmazken, bir de başımıza yapay zeka çıktı!
6 Eylül 2026 - Hayat dolaylarından bir öykümle devam ediyoruz sayın okurlar!