Lacan yapay zekaya ne derdi?

25 Eylül 2026

Bizler yıllarca yapay zekayı, fabrikalarda bizim yerimize kol gücü gerektiren işleri yapacak, hayatımızı kolaylaştıracak metal köleler olarak hayal ettik. 

Ama bu dijital Süperego, bizim hiç beklemediğimiz bir yerden, yani yaratıcılığımızdan vurdu bizi. Yazarları, ressamları, felsefecileri tehdit ediyor artık. 

İnsanlığın en çok gurur duyduğu o “düşünme” yetisi, şimdi silikon vadisindeki birkaç sunucunun içinde milyarlarca parametreyle simüle ediliyor.

Lacan yaşasaydı, yapay zekayı “Öteki”nin en kusursuz ve en korkutucu hali olarak tanımlardı. Çünkü karşımızda arzusu olmayan, acı çekmeyen, bilinçaltının o karanlık dehlizlerinde kaybolmayan ama bizim tüm arzularımızı, korkularımızı ve zaaflarımızı bizden daha iyi bilen bir yapı var. 

Biz insanlar hata paylarımızla, irrasyonelliğimizle ve o muazzam saçmalama kapasitemizle insanız. Yapay zeka ise kusursuz bir rasyonellik vaat ediyor. Ve inanın bana, kusursuzluk kadar sıkıcı ve ürkütücü çok az şey vardır.

***

New York Review of Books’un eski bir sayısında bu konuyu tartışan makaleleri okurken şunu düşündüm: Belki de yapay zekadan bu kadar korkmamızın sebebi, bizi işimizden etmesi değil. Asıl korkumuz, bize bir ayna tutması ve o aynada aslında o kadar da “özel” ve “biricik” olmadığımızı göstermesi.

Yazıyı bitirirken Rana içeriden seslendi: “Serdar, madem o yapay zeka her şeyi biliyor, sor bakalım akşam ne yemek yapacakmışız?”

Klavyenin başına geçtim, komutu yazdım. Makine saniyeler içinde somon tarifleri ve kalori hesapları çıkardı. Rana’ya gösterdim, yüzünü ekşitti: “Ruhsuz bu makineler Serdar, insan bir zeytinyağlı dolma önerir.”

Gördüğünüz gibi sevgili okurlar, yapay zeka dünyayı ele geçirebilir, insanlığın sonunu getirebilir ama bizim evin içindeki o kadim otoriteyi sarsmaya henüz gücü yetmiyor. Kusursuz algoritmalar bile bir kadının “Bunu mu beğendin yani?” sorusu karşısında çökmeye mahkumdur.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.