Cumhuriyet kuruluş aşamasındaki ekonomik koşulları da inceleyen doktora tezimi yazarken 1923 yılı verilerine bakmaya sıra geldiğinde gördüğüm manzara karşısında gerçek bir dehşete düşmüş ve o durumu gördükten sonra Atatürk’ün yaptıklarının gerçek bir mucize olduğunu daha iyi anlamıştım.
Aslında 1923’teki ekonomik koşullardan bahsedecektim ama o günlerdeki ekonomiyi anlatacak kavram bulmak oldukça zor çünkü o günlerde genç Cumhuriyetin bir ekonomisi yoktu. Sanayi yoktu, piyasalar oluşmamıştı, modern ekonomiyi yüklenecek sınıflar ortada bulunmuyordu. Ekonomi yerine çöl koşulları vardı.
Atatürk sıfırdan bir ekonomi yaratmak zorunda olduğunu gördü ve üstelik bunu savaştan yeni çıkmış, bilgi ve birikimi çok az olan ve yeteri kaynakları da bulunmayan bir ülkede gerçekleştirmek zorundaydı.
Ve bunu yaptı. Benim mucize dediğim işe bu…
Genç Cumhuriyet nerdeyse tüm dünyayı şaşırtan biçimde sanayisini, ulaştırma sistemlerini ve piyasaları kurmaya başladı ve uzun yıllar boyunca dış açık vermeden büyüme rekorları da kırdı.
Bu mucizeyi gerçekleştiren elbette Atatürk’ün büyük dehasıydı ama bu ekonomi kuruluş savaşında ona yardımcı olan İzmir İktisat Kongresi’ydi.
İzmir’in kurtuluşundan ve büyük yangınından birkaç ay sonra toplanılan bu kongreye tam 1135 delege davet edilmişti. Toplumun her kesimden temsilcilerin bir araya geldiği kongre binasında ülkenin ekonomi sorunları ve geleceğin nasıl kurulacağı tartışılıyordu. Atatürk, ekonominin kurtuluş için bir toplumsal uzlaşma oluşmadığı takdirde gerekenlerin yapılamayacağını gördüğünden delegeleri bir araya getirip onları konuşturup uzlaştırmıştı.
Ve bu kongreden çıkan kararlarla 1923-29 arasında Korkut Boratav’ın deyimiyle açık ekonomi koşullarında yeniden inşa dönemi yaşandı. Bu dönem aslında Atatürk’ün asıl gönlünde yatan devletçilik ile kurulacak 1930 sonrası büyük inşa ve dış açık vermeden büyüme ve ithal ikameci sanayileşme dönemine bir hazırlıktı.
1929 yılından itibaren ‘Büyük Buhran’ nedeniyle dünyanın ekonomik krizde olduğu düşünülürse Türkiye hiçbir dış yardım ve teknoloji transferinin mümkün olmadığı o koşullarda bile gerçekten mucize yaratmasını temelde Birinci İktisat Kongresi’ne borçluydu. İlk sanayileşme planı da, ülkede hızla ağır sanayiin kurulabilmesi de aslında o Kongre’de atılan ilk adımlar sayesinde olabilmişti.
Belki biraz sıkıcı olacak ama İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlardan sonra birkaç yıl içinde nelerin yapıldığını hatırlamamız, tarihimizin şu döneminde bizler açısından çok önemlidir.
-1931 yılında Merkez Bankası kuruldu.
-1932 yılında tarımda destekleme fiyatlarını saptama ve alım işlemleri başlatıldı.
-1925 yılında merkezi devletin tarımsal artığa el koyma yolu olan Osmanlı’dan miras kalan Aşar Vergisi kaldırıldı. Böylece üreticilerin elinde artık ürün kalmasıyla piyasaya çıkmalarının önü açıldı ve piyasa oluşturulma hız kazandı.
-1927 yılında Teşvik-i Sanayi kanunu çıkarıldı ve modern sanayi dallarına yönelecek firmaların bilinçli teşvik edilmesine başlandı.
-1934 yılının ilk ayında kabul dilen Birinci Sanayi planında tamamlanması öngörülen 20 tesisten 19’u plan dönemi sonunda bitirildi. Bu planın başarısı tüm dünyada takdir ve ilgiyle karşılanmıştır.
Başta dediğim gibi bugün bunları okumak belki size sıkıcı gelmiş olabilir ama o günlerde yaratılan mucizeyi, Atatürkçü modeli benimsediğimiz takdirde bugün de yaratmamız imkanı olduğunu düşünürseniz belki o zaman heyecanlanırsınız diye düşündüm.
Elbette 100 yıl öncesinin koşulları bugün aynen yok. Ekonomimiz o günlerde olduğu gibi belki sıfırlanmadı ama neredeyse bilinçli bir şekilde birçok yapı ve kurum tahrip edildi ve işlevsizleştirildi. Tarım yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
Şu anda geçmiş 100 yılın bilgi birikimi ve deneylerine sahibiz ve bilgili birikimli kadrolar da var. Eğer Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı için kuruluş savaşı verilecekse 100 yıl öncesinin İzmir İktisat Kongresi’ne benzer bir sürece ihtiyacımız var.