Bir Gece Ağlayarak Yatağından Düşmek

30 Eylül 2026

Kendine “Dünyalı” demekten hoşlananlar için, “İnsan kendini dünyaya ait sayabilir saymasına da, yakınlarına ne kadar yakın kaldığını da düşünmeli” gibi bir cümle yazmıştım.

Sonra tesadüfen, konusu tam da bunlara yakın Sentimental Value / Manevi Değer adlı Norveç filmini izledim.

Film, birkaç neslin içinden geçtiği, geçmişte hoş olmayan şeylerin de yaşandığı, epey şey görmüş bir ev üzerinden anlatılıyor.

O evden kopmalarla birlikte hayatlarda büyüyen uzaklaşmaların, bir ülkenin geçmişinde yaşananların bir ailedeki izdüşümlerinden pek de ayrı olmadığını hissettiriyor.

Annenin ölümünden sonra, çoktandır doğru dürüst uğranılmayan o evde, cenaze sonrası yemek vesilesiyle aile yeniden bir araya geliyor.

Ailesi üzerine alegorik bir son film yapmayı düşünen yönetmen baba ile çocukluklarında yaşadıklarının farklılaştırdığı iki kızı.

Sonrası, birbirlerinden çok, giderek kendilerini yakalayışlarının hikâyesi.

Filmin adı bile, isteseniz de bazı aidiyetlerin peşinizi bırakmayacağını baştan söylüyor sanki.

Geçmiş, hiç konuşulmasa da yaşanmaya devam ediyor.

Onu değiştiremeyiz.

Ama bizde bıraktığı izleri nasıl taşıyacağımızı, belki ancak kendimizi ve birbirimizi gerçek niyetlerle anlamaya çalışarak bulabiliriz.

Kendine akıl erdirmekten ve aslında hiç unutulmamış sorumluluklarla yüzleşmekten vazgeçerek yaşanan, benim de sevmediğim o bencilleşmiş hayatlar, sonunda bunlarla karşılaşmaktan kaçamıyor.

Ama o zamana kadar iletişimi epey zorlaştırıyor.

Henüz büsbütün imkânsızlaştırmamışsa.

Modernitenin insana verdiği ağır zararlardan biri belki de sorumlulukları yok saydıkça büyüyen bu yalnızlık.

Manevi değerler biraz da bunu hatırlatmak için orada duruyor.

Yalnız bırakılışların bir gün insanı kendisiyle hesaplaşmaya çağırdığını sıkı bir filmde görmekten çekinmeyenlere tavsiye ederim.

Bizi uyaran filmlerden, romanlardan kaçmanın da bazen kendinden kaçmak gibi bir “mindset” olduğunu bilmeme rağmen.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.