Yabancı Yönetici Herşeyi Bilir mi? Expatsa Koy Sepete

Yabancı yöneticiler için harcadığımız zamanı; yeni işler ve ülkeler geliştirmeye, yönetici yetiştirmeye, iyi takımlar kurmaya harcasaydık hepimize daha büyük faydası olurdu. Çünkü her yeni ülkeyi ve sektörü öğrenmek ve anlamak zaman alır. Bence en az 2 yıl. Minimum bir yıl temeli anlamak için.

5 Ekim 2026
Rusya'daki expatlık yıllarımdan.

10 seneden fazla yabancı yöneticilere raporladım.

Kendi ülkemde, başka ülkelerde çalışırken, ülkeye ve hatta kıtaya ilk defa gelen yabancı yöneticilerle çalıştık. Başka ülkeden, bazen başka kıtadan, çoğu zaman da başka sektörden gelen ağabeylerimize önce işi anlattık. Sonra pazarı. Sonra ülkeyi.

Uzun zamanlar geçirdik. Özellikle 1-2 yıl gibi kısa kalan yabancı yöneticiler için harcadığımız zamana bugün hâlâ acırım.

Çünkü her yeni ülkeyi ve sektörü öğrenmek ve anlamak zaman alır. Bence en az 2 yıl. Minimum bir yıl temeli anlamak için. Hatta “İlk 100 gün dinle ve gözle, karar verme” diyen başucu kitapları var.

Onlara harcadığımız zamanı; yeni işler ve ülkeler geliştirmeye, yönetici yetiştirmeye, iyi takımlar kurmaya harcasaydık hepimize daha büyük faydası olurdu.

Çünkü gittiğiniz ülkeyi tanıyınca, zor kararları güvendiğiniz insanlarla daha doğru verebilirsiniz.

Karar vermemek en iyisidir

Bir ülkeye yeni geldiyseniz ve kararsız, güvensiz bir yapınız varsa hayat herkes için zorlaşır. Yeni geldiğiniz ve yeni çalışmaya başladığınız bir ekibin size getirdiği kararlara “evet” demeniz çok zor.

İşi ve yapıyı yavaşlatırsınız. Her yere onay mekanizması koymaya başlarsınız. Hata yapmak istemezsiniz. Kötü ve başarısız görünmek istemezsiniz.

Sonunda:

Karar vermemek en iyisidir.

Ben de bambaşka bir ülkede 10 yıldan fazla yöneticilik yaptım. Ama bir farkla. Ben o ülkeye önce müdür olarak gittim.

Önce ülkeyi öğrendim. Pazarı anlamaya çalıştım. Dili ve kültürü öğrendim. Ekibi tanıdım. Bayilere gittim. Fabrikalara girdim. Satış noktalarını dolaştım.

İnsanların nasıl düşündüğünü, neyi sevip sevmediğini, neye kızdığını, neye güvendiğini anlamaya çalıştım.

Tam dört yıl sonra genel müdürlük teklifi geldi. 36 yaşındaydım. Ama artık ülkeyi tanıyordum. Ekibi tanıyordum. Pazarı biliyordum. Yeni stratejiler geliştirmek için yeterince deneyim kazanmıştım.

Kabul. Biraz gençtim.

Sonra fabrikalar, satış organizasyonları ve farklı ülkeler yönettim. Satın almalar yaptım. İki şirketi birleştirme süreçlerinin içinde oldum.

Hem en zevkli hem en zor yıllarımı yaşadım. En çok öğrendiğim, en çok zorlandığım, en zorlu kararları aldığım, en uykusuz geceleri geçirdiğim, en çok yeni takım kurduğum, ama aynı zamanda en bağımsız kararları verdiğim yıllardı.

En iyi performansı gösterdiğimiz yıllardı.

Bugün düşünüyorum:

Bazen başka bir ülke, kariyerinizin en güzel yeri olabiliyor.

Ama bunun çok önemli bir şartı var.

Gittiğiniz ülkeyi anlamak ve kültürüne adapte olmak.

Çünkü expat olmak sadece başka bir ülkede yaşamak değil.

Başka bir ülkenin içinde yaşamayı öğrenmek.

O ülkenin yaşamına, insanına, kültürüne adapte olmak.

Ben çalıştığım expatlar arasında farklı örnekler gördüm.

Turist gibi gelip gezenler… Bir sene kalıp gidenler…

Ailesiyle turistik gezilerini bitirip, işler sarpa sarınca defteri kapatanlar…

Ahkâm kesip elini taşın altına koymayanlar…

“Anlamıyorum… Neden bunlar hep benim başıma geliyor? Bildiğiniz gibi yapın.” deyip sorumluluğu sırtınıza yükleyenler…

Kısa dönem primini alıp kontratını bir yıl daha uzatmaya bakanlar…

Yabancı olarak başka bir ülkeye gelmek de kolay değil

Bir de zor kararlar veren, uzun dönemli strateji yapmaya çalışan ve gerçekten bulunduğu ülkenin gelişimine katkı verenler.

Benim için asıl ayrım burada.

Çünkü expatlığın en büyük tuzaklarından biri bence şu:

“Bu yıl hedefi tutturayım, primimi alayım, kontratımı bir yıl daha uzatayım. Seneye bakarız.”

Ama yabancı olarak başka bir ülkeye gelmek de kolay değil.

Özellikle bizim gibi duygusal, hızlı reaksiyon veren ve kendine has çok fazla iş yapış şekli olan bir ülkede…

İnsan önce anlamak zorunda. Dinlemek zorunda. Bazen susmak zorunda.

Ama burada başka bir hikâye daha var.

Türk patronların ve yönetim kurullarının yabancı yönetici zaafı.

Nedense yabancının daha fazla bildiği ve daha iyi sonuçlar alacağı kanaati yaygın.

Bir yabancı yönetici geldiğinde, onun geçmişte ne başardığından çok başka şeyleri merak ediyoruz.

Güvendiğimiz birinin kısa tavsiyesiyle en önemli işlerimizi ona emanet edebiliyoruz.

Bizim aylarca anlattığımız ve dinlenmeyen bir fikri o söylediğinde:

“Vay be, adam bu işi biliyor!” diyoruz mesela.

En iyi projelerin durması… En saçma projelerin başlaması… En iyi ekip üyelerinin ayrılması… gibi kritik sonuçlar doğurabilecek kararlara onay alabiliyorlar.

“Bildiği vardır, denesin görelim.”

Bayi ve market gezilerinde birimiz sürekli Türk bayisinin, esnafın, müşterinin söylediklerini İngilizceye çeviriyor.

Sonra global çözümler arıyoruz.

“Bizim Kastamonu bayisi daha fazla iskonto istiyor.”

Sonra bunun Kosta Rika’da, İrlanda’da, Güney Afrika’da nasıl çözüldüğünü konuşuyoruz.

Bazen düşünüyorum:

Biz gerçekten globalleşiyor muyuz, yoksa yabancılaşmayı globalleşmek mi sanıyoruz?

Tuğrul Ağırbaş Kimdir?

30 yılı aşkın süre ile Türkiye, Rusya ve CIS ülkelerinde FMCG alanında değişik görevler alan Tuğrul Ağırbaş, son 20 yıldır Efes’in global marka olma, satınalma ve birleşme projeleri ve yeni pazarlara giriş işlerini yürüten ekipte, büyüme odaklı projelere liderlik yapmıştır.

Pertevniyal Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olan Tuğrul Ağırbaş öğrenim hayatı boyunca Kapalıçarşı’da değişik alanlarda çalışarak, ticareti ve tüketici davranışlarını öğrenme şansına sahip oldu.

İş hayatına 1990 yılına Anadolu Efes’te Pazarlama uzmanı olarak başlayan Ağırbaş, sırasıyla Proje Geliştirme, Satış ve Pazarlama’da görev aldıktan sonra, son olarak da değişik ülkelerde 16 yıl boyunca Genel Müdürlük görevlerini sürdürdü.

Anadolu Efes’in Rusya operayonunu 10 yıl boyunca yönetti ve dünyanın en büyük bira pazarlarından biri olan Rusya’da satınalma ve birleşmelerle firma pazar payını ikinciliğe taşıyan ekibe liderlik yaptı. Türkiye,Rusya ve çalıştığı diğer ülkelerde büyüme odağıyla çok sayıda yeniliği ve markayı tüketicisiyle buluşturdu.

Efes Türkiye Genel Müdürlük görevini yürüttüğü dönemde ise, marka ve kurumun topluma katkısını büyütme amaçlı, pazarı büyütmeye yönelik, bira kültürü oluşturma ve inovasyon, kültür, sanat, turizm ve spor alanında çok sayıda projeye öncülük etmiş ve tüm paydaşlara katkı sağlayan stratejileri hayata geçirmiştir.

İnovasyon ve yeni ürünlerin hem hızını artırma hem de etkisini büyütme amaçlı, inovasyon ve kurum içi girişimcilik çalışmalarını yapılandırarak ve ekosistemdeki çok sayıda girişimle işbirliği kurarak, Efes’in Start-Up dostu şirket olması yönünde çalışmalara öncülük etmiştir.

Halen çalışmalarını yurtiçi ve yurtdışı şirket ve girişimlere danışmanlık ve üst düzey yöneticilere koçluk yaparak sürdürmekte olan Ağırbaş, Türkiye’de kurumsal şirketlerin, girişimci kurumlara dönüşmesi vizyonu ile 2018’de kurulan ‘ Girişimci Kurumlar Platformu’nun danışma kurulu üyesi ve başkanıdır.

2022 sonunda, ortağı Zeynep Kurmuş ile birlikte, 40+ yaş ve kurumsal deneyimi olanlar için, birikmiş deneyim ve tecrübelerin yeni işlere ve girişimlere dönüşmesini sağlayan, üretim ve paketleme kampı Genwise girişimini hayata geçirmiştir.

Köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluma yayılacak yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için 2016’da kurulan Köy Okulları Değişim Ağı- KODA’nın yönetim kurulunda görev almaktadır.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.