Vera C. Rubin Gözlemevi Güneş’ten yaklaşık 4,3 milyar mil (6,9 milyar km) uzaklıkta bulunan ve en yeni cüce gezegen adayı olan gök cismine dair kanıtlar sundu.
2006 yılında Uluslararası Astronomi Birliği (IAU), Plüton’u gezegen statüsünden çıkararak yeni bir kategoriye dahil etti: cüce gezegen. Bu terim; kendi kütleçekimi sayesinde küresel bir şekil alacak kadar büyük olan, ancak yörünge yollarındaki diğer gök cisimlerine kıyasla baskın bir kütleçekim gücüne sahip olamayan gök cisimlerini tanımlamak için kullanılıyor.
The New York Times gazetesinin haberine göre bu karardan yirmi yıl sonra, Vera C. Rubin Gözlemevi Güneş’ten yaklaşık 4,3 milyar mil (6,9 milyar km) uzaklıkta bulunan ve en yeni cüce gezegen adayı olan gök cismine dair kanıtlar sundu.
Rubin Gözlemevi’nin baş Güneş sistemi bilimcisi Mario Jurić, Salı günü Washington eyaletinin Spokane kentinde düzenlenen IAU Gezegen Bilimleri Bölümü toplantısındaki basın toplantısında, “Umarız bu, bulunacak birçok keşfin sadece ilki olur” dedi.
Bu keşif, bazı astronomların Güneş Sistemi’nin çok daha uzaklarında var olduğunu tahmin ettiği, Dünya ile Neptün arasında bir boyuta sahip “Dokuzuncu Gezegen”in varlığını doğrudan doğrulamıyor ya da çürütmüyor.
Massachusetts, Cambridge’deki Astrofizik Merkezi’nden astrofizikçi Matthew Holman, “Ancak bu durum, yeni nesil araçlarla gök cisimlerini tespit etme kapasitemizin olduğunu ve dışarıda keşfedilmeyi bekleyen muazzam şeylerin bulunduğunu kanıtlıyor” ifadesini kullandı. Holman, Dokuzuncu Gezegen var olmasa bile, “Oralarda henüz keşfedilmemiş Mars büyüklüğünde ya da daha büyük bir gök cisminin bulunma olasılığının son derece yüksek olduğunu” ekledi.
ABD Ulusal Bilim Vakfı ve ABD Enerji Bakanlığı tarafından işletilen Rubin Gözlemevi, Şili’deki bir dağın tepesinden gece gökyüzünü sürekli olarak tarıyor. Dr. Jurić, gözlemevinin Plüton’un ötesinde şimdiden yaklaşık 2.300 nesne keşfettiğini belirterek, “Bu durum, bilinen nüfusu yaklaşık yüzde 50 oranında artırıyor” dedi.
Geçici olarak 2026 ED138 kod adı verilen bu yeni gök cismi, keşfedilen grubun en büyüğü durumunda.
Dr. Holman, “Bir bakıma bu büyük bir sürpriz değil. Ama bu durum heyecan verici olduğu gerçeğini değiştirmiyor” dedi.Gerçekten de ED138’i tespit etmek sadece Rubin gibi dünya çapında dev bir teleskop gerektirmiyordu. Holman, “Aslında yeterince parlak; öyle ki yetkin amatör astronomlar bile kendi ekipmanlarıyla onu bulabilir” diye ekledi.
ED138, çekilen herhangi bir tekli fotoğrafta sıradan ve parlak bir yıldız gibi görünüyordu. Gökyüzünün aynı bölgesinde farklı gecelerde çekilen fotoğraflara bakan bir insanın, parlak noktalardan birinin konum değiştirdiğini fark etmesi oldukça zordu.

Ancak Dr. Holman ve meslektaşı Kevin Napier tarafından geliştirilen bilgisayar yazılımı, Rubin’in Mart ve Temmuz ayları arasında çektiği görüntüleri analiz ederken bu hareketi fark etti.
Yazılımın yaptığı kritik hamle, bir gecedeki noktayı sonraki gecelerdeki diğer noktalarla birleştirmek ve bunların hareket halindeki tek ve aynı cisim olduğunu belirlemek oldu. Noktaların oluşturduğu desen, ED138’in gezegenlerin yörünge düzlemine kıyasla yaklaşık 25 derecelik bir açıyla eğik olan yörüngesini ortaya çıkardı. Parlaklığı ise oldukça büyük bir cisim olduğuna işaret ediyordu.
Dr. Holman, “Potansiyel olarak bu boyutta bir şey keşfettiğinizde yapmanız gereken ilk şeylerden biri bunun doğru olduğunu doğrulamaktır” dedi. Ekip, yörünge yolunu geçmişe doğru izleyerek aynı noktanın daha önce diğer teleskoplar tarafından çekilen görüntülerde de yer aldığını tespit etti ve keşfi doğruladı. Dr. Holman, “Nereye bakacağınızı bildiğinizde bulmak kolaydır. Ama öncesinde samandağında iğne aramaktan farksızdır” diye ekledi.
Astronomlar, ED138’in yüzeyinin yansıtıcılığına dair varsayımlar, uzaklık ve parlaklık verilerini kullanarak boyutunu tahmin edebildiler. Dr. Holman’ın tahminine göre, ED138 nispeten parlak ve yansıtıcı bir yüzeye sahipse çapı 370 mil (yaklaşık 600 km) kadar küçük olabilir. Eğer karanlık bir yüzeye sahipse genişliği 930 mile (yaklaşık 1.500 km) kadar ulaşabilir.
Uluslararası Astronomi Birliği’nin tanımına göre bir cüce gezegenin, kendi kütleçekimiyle küresel bir şekil alabilecek kadar büyük olması gerekiyor. Dış Güneş Sistemi’ndeki buzlu gök cisimleri için bilim insanları, çapı 250 milden (400 km) fazla olan nesnelerin bu şartı karşılamasını bekliyor. Ancak ED138 ve diğer cüce gezegen adayları, şekillerini doğrudan doğrulamak için şimdilik çok uzaktalar.
IAU, 2006 yılında ilk beşini adlandırdığından beri cüce gezegen listesine yeni bir ekleme yapmadı. Bu beş cisim; en büyük asteroit olan Ceres, Plüton, Plüton’un unvanını kaybetmesine yol açan Eris ile Neptün’ün ötesindeki Haumea ve Makemake’dir.
ED138, boyut tahminlerinin en üst sınırında yer alması halinde Haumea ve Makemake ile rekabet edebilir düzeye erişiyor.Plüton ve Eris ise 1.400 milden (2.250 km) fazla genişlikleriyle çok daha büyük kalıyor. Alt sınır tahminlerinde ise ED138, cüce gezegenler ve cüce gezegen adayları arasında büyüklük bakımından 20. sıralarda yer alıyor.
Dr. Holman, ED138’in ilk olarak Güneş’e daha yakın bir yerde, Jüpiter ile Satürn civarında oluştuğunu ve ardından dev gezegenlerden birinin yakınından geçerken dışarıya doğru fırlatıldığını tahmin ediyor.
Önümüzdeki yıllarda, NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu gibi diğer gözlem araçları daha ayrıntılı ölçümler aldıkça astronomlar ED138 hakkında daha fazla bilgi edinebilecek.
Dış Güneş Sistemi’ndeki bu tür cisimlerin çoğunda olduğu gibi ED138’in de bir uydusu olduğu ortaya çıkarsa, uydunun dolanım süresi her iki cismin toplam kütlesinin hesaplanmasını sağlayacak.
Astronomlar ayrıca görünmeyen detaylar üzerinden de bilgi sahibi olabilirler. ED138 şu anda gökyüzünün kalabalık bir bölgesinden geçiyor ve Samanyolu galaksisindeki uzak yıldızların önünden geçerek onların ışığını kısa süreliğine kesme olasılığı oldukça yüksek. Bu durum, ED138’in boyutu hakkında daha kesin tahminler sağlayacak ve hatta bir atmosfere sahip olup olmadığına dair ipuçları sunabilecek.
Dr. Holman sözlerini, “Bu durumdan gerçekten harika bilimsel sonuçlar doğabilir” diyerek tamamladı.