Azerbaycan’da İlham Aliyev’e yakın APA ajansı, AKP iktidarına ve isim vermeden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ağır eleştiriler yöneltti. “Aliyev Türkiye’ye neden gitmedi” başlığıyla yayımlanan yazıda, Türkiye’de Azerbaycan’a karşı çirkin kampanyalar yürütüldüğü savunuldu.
Türkiye ile Azerbaycan arasında esen soğuk rüzgarlar dinecek gibi gözükmüyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip erdoğan tarafından bizzat davet edilmesine rağmen Ankara’daki Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine katılmaması, onun yerine Bakü’de oynanan bir U-15 futbol maçına gitmesiyle iyice tırmanan bu soğukluk, Azerbaycan’da büyük ölçüde devlet kontrolunda olan medyada çıkan haber ve yazılarla daha da büyüyor.
Azerbaycan’ın İlham Aliyev ve devlet kontrolundaki APA adlı ajansında “Aliyev Türkiye’ye neden gitmedi” başlığıyla yayımlanan makalede bazı sert söylemler yer aldı.
Makalenin bir bölümünde şöyle yazıldı:
“Resmi protokol gerekçesine (FIFA U15 Dünya Kupası ödül töreni) ek olarak Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Türkiye’ye gitmemesi üzerine daha geniş bir tartışma yürütmek mümkün. Bir aydır Türkiye’de Azerbaycan’a, liderine, halkına ve devletine karşı asılsız ve çirkin bir kampanya yürütülüyor. Aslında bu kampanya son bir ayda yoğunlaşmış olsa da süreç çok daha önce başladı. Türkiye’de son üç yıldır, zaman zaman hız kesmekle birlikte Azerbaycan sürekli hedef alınıyor. Bunun temel nedeni ise Azerbaycan-İsrail işbirliği. Kampanyayı yürütenler, Azerbaycan’ın dış politika ve ekonomik ilişkilerini Türkiye’nin isteklerine uygun biçimde kurması ve yürütmesi gerektiğini düşünüyor. Böylesine akıl dışı bir yaklaşımı savunanların mantığına göre Bakû, Ankara’nın yörüngesinden çıkmamalı. Bu ise Azerbaycan’a yönelik aşağılayıcı, hakaret içeren ve ülkenin bağımsızlığını inkâr eden bir yaklaşımdır. Aynı zamanda ‘Bir millet, iki devlet’ ilkesinin tamamen çarpıtılmış bir yorumudur.”
Türkiye de İsrail’le ilişkisini sürdürüyor
Makalede, “Türkiye’nin kendisinin İsrail’le sürdürdüğü işbirliğine ilişkin çok sayıda somut olgu ortaya kondu ve bunların hiçbiri resmi olarak yalanlanmadı. Böyle bir durumda Azerbaycan’a yöneltilen eleştiriler neden ciddiye alınsın?” deniyor. Eylül ayındaki BM Genel Kurulu’nda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu konuşurken Azerbaycanlı temsilcinin salondan çıkmamasına yapılan eleştiriler anımsatıldı.
‘En ağır darbe kardeşten geldi’
Rahatsızlığın başörtüsü meselesinde ise en üst seviyeye çıktığı belirtildi:
“Bir süre sonra Azerbaycan Bakanlar Kurulu’nun tek tip okul kıyafetine ilişkin kararının ardından kampanya, daha önce görülmemiş ölçüde sert ve iğrenç bir hal aldı; neredeyse Türkiye’nin medya ve sosyal medya gündeminin başlıca konusu haline geldi. Azerbaycan’a ve ülke yönetimine yönelik daha önce hiçbir yerde görülmemiş ölçüde eleştiri ve hakaret dile getirildi. Azerbaycan bu saldırıyı İran’dan beklerken, en ağır darbeyi kardeş olarak gördüğü Türkiye’den aldı. Bu darbeyi vuranlar ise iktidardaki AKP ve onun destekçisi olan İslamcı-Nurcu gruplardı.”
‘Radikal dindarlık teşvik ediliyor’
Makalede, “Gerçek şu ki farklı dönemlerde çeşitli sorunlar, ikili ilişkilerde anlaşmazlıklar, çelişkiler ve gerilimler yaşanmış olsa bile hiçbir ülkeden Azerbaycan’a karşı bu kadar ağır söz ve hakaret gelmemişti. Bu durum, Türkiye toplumunun hurafelere sürüklendiğini ve gerilediğini bir kez daha gösteriyor. Bugün Türkiye toplumunun çok ciddi bir kutuplaşma sorunuyla ve iç çelişkilerle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. İktidar, kendi hedeflerine ulaşmak için radikal dindarlığı teşvik ediyor ve devletin temellerini sarsabilecek akımlara alan açıyor” deniyor.
‘Kolay olmayacak’
Türk basınında başörtüsü konusunun “çarpıtılarak aktarıldığı” savunulurken, “Resmi Ankara bu sürece çok geç müdahale etti ve bazı adımlar atmaya çalıştı. Ancak bu adımlar pek etkili olmadı. Ankara bu adımları zamanında atsaydı, kışkırtıcılık bir yana, seyirci konumunda kalmasaydı durum bu noktaya gelmezdi. Ne yazık ki planlı ve sistematik kampanyalar sonucunda Türkiye’de Azerbaycan’a karşı artık sağlıksız bir yaklaşım ve olumsuz bir atmosfer oluşmuş durumda. Bu ilişkileri yeniden sağlıklı bir zemine oturtmak ise o kadar kolay olmayacak” cümleleri kuruldu.
Aliyev’in Ankara’daki zirveye katılmamasına yeniden işaret edilerek, “Burada olağan dışı ya da büyütülecek bir durum yok” dendi. Erdoğan’ın Temmuz 2024, Mayıs 2026 ve son olarak bu ay içerisinde Azerbaycan’daki CICA Zirvesi’ne katılmaması anımsatıldı, “Diplomaside her şeyin karşılıklı olduğunu unutmamak gerekir. Son gelişmeler sırasında Azerbaycan toplumu, Türkiye’deki bazı çevrelerin gerçek yüzünü ve niyetlerini gördü. Bu da bazı konulara yaklaşımın değiştirilmesini zorunlu kılıyor. Artık ikili ilişkilerde rasyonellik ön plana çıkıyor. Dostluk ve kardeşlik devam etse de herkesin kendi devleti ve kendi çıkarları var” sözleri sarf edildi.
Aliyev’in zirvede yer almaması doğru bir karar olarak değerlendirilirken, makale “Ancak bu, Azerbaycan’ın TDT’den uzaklaştığı ya da bu çerçevedeki faaliyetlerini yavaşlattığı anlamına gelmiyor. Unutulmamalıdır ki Azerbaycan, TDT’nin kurucularından biridir. Teşkilatın gelişmesi ve faaliyet alanının genişlemesi için büyük çaba göstermiştir ve bundan sonra da bu çabalarını sürdürecektir” sözleriyle tamamlandı.