Netanyahu’nun bloku dışındaki 67 sandalye, kendiliğinden bir koalisyon oluşturmuyor. Arap temsilcileri, hükümet programının belirlenmesinde anlamlı bir söz hakkından mahrum bırakırken, yalnızca muhalefete çoğunluk sağlayan sayılar olarak görmek kabul edilemez.
İsrail’de siyasetçiler, ülkeyi kimin yöneteceğini müzakere ediyor. Gazze’deki Filistinliler ise güvenli bir barınak bulmaya, çocuklarını korumaya ve savaşın paramparça ettiği hayatlarını yeniden kurmaya çalışıyor. Koalisyon görüşmeleri, onların hayatta kalma mücadelesini ertelemenin yeni bir bahanesi olamaz. Kurulacak her yeni İsrail hükümetinin ilk görevi Gazze’deki felaketi sona erdirmek olmalıdır. Hâlen görevde olan hükümet ise şimdi harekete geçmek zorundadır.
30 Ekim’in ilk saatlerinde yayımlanan tamamlanmış oy sayımına göre Binyamin Netanyahu’nun bloku 53, Gadi Eisenkot’un öncülük ettiği muhalefet grubu 48, Arap partileri ise 19 sandalyeye sahip. Son kontrollerin ardından sonuçların 4 Kasım’da Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’a resmen sunulması bekleniyor. Sayım tamamlandı; hükümet kurma mücadelesi ise sürüyor. Netanyahu görevde ve iki ana bloktan hiçbiri tek başına salt çoğunluğa sahip değil.
Seçimden önce, Netanyahu’nun siyasi varlığını sürdürmesinin kısmen rakiplerinin birlikte hükümet kuramamasına bağlı olduğu uyarısında bulunmuştum. Sonuçlar bu açmazı daha da belirginleştirdi. Netanyahu’nun bloku dışındaki 67 sandalye, kendiliğinden bir koalisyon oluşturmuyor. Arap temsilcileri, hükümet programının belirlenmesinde anlamlı bir söz hakkından mahrum bırakırken, yalnızca muhalefete çoğunluk sağlayan sayılar olarak görmek kabul edilemez.
Son görüşmeler, önümüzdeki engeli açıkça gösteriyor. Yair Golan, Ra’am lideri Mansur Abbas’la bir araya gelerek siyasi iş birliğini savundu. Avigdor Liberman ise Netanyahu ya da Ortak Liste ile aynı hükümette yer almayacağını yineledi. The Times of Israel’in aktardığı Kanal 12 haberine göre Abbas da Eisenkot liderliğinde, Arap partilerinin desteğiyle kurulacak bir azınlık hükümetini düşük ihtimal olarak görüyor. Habere yansıyan bu değerlendirme, desteğin çekildiğine dair resmî bir karar değildir. Ancak müzakerelerin uzlaşmadan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor.
Arap vatandaşlar demokratik sürece katıldı. Onların temsilcileri de diğer partilerle aynı ölçütlerle değerlendirilmelidir:
Verdikleri taahhütler, sergiledikleri tutum ve uzlaşma iradeleri;
Kamu güvenliği, konut, okullar ve kamu yatırımlarından adil pay almak meşru taleplerdir. Eşit vatandaşlık, bir insanın oyunu kabul edip seçtiği temsilciyi hükümet politikalarını etkilemeye baştan ehil görmemek anlamına gelemez.
Seçimlere müdahale iddiaları etrafındaki tartışma, bu ilkeyi daha da önemli kılıyor. Merkez Seçim Komitesi’nin vekâleten görev yapan yöneticisi, seçimlerin dürüstlüğüne yönelik sistematik ihlal iddialarını reddetti. İç güvenlik teşkilatı Şin Bet ise soruşturmasının sınırlı kapsamda olduğunu, yasal haklarını kullanarak oy veren bir topluluğun tamamını zan altında bırakmadığını vurguladı. İnandırıcı her iddia bağımsız biçimde soruşturulmalıdır. Ancak sonuçlanmamış bir soruşturma, Arapların siyasi katılımını itibarsızlaştırmanın ya da hoş karşılanmayan bir seçim sonucunu yok saymanın gerekçesi olamaz.
Herzog’un görevi, partilerle istişare ederek hükümet kurabilecek bir isim belirlemektir. En büyük blokun bu konuda otomatik bir hakkı yoktur. İş birliği, koalisyona katılmak biçiminde de dışarıdan destek vermek biçiminde de kurulabilir. Hangi formül ortaya çıkarsa çıksın, siyasi liderler kimin hangi bakanlığı alacağından daha önemli bir soruya cevap vermelidir: Kuracakları hükümet, Filistinlilere bu kadar büyük acılar yaşatan politikaları değiştirecek mi?
UNICEF, Ekim 2023’ten Haziran 2026’ya kadar Gazze’de en az 21 bin 700 çocuğun öldürüldüğünü bildirdi. Filistin Merkez İstatistik Bürosu ise Sağlık Bakanlığı verilerine dayanarak, 7 Ekim 2026’ya kadar hastanelerde kayda geçen kadın ölümlerinin 11 bin 301 olduğunu açıkladı. Bu rakamlar farklı dönemleri kapsıyor; ancak birlikte, tahammül edilemez bir insanlık trajedisini ortaya koyuyor. Masum kadınlara ve çocuklara Hamas’ın suçlarının bedeli ödetilemez. Onları korumak bir yükümlülüktür; koalisyon masasında pazarlık edilecek bir taviz değildir.
Evlerin yıkılması, hayatta kalmayı bile son derece güçleştirdi. Uluslararası Göç Örgütü, 9 Ekim’de 1,8 milyon kişinin yerinden edilenlerin barındığı alanlarda yaşadığını, yaklaşık iki milyon kişinin barınma yardımına ihtiyaç duyduğunu bildirdi. UNICEF’in 16 Ekim açıklamasına göre 800 bin çocuk hâlâ yerinden edilmiş durumda; çoğu çadırlarda ya da tehlikeli, hasarlı yapılarda yaşıyor. Kış yaklaşırken soğuk, güvenli olmayan su ve yetersiz hijyen koşulları, kayıplarının ağırlığı altında zaten tükenmiş aileleri tehdit ediyor.
Kâğıt üzerindeki ateşkes yeterli değildir. UNICEF’in ekim ayındaki uyarısı, ateşkese rağmen çocuk ölümlerinin sürdüğünü ortaya koydu ve temel hizmetleri yeniden işler hâle getirecek ekipmanın Gazze’ye girişine izin verilmesini istedi. Netanyahu ve hükümeti, yürüttükleri savaşın ve sürdürdükleri kısıtlamaların siyasi sorumluluğunu taşıyor.
Felaketin sona ermesi; sivillerin korunmasını, engelsiz insani erişimi, güvenli barınmayı ve Filistinlilerin öncülüğünde yeniden inşayı gerektiriyor. Bu yükümlülükler, yeni kabinenin yemin etmesini bekleyemez.
Yalnızca Netanyahu’nun değişmesi de yeni bir yön tayin etmeye yetmez. Eisenkot’un Filistin devletine karşı tutumu ciddi bir engel olmaya devam ediyor. 7 Ekim’e ilişkin resmî bir soruşturma açılması yönündeki planı önemlidir; ancak hesap verebilirlik,
Filistinli sivillere yönelik muameleyi de kapsamalıdır.
Netanyahu’nun rüşvet, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlamalarını içeren yolsuzluk yargılaması sürüyor; kendisi bu suçlamaları reddediyor. Koalisyon pazarlıkları hiçbir lideri yargısal denetimin dışına çıkarmamalıdır.
İsrail içindeki eşit vatandaşlık ile Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı, birbirinden ayrı yükümlülüklerdir. Arapların bir İsrail hükümetine katılması; başkenti Doğu Kudüs olan, 1967 sınırlarına dayalı, bağımsız, egemen ve yaşayabilir bir Filistin devletinin yerini tutamaz. Filistinlilerin toprak bütünlüğüne, özgürlüğe ve kendi geleceklerini yönetme imkânına ihtiyacı var.
İsraillilerin ise kalıcı işgale dayanmayan bir güvenliğe ihtiyacı var. Bu nedenle iki devletli çözüm, inandırıcı bir takvime bağlanmış, yerleşimlerin genişletilmesine ve ilhaka kararlılıkla karşı çıkan, uygulanabilir bir diplomatik hedefe dönüşmelidir.
Önceki yazılarımda savunduğum görüş değişmedi: Kalıcı güvenlik barışı gerektirir. Türkiye, Avrupa hükümetleri ve Arap ortaklar bu ilkeyi eşgüdümlü diplomasiye, hesap verebilir Filistin kurumlarına desteğe ve Filistinlilerin kendi topraklarında kalmasını sağlayacak yeniden inşa çalışmalarına dönüştürmelidir. Yardımlar, süresiz bağımlılığı devam ettirmek yerine evleri ve geçim kaynaklarını yeniden kurarken egemenliği de güçlendirmelidir. İsrail hükümetinin politikalarına yönelik eleştiri sorumlulara yöneltilmeli; Yahudiler veya İsrailliler topluca suçlanmamalıdır.
Eski bir AB Bakanı ve Başmüzakereci olarak, uzlaşmanın gerçek görüş ayrılıkları üzerinde sabırla çalışmayı gerektirdiğini biliyorum. Fakat diplomaside sabır, acılar karşısında kayıtsızlığa dönüşmemelidir. İsrail’in siyasi liderleri, Arap vatandaşlarını ortak, Filistinlileri de özgürlük hakkına sahip bir halk olarak kabul etmelidir. Yeni hükümetin ilk görevi Gazze’deki felaketi sona erdirmek ve iki devlete giden inandırıcı bir yol açmak olmalıdır. Mevcut hükümetin de bu sorumluluğu ertelemeye hakkı yoktur.
***
Egemen Bağış, PhD, Büyükelçi, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Eski Bakanı ve Başmüzakereci. Yazarın Middle East Monitor’da 30 Ekim 2026 tarihinde yayımlanan makalesinin ardından, tamamlanan oy sayımı ve son siyasi açıklamalar ışığında hazırladığı güncel Türkçe versiyondur.