Sibirya’da keşfedilen bir azı dişi Neandertal toplumunun ne kadar gelişmiş olduğunu gözler önüne sererken diş hekimliğinin bilinen tarihini binlerce yıl geriye taşıdı.
Yaklaşık 59 bin yıl önce bugün Rusya topraklarında kalan bölgede yaşayan bir Neandertal’in dişi ağrımaya başladı. Bu noktadan sonra yaşananlar ise pek çok açıdan hayret verici.
Bu antik insan, azı dişinin derinliklerindeki ağrının kaynağını tespit etmeyi başardı. Muhtemelen toplumundaki diğer bireylerden yardım istedi ve müdahale gerektiren tıbbi bir operasyon planladı.
Ardından günümüzdeki gibi uyuşturucu jeller veya pamuk tamponlar olmadan, sadece sivri bir taşın zonklayan dişine sürtülmesine izin vererek ağzını ardına kadar açtı.
Tarih öncesi döneme ait bu sancılı diş hekimliği serüveni Güneybatı Sibirya’da Neandertallerin yaşadığı bir mağarada bulunan, üzerinde dairesel bir delik açılmış azı dişiyle gün yüzüne çıktı.
PLOS One dergisinde yayımlanan çalışmada bilim insanları dişteki bu oyuğun doğal nedenlerle oluşma ihtimalini elediler. Bu bulgu, insanlık tarihindeki diş hekimliği uygulamalarını bilinen tarihten binlerce yıl geriye taşıyor.
Tarih öncesi insanlardan geriye kalan kemikler ve taşlar genellikle hayal gücümüze çok iş bırakır. Ancak bu keşif, Neandertal zihninin ve kültürünün ne kadar sofistike olduğunu kanıtlayan somut bir gösterge niteliğinde.
Bu bulgu modern insanın (Homo sapiens) bilişsel ve sosyal yeteneklerinin eşsiz olduğu efsanesini yıkan kanıtlara bir yenisini daha ekliyor.
Yakın akrabalarımız olan Neandertallerin teşhis koyma yetenekleri vardı. Tıbbi müdahaleleri gerçekleştirmek için gerekli sosyal ve toplumsal desteğe sahiptiler. Dahası; öngörü, soyut akıl yürütme ve güven gibi karmaşık bilişsel becerilere sahip olmalıydılar.
Birinin ağzının derinliklerinde taşla delik açmasının yaratacağı kısa süreli ve şiddetli acının uzun vadede iyileşme sağlayacağını kavrayabilmişlerdi. Rusya Bilimler Akademisi’nden arkeolog Andrey Krivoshapkin bu durumu şöyle açıklıyor:
“Bu, içgüdülerin çok ötesinde bir akıl yürütme seviyesi gerektirir. Bizim ‘nedensel düşünce’ dediğimiz şeyi içeriyor: Ağrının kaynağını tanımak, hasarlı dokuyu çıkarmanın enfeksiyonu durduracağını anlamak ve gelecekteki bir fayda için kısa süreli acıyı kabul etmek. Bu, diğer primatların şifalı bitkileri çiğnemesi gibi basit bir kendi kendine tedavi yöntemi değil; bilinçli ve planlı bir terapötik eylemdir.”
Dişin bulunduğu Şagırskaya Mağarası’ndaki Neandertaller, ağırlıklı olarak bizon ve at etiyle besleniyordu. Tarım devrimi öncesindeki fosil kayıtlarında diş çürüklerine nadir rastlanır; çünkü çürüğe neden olan bakteriler şekerle beslenir.
Ancak o dönemde dişlerde inanılmaz bir aşınma ve yıpranma görülüyordu. Dişin sert dış tabakası olan mine genellikle aşınıyor ve altındaki daha yumuşak doku olan dentin açığa çıkıyordu.
Bilim insanları, incelenen dişteki çürüğün diş özüne kadar ilerlediğini tespit etti. Dişteki dairesel oyuğun yanı sıra, mikroskobik incelemelerde dönerek delme işlemini işaret eden ‘V’ şeklinde oluklar ve çizgiler bulundu.
Alabama Üniversitesi’nden emekli çocuk diş hekimi Profesör John Ruby, bu durumu modern diş hekimliği açısından değerlendirdiğinde, yapılan işlemin bir ‘kanal tedavisine’ çok yakın olduğunu belirtiyor:
“Başınızı sabit tutacak veya sizi zapt edecek bir destek grubuna ihtiyacınız olurdu. O küçük taş delicilerle enfeksiyonlu bölgeye kadar inmeyi başarmışlar. Hatta üç kanaldan ikisini temizlemişler; bu gerçekten inanılmaz bir başarı.”
Popüler kültürde Neandertallerin “kaba saba ve ilkel mağara insanları” olarak yerleşmiş imajına rağmen, son birkaç on yılda modern insanın benzersizliği fikrinin bir efsane olduğu anlaşıldı.
Neandertallerin karmaşık sosyal gruplar halinde yaşadığı, ölülerini gömdüğü, aletler yaptığı, sembolik anlamı olan objeler oyduğu, ateş yaktığı ve modern insanlarla karıştığı artık biliniyor.
Uzmanlar, bu diş hekimliği müdahalesinin tabloyu tamamlayan önemli bir parça olduğunu vurguluyor. Bu keşif, Neandertaller ile Homo sapiens arasındaki bilişsel uçurumun sanılandan çok daha küçük olduğunu bir kez daha kanıtlarken, neden sadece bizim türümüzün hayatta kaldığı gizemini daha da derinleştiriyor.
Haberle ilgili daha fazlası:BAKMADAN GEÇME!