CHP Liderliğinde Yaşanan Regresyon mu, Aslına Dönüş mü?

10 Haziran 2026

Psikolojide “regresyon”, bireyin yoğun baskı veya stres altında daha önceki davranış örüntülerine yönelmesi olarak tanımlanır.

Son dönemde CHP çevresinde yaşanan tartışmalar, bu kavramın siyasal bağlamda da değerlendirilmesini akla getirmekte.

Ancak burada temel bir soru ortaya çıkmaktadır:

Gözlemlenen durum gerçekten bir regresyon olarak mı değerlendirilmelidir, yoksa uzun süre değişim olarak yorumlanan bir sürecin ardından daha kalıcı özelliklerin görünür hale gelmesi midir?

Bu ayrım önemli. 

Çünkü regresyon genellikle ‘geçici bir geri dönüşü’ ifade eder. 

Birey ya da kurumlar belirli koşullar altında eski alışkanlıklarına yönelebilir, ancak daha sonra farklı bir çizgiye tekrar geçebilir.

Buna karşılık, yaşanan gelişmeler kurumsal veya ideolojik eğilimlerin yeniden belirginleşmesi olarak yorumlanıyorsa, mesele geçici bir sapmadan ziyade “kimlik ve yönelim” tartışmasına dönüşmektedir.

Bu durumda seçmenin soruları da farklılaşabilir.

Ne oldu da böyle oldular?” sorusunun yerini, 

Bu özellikleri zaten onlarda var mıydı?” sorusu alabilir.

Siyasal hayâl kırıklıkları çoğu zaman değişim girişimlerinin başarısız olmasından değil, değişim olarak algılanan süreçlerin beklenen dönüşümü üretmediğinin düşünülmesinden kaynaklanmaktadır.

Bu noktada CHP’nin yakın tarihine bakmak anlamlı olabilir.

Partinin geniş toplumsal kesimlerden destek aldığı son önemli siyasal başarı, Bülent Ecevit döneminde gerçekleşmişti.

Bu durum yalnızca Ecevit’in kişisel özellikleriyle açıklanamaz. 

Aynı zamanda umut vaat eden belirli bir toplumsal söylem, temsil iddiası ve gelecek perspektifi de söz konusuydu.

Bugün ise dikkat çeken hususlardan biri, geleceğe yönelik yeni bir toplumsal anlatı üretmekten ziyade geçmiş siyasal mücadelelerin referanslarının yeniden öne çıkmasıdır.

Bu durum, güncel toplumsal sorunlardan çok tarihsel siyasal ayrışmaların yeniden gündeme taşındığı yönünde yorumlanabilmektedir.

Ancak seçmen davranışlarını etkileyen öncelikler farklı alanlarda yoğunlaşır.

Hayat pahalılığı, gelir dağılımı, eğitim, teknoloji, güvenlik, konut ve gelecek beklentileri bunların başında gelmektedir.

Seçmen geleceğe ilişkin çözüm ve politika önerileri ararken, siyasal tartışmaların geçmiş odaklı hale gelmesi “temsil” ile “beklenti” arasındaki mesafeyi artırabilmektedir.

Belki de bu nedenle CHP seçmenlerinin yanı sıra parti içindeki aktörlerin de şu soruyu değerlendirmesi anlamlı olabilir:

CHP’yi geniş toplumsal destekle iktidar alternatifi haline getiren siyasal yaklaşım neydi ve bu deneyim bugün hangi ölçüde incelenmektedir?

Çünkü geçmişe dönmek ile geçmişten öğrenmek aynı şey değildir.

Geçmişe dönmek, mevcut koşulları eski referanslarla yeniden üretmeye çalışmaktır.

Geçmişten öğrenmek ise tarihsel deneyimlerden hareketle yeni çözümler geliştirme çabasıdır.

Eğer seçmenler son dönemdeki gelişmeleri bir regresyon olarak değil de “daha önce var olan eğilimlerin görünür hale gelmesi şeklinde” değerlendirmeye başlarsa, yalnızca “güncel siyasal tutumları” değil, bu tutumlara ilişkin “geçmiş beklentileri” de yeniden gözden geçirebilir.

Çünkü seçmenin karşısında duran soru artık yalnızca “Niçin değişemediler?” sorusu değildir.

Belki daha ağır olan soru şudur:

Acaba değiştiklerini düşündüğümüz şey hiç değişmemiş miydi?”

Bu çerçevede dikkat çekici bir başka olgu da bulunmaktadır.

‘Uzun süre belirli siyasal tercihlerin yanlış sonuçlar ürettiğine’ ilişkin güçlü işaretler ortadayken, sessiz kalan veya daha fenası, u tercihleri destekleyen bazı isimlerin, süreç farklı bir yöne evrilmeye başladığında aniden yüksek sesle eleştirel pozisyon almaları dikkatle izlenmeye değer. Onların kendini hemen anlayacağından eminim.

Elbette fikir değiştirmek, yeni değerlendirmelerde bulunmak veya geçmiş tutumları yeniden gözden geçirmek siyasetin ve düşünce hayatının doğal parçasıdır. 

Hatta çoğu zaman değerli bir cesaret göstergesi oluyor bu.

Ancak burada merak uyandıran husus, bu değişimin hangi gözlem, hangi deneyim ve hangi muhasebe sonucunda ortaya çıktığıdır.

Çünkü geçmişte yapılan hataları teşhis etmek ile o hataların oluşmasına katkıda bulunan atmosferin parçası olmak aynı şey değildir.

Seçmen aptal değildir. Yalnızca bugün söylenenlere değil, dün neden farklı şeylerin söylendiğine de bakar.

Özellikle bir dönem büyük bir heyecanla desteklenen, eleştirilere kapalı hale getirilen ve adeta kaçınılmaz başarı olarak sunulan siyasal tercihlerin ardından ortaya çıkan sonuçlar karşısında, geçmiş pozisyonların da doğal olarak yeniden değerlendirilmesi beklenmektedir.

Aksi halde ortaya çıkan tablo, bir özeleştiriden çok, kuşku uyandıran gecikmiş bir pozisyon değişikliği olarak algılanabilmektedir.

Siyasetin hafızası zaman zaman zayıf olabilir; ama toplumun hafızası ise sanıldığından daha güçlüdür. 

İnsanlar yalnızca kimin bugün ne söylediğini değil, dün neyi alkışladığını da hatırlamaktadır.

Siyasal süreçlerin değerlendirilmesinde zaman en önemli ölçütlerden biri olmaya devam ediyor.

Yanlışlar düzeltilebilir.

Liderler değişebilir.

Söylemler yenilenebilir.

Ancak zamanın geri kazanılması mümkün değildir.

Bu nedenle bugün elde var denilebilecek en somut bilanço belki de budur:

Harcanmış siyasal enerji, ertelenmiş muhasebeler ve geri döndürülemeyecek bir zaman kaybı.

Çünkü siyasette bazen en büyük başarısızlık seçim kaybetmek değildir.

Bir dönemi boşa harcamasına yardımcı olmaktır.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.