Bizim tuzumuz kuru, ya sizinki? (Alternatif bir siyaset yazısı)

27 Mayıs 2026

Bir dönemde var olan sonra kapanan Letra Reklam Ajansı’da yazarlık yaparken,  – ki ortaklardan biri şair, yazar ve düşünür Onat Kutlar’dı, piyasaya yeni çıkacak bir tuz markası için çalışıyorduk. 

O dönemde beraber çalıştığım art direktör arkadaşım, yukardaki

başlığı kullanacağımız bir kampanya önermişti. Bunu yapmadık ama kendi aramızda çok eğlenmiş, gülmüştük. Çünkü sözün anlamı, biraz itici gelebilirdi: ‘Benim durumum iyi, sen ne ayaksın?”

Bugünlerde etrafıma baktığımda, bu sözü söylemese de öyle davranan çok kişi olduğunu görebiliyorum. Göremediklerimi de okuyarak, izleyerek görüyorum. 

Sözün hakkını fazlasıyla veren bir ülke var ki, yazmadan geçmemek lazım.

İsviçre, orası. Dünya finans piyasalarının kara kaplı defterlerinin olduğu ülke.

Kimin serveti kimin bankasında, belli değil. Başta Vatikan olmak üzere dünyanın başına çöreklenen şirketlerin, devletlerin en üst düzey yöneticilerinin veya işbirlikçilerinin gizli servetlerini sakladıkları bankalar bu ülkede. Bu bankaların da kimseye müdanası yok. Biraz biraz ABD’ye bazı hesap sahiplerini açıklamaya zorlanmaları dışında.

İşte bu 9,5 milyonluk ülkede şu aralar çıkartılmaya çalışılan bir yasa var.

Nüfusun 10 milyonu aşmamasını sağlamak üzere alınacak önlemleri içeriyor yasa.

12 yıl çalışmadan vatandaş olamadığınız bir ülke İsviçre. İşe girecekseniz, o işi normal bir İsviçreli yapabiliyorsa kabul etmiyorlar. Bu aşamayı geçerseniz, bir Avrupa ülkesi yurttaşının yapabileceği bir işse bu, yine şansınız yok. Kalburüstü zenginlerin yaşadığı ve doğum oranının sıfırın altında olduğu İsviçre, doğrudan demokrasiyle yönetiliyor.

Bu, şu anlama da geliyor. Sözgelimi siz bir yasa teklifi önerir ve bunu yüz bin kişiye imzalatırsanız, teklifiniz yasalaşabiliyor.

İsviçre’de, her birinin kendi anayasası, parlamentosu, özel yasaları olan 26 kanton var.

İşte bu ülkede birçok parti arasında belki de çoğu kişinin ilk kez adını ve misyonunu duyacağı parti var. Biri İsviçre Anti Power Point Partisi. Diğeri de İsviçre Korsan Partisi.

Anti PPT Partisi, Zürih’te 2011 yılında hiciv yapmak ve toplumda farkındalık yaratmak için kurulmuş. 

Halen ülkenin 8. büyük partisi.

Parti, power point ve diğer sunum programlarının sıkıcı, yazı tahtasında yapılan sunumların ise akıcı olduğunu savunuyor. Ekonomiye zarar verdiğini düşünüyor. Gerçek iletişimin gücüne inanıyor.

Korsan Partisi ise 2009’da Zürih’te 150 kişi tarafından kurulmuş. Partinin benzerleri başka ülkelerde de (yaklaşık 32 ülke) var.

Bunlar da şirket karşıtı aktivizm, telif hakkı reformu, merkezi olmayan karar alma, dijital haklar, e-demokrasi, konuşma ve bilgi edinme özgürlüğü, bilgi gizliliği, sıvı demokrasi, açık kaynak yazılımı vb. gibi konularda proje ve teklifler geliştiriyorlar. 

Sıra sürprizime geliyor. 

Parti Türkiye’de de kurulmuş. Ama varlığını sürdürememiş.

Kapanmış tekrar kurulmuş falan filan. Partinin 2009 yılındaki kurucularından biri de bilişim, teknoloji, trendler, dijital kültür üzerine yazılar yazan, gazeteci Serdar Kuzuloğlu. Nam-ı diğer İnternet Ekipler Amiri. 

Parti halen kitlesel yeniden kuruluş mücadelesini veriyor. Z kuşağının ilgisini çekmeye çalışıyor. Bir nevi, geleceğin dijital toplumu ve yaşamı için hazırlık yapıyor. 

Siz, biz hepimiz ise neyle uğraşıyoruz? 

CHP Genel Başkan kim olmalı? Olmamalı!

Bölünmeli mi bölünmemeli mi… Kurultay toplansa da mı kendimizi toplasak, toplanmasa da kendimizi mi korusak.

Falan filan…  

Oysa bizim tuzumuz kuru, ya sizinki? diyebilirsiniz.

Türkiye’de mutlu bir İsviçreli taklidi yapabilirsiniz.

Hiç olmazsa bayram süresince.

İyi bayramlar herkese.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.