Dünya’da 35 milyon lisanslı futbolcu varmış. Amatörlerin sayısı da bunun iki-üç katı olmalı.
Bunların içinde sınırlı sayıda oyuncu, büyük paralar kazanıyor. Milyon milyon euro’luk evler, arabalar, tekneler alıyor, şaşaalı hayatlar yaşıyorlar. Yoksul ülkelerde, sefaletten yükselen yine az sayıdaki yetenekli futbolcu da bir peri masalı olarak toplumlara sunuluyor.
Bakın yükselme, zengin olma fırsatı var denerek.
Sonra siz asgari geçim koşullarındaki insanlara konuşulacak konular veriyor, olmayan paralarını harcama rüyasını yaşatıyorsunuz. Adamın yiyecek ekmeği yok, ama kulübüne 30-50-80 milyon euro’ları verin, şu adamları alın diyebiliyor.
Teknik direktörleri, başkanları istifaya çağırabiliyorlar, başarısızlık halinde.
Ama kendi ülke yönetimlerinin başarısızlıklarını görmezden geliyorlar.
Çünkü o alan tabu.
Futbol, ezilenlerin oyunundan erkin, gücün oyununa dönüşeli çok oldu.
Zenginler oynuyor, zenginler izliyor, size de çene çalmak kalıyor.
Stada gidip 75 bin liraya bilet alıp nasıl girecek bu insanlar?
Niye boş tribünler? deniyor. Hangi paralarla üç günde bir maça gidecekler?
Kulüpler taraftar topluluklarını finanse etmese, ne olacak?
TV’de izlerler ancak. Yorumculardan alırlar haberleri.
Bataktaki büyük kulüplerin 25 milyarlara ulaşan borçlarla ayakta kalması nasıl sağlanıyor?
Hiç akıl alır yanı yok. Onu al, şunu al, size kalan yine hüsran.
Hep önümüzdeki maçlara bakıyoruz.
Sürekli bir umut pompalamasıyla.
Uluslar Ligi’ndeki A takım, A ligi düzeyinde değilmiş meğer.
İyi bir jenerasyon yakaladık masalı da uyumamız içinmiş.
Ta ki birileri gelip sizi evire çevire yenene kadar.
Liginiz olmuş, yabancı zengin futbolcu çöplüğü.
Adamlar zengin. Niye oynasınlar? Onlara ne, sizin kulüplerinizin tarihi şöyleymiş böyleymişten. Zaten kontratı bozarsanız, tazminatını alacak.
3-4 büyüklerinizin arada kazandığı başarılar, sadece yeni umutları pompalama fırsatını veriyor birilerine
Ve bu oyun böyle sürüp gidiyor.
Federasyon Başkanı, istifa etmiyormuş.
Neden etsin ki? Utanma diye bir duygu kaldı mı?
Birileri kalk ordan diyecek de, kalkacak. O da siyasi otorite olacak.
O halde yolla hocayı, ver milyon euro’luk tazminatı.
Nasıl olsa sizin kesenizden çıkmıyor bunlar.
Boşta bir sürü hoca da var, atmaca gibi bekleyen.
Siyasetçiler, belediye başkanları, utanıyor mu mesela, dün dediklerini bugün inkâr ettiklerinde.
Yapanların yanına kâr kalıyor. Yüzsüzlük kol geziyor.
Göstermelik adalet, adalet olmaktan çıkıyor.
Atalete dönüşüyor.
İsmail Kartal istifa ediyor. İsmail Kartal göreve geliyor mesela.
Tek bir şampiyonluk başarısı olmayan, iki kelimeyi bir araya getiremeyen birinden oyunu ve oyuncuyu geliştirme, strateji, taktik bekliyorsunuz.
Bir örnek sadece. Çok var öyle. Kısır döngü adamları.
Ferrari’ye tüp taktırarak yarış kazanmasını bekliyorsunuz.
Zaten siz, yabancıları oynatarak, lig düzenliyorsunuz.
Annenizin liginde, yabancı marka oyuncularla sidik yarıştırıyorsunuz.
Bizde santrafor yetişmiyormuş. Bak sen şu işe.
Kim acaba bakıyor ülkedeki tüm liglerde oynayan Türk oyunculara.
Bir yabancıya verilen bonservis ve transfer paralarıyla altyapıları organize etmek kimsenin işine gelmiyor. Çünkü görünmeyen harcama kalemi orası.
Niye çaba harcansın ki?
Yarışıyoruz biz diyorlar, gençlere şans veremeyiz.
Yabancı liglerdekiler yarışmıyormuş meğerse.
Santrafor değil sadece hiçbir şey yetişmiyor bu ülkede.
Yetişen de yurt dışına kaçıyor.
Bir gün göklere çıkarıp öbür gün ezdiğiniz istikrar bekliyorsunuz.
Bari biraz kadın voleybolunu, pıtrak gibi büyüyen oyuncu kitlesini örnek alsanız.
İstikrarlı başarının nasıl yakalandığını inceleseniz.
Futbolu, futbolu bilenlere teslim etseniz..
Yine bize esmer günler düştü demezdik.
Birkaç gündür şiddetli sağanak, İstanbul’u teslim aldı.
Bir şiirimden iki dizeyle:
“Yağmurun leşi, büyük şehri deşti/ Bu ne çok İstanbul…”
Okullar tatil edildi. Böylece o ünlü söz gerçekleşti.
Okullar olmayınca MEB ne güzel idare ediliyor.
Ligleri de tatil edelim. Federasyon da o zaman çok güzel idare edilir.
Gol yağmuru da takımlarımızı deşti.
Bu moral bozukluğuyla kimsede maç izleyecek hal kalmadı.
Lig, kimseyi kesmeyecek. Ama zayıf takımlar var, onlara fark atıp
durumu kurtarır böyyük takımlar, böyyük direktörler.
Gösteri devam etmeli değil mi yeğen?
Komedyenler bile komiklik yapamıyor.
Çünkü her şey, herkes daha komik gerçek hayatta.
Sadece ağlamalı mı veya gülmeli mi, ortaya karışık mı?
Sizce nasıl olmalı?