Sanatını müzikle bağlantılı düşünen özellikle soyuta vurgu yapan sanatçının kendi iç gerçekliğine, içe yönelik hissel sezgisine dayanması sessizliğin de ayrı bir ses olarak düşünülmesini gerektiriyor.
Post-moderne özgü cazın sesini aradığım günlerde buna çok uygun olacağını düşünmüş olduğum Miles Davis doğaçlama sololarında sessizliğin de özel önemi olduğunu biliyor ve söylüyordu bunu. Bu soloları dinlerseniz sesizliğin olduğu bölümlerde müziğin katiyen durmadığını da göreceksiniz.
Ludwig Wittgenstein Cambridge’deki dil üzerine doktora derslerinde sessizlik dersi de veriyordu. Bu derste doktora öğrencileri ders boyunca sessiz oturup kendi sesizlikleri boyunca duydukları hayatın seslerinin anlamı üzerine düşünmek durumundaydılar.
Ben de sessizliğin anlamını anlama yolculuğuma çıkarken John Cage’in tamamen sessizlikten oluşan ’4.33’ ‘bestesini’ ‘dinlemiştim’. Cage sessizlikte insanların daha önce fark etmedikleri hayata dair diğer sesleri duyabildiklerini ve bunların da müziğin paçası olduğunu düşünüyordu.
Wittgenstein ‘Söyleyecek bir şeyiniz yoksa susun’ da demişti. Bu genelde doğru bir tespit olsa da renkleri müzikle bağlantılı düşünen soyut sanatçının sessizliği diyecek bir şeyleri olmadığından değil diyeceği veya çizeceği hakkında tefekkürle(Felsefi) düşünme ve kendi içine dönme sürecidir.

Ahmet Güneştekin, sergisinin açılışında Murat Ülker’le. Ülker, serginin sponsoru Yıldız Holding’in onursal başkanı.
O sessizliği sürecinde hayatın diğer seslerini ve kendi içindeki daha önce baskı altında tutulmuş sesleri de duyan sanatçı, daha sonra bu seslerin yol açtığı yeni duyguları eserinde gösterir daima.
Anladığım kadarıyla Ahmet Güneştekin’in Sessizlik temalı Venedik’teki yeni sergisinin derin anlamı da bu olmalı.