Şu aralar geçici olarak ‘Çorak Dünya’ adını vermiş olduğum bir kitap çalışması içinde olduğumdan edebi kübizm üzerine yoğunlaştım. Bu yüzden Monty Python Flying Circus şovunun çok eski ABD gösteriminde başta hep söylenen ‘Ve şimdi tamamen farklı bir şey’ diyerek aşağıdaki yazıyı paylaşıyorum.
***
Sadece belirlemiş olduğum bir konu üzerinde çalışırken değil biraz dinleneyim dediğim zamanlarda bile John Berger denemelerini karıştırıp aralarından rasgele seçtiklerimi okumayı seviyorum. Berger, daima orijinal olmayı başarabilmiş bir düşünür ve denemelerini okumaya girişen her insanın beyninde yeni kapılar açabilen bir yazar olduğundan onun yazılarını daima çok tatmin edici bulurum.
Uzun süredir var olan bu alışkanlığım sonucunda zengin bir konu çeşitliliği bulunan Berger’in kübizme özelikle önem verdiğini anladığımdan itibaren, ben de bu konuya DAHA DA ilgi duymaya başladım.
Berger hayatı boyunca “görme biçimleri” ve bakmanın ve görmenin önemi üzerine çalışmış olduğundan (Görme Biçimleri ve O Ana Adanmış adlı çalışmalarına bakınız) sanat tarihinin belki de en radikal görme biçimi devrimi olan ve farklı görme biçiminin resim sanatına yansıması olarak nitelendirebileceğimiz kübizme yoğunlaşmış olması da belki bu yüzden şaşırtıcı değil.
***
Berger kübizmin önemini vurgulamak için yazılarında “kübizm hareketinden” değil bir kübizm “an”ından (moment) bahs eder. O “an” gerçekten çok önemlidir çünkü kübizm resimde o güne kadar hakim olan görme ve ressamın gördüğünü tuval üzerinde canlandırma biçimini değiştirmiş ve gerçek bir devrim yapmıştır.
Konuyu biraz basitleştirerek anlatmak tehlikesini göze alarak açıklarsam, o güne kadar ressamlar gördüklerini iki boyutlu (en ve boy) olarak iki boyutlu tuvalin üzerinde çiziyorlardı. Kübist sanatçılara göre dış dünyanın nesneleri sadece göründükleri yanlarıyla değil görünmeyen yanlarıyla da ele alınmalıydılar. Şimdi “hareketin” diyecektim ama Berger’e uyarak bunu kullanmamaya karar verdim. Kübizmin “an”ının kurucu babaları olarak görülen Pablo Picasso ve Georges Braque başta olmak üzere tüm kübist sanatçılar, dönemin hâkim görme biçimi olan empresyonizme egemen olan görme duyusu yerine aklın önceliğini vurgulayan ve aklın gücünü ortaya koyan resimler çizmek istiyorlardı.
***
İnsan aklı bir nesneyi gördüğünde onu gözün gördüğü gibi sadece iki boyutlu algılamakla kalmaz, o nesnenin sağından solundan ve arkasında da nasıl göründüğünü merak ve hayal eder.
Kübistler nesneleri sanki çevresinde dolaşıyormuş gibi birkaç bakış açısından, onu aynı tuval üzerinde cepheden, yandan, üstten ve alttan göstermeye girişmişlerdir. Böylelikle bir yüzü çizdiklerinde, o yüzü hem yandan hem de iki gözü görünecek biçimde çizmişlerdir. Onların resimlerine ilk bakıldığında anlamsız gelen, karmaşık gelebilecek görüntüler olabilir. Bu yüzden sanatla ilgili çevreler ve eleştirmenler ilk önce ne olduğunu anlayamamışlardır. Oysa kübist resim bakan kişiden düşünmesini ister. Örneğin, yürüyen bir insan resmi önceki görme biçiminde sadece o andaki görüntüsüyle çizilip bununla yetinilebiliyordu, oysa kübist ressam yürüyen insanın yürüyüşünün bir sonraki aşamasında diğer boyutlardan nasıl görüneceğini de düşünüp tek bir tuvalin üstünde bunu göstermeye çalışır.

Örneğin, bir ara kübist resimler çizmiş ama sonradan farklı yönlere doğru gitmiş olan Marcel Duchamp’ın 1911 tarihli yukarda gördüğünüz “Young Man in a Train” adını verdiği eserine ilk bakışta ne olduğunu anlamak mümkün değildir. Ancak kübizmin bu son derece özgün görme biçimini anladıktan ve hareket halinde bulunan bir trendeki yine hareket halindeki bir genç adama bakılmakta olduğunu düşünürsek resim gerçek anlamını o zaman bulabiliyor.