Siyaset Anketlerinden Huylanma…  Memleket Saat Ayarı

3 Haziran 2026

Siyaset anketlerine karşı geliştirdiğimiz temkinin nedeni yalnızca rakamların doğruluğu ya da yanlışlığıyla ilişkili değil.

Asıl mesele, bazı rakamların zaman zaman ölçmekten çok yön vermek için kullanıldığı hissi.

Bu memlekette uzun zamandır dikkatimi çeken bir durum var.

Bir siyasi partide süreç henüz olgunlaşmamışken, taraflar kendi pozisyonlarını netleştirmemişken, seçmenin ne düşüneceği gerçekten belli değilken bazı yorumcular çoktan geleceğin haritasını çizmeye başlıyor.

Dayanak olarak da çoğu zaman anketler gösteriliyor.

Henüz bir karar verilmemiş oluyor. Ama karar verilmiş gibi konuşuluyor.

Henüz sonuç ortaya çıkmamış oluyor. Ama sonuç belli olmuş gibi anlatılıyor.

İşte tam bu noktada anket, masum bir ölçüm aracı olmaktan çıkıp daha karmaşık bir işlev kazanmaya başlıyor.

Çünkü anket yalnızca toplumun “ne düşündüğünü” göstermiyor olabilir; toplumun “ne düşünmesi” gerektiğine dair bir çerçeve de sunuyor olabilir.

Bu durum yeni değil.

Sosyolojide buna yakın bir kavram var: 

“Kendini gerçekleştiren kehanet” deniyor bu duruma.

Bir düşünce yeterince tekrar edildiğinde, insanlar o düşüncenin doğru olup olmadığını sorgulamaktan çok onun etrafında konum almaya başlayabilir.

Bir gelişmenin ‘kaçınılmaz olduğu’ sürekli söylenirse, insanlar bir süre sonra ‘kaçınılmaz olduğuna inandıkları’ gelişmeye göre davranmaya başlar.

Böylece başlangıçta yalnızca ‘bir ihtimal’ olan şey, insanların davranışları nedeniyle ‘gerçeğe’ dönüşebilir.

Burada dikkat çekici olan, kehanetin doğruluğu değil; kehanetin davranışları değiştirme gücüdür.

Bizim ülkemizde heveskârı bol olan “Kanaat önderliği” denilen olgu da biraz burada başlıyor.

Toplumun önüne çıkan bazı insanlar yalnızca olayları yorumlamakla yetinmez.

Olayların nasıl yorumlanması gerektiğini de tarif eder.

Zamanla ‘analiz’ ile ‘telkin’ arasındaki çizgi bulanıklaşır.

‘Gözlem’ ile ‘yönlendirme’ birbirine karışır.

Gazeteci, yorumcu ya da bir “entelektüel”; farkında olarak ya da olmayarak bir hakem konumundan ‘oyuncu’ konumuna geçebilir.

Bu noktada anket rakamsal bir veri olmaktan çok bir meşruiyet aracına, daha doğrusu “öyle kullanılan bir aparata” dönüşür.

Artık amaç toplumun ne düşündüğünü anlamak değildir.

Amaç, belirli bir düşünceye “toplum desteği görüntüsü” kazandırmaktır.

Belki de bu yüzden bazı yorumcular, onca yıllık deneyimine rağmen ihtiyatlı davranmak yerine kesin hükümler kurmayı tercih ediyor.

Çünkü kesinlik etkilidir.

Belirsizlik düşünmeye davet eder; kesinlik ise hizalanmaya.

Bir yorumcu “Böyle olabilir” dediğinde insanları düşünmeye çağırır.

Ama “Toplum kararını verdi” dediğinde insanları pozisyon almaya çağırır.

Modern siyasetin önemli araçlarından biri de bu zaten:

İnsanlara ne düşüneceklerini söylemekten çok, söylediklerinin herkesin düşündüğü oluşuna inandırmak.

İnsan yalnız kalmaktan çekinir çünkü.

Çoğunluğun yöneldiği varsayılan yere yönelmek daha güvenli görünür.

Bu nedenle “algı yönetimi” denilen şey, tecrübeyi kaşarlaşmak gibi anlayan birilerinin elinde “doğrudan propaganda” şeklinde işlemez.

Daha incelikli çalışır.

Bir görüşü kabaca kabul ettirmeye çalışmaz.

Onu zaten kabul edilmiş gibi sunar.

Bir tercihi savunmaz.

Onun kaçınılmaz olduğunu anlatır.

Bir sonucu körü-körüne dayatmaz.

Sonucun çoktan ortaya çıktığını ima eder.

İnsanın huylanmasına neden olan da budur.

Çünkü vatandaş yalnızca rakamları değil, rakamların etrafında kurulan psikolojik atmosferi de hisseder.

Kendi hayatına bakar.

Çevresine bakar.

Sokakta duyduğu sesle ekranda anlatılan hikâye arasındaki mesafeyi ölçer.

Kendine şu soruyu sorar:

Yahu, bu insanlar gerçekten olanı mı anlatıyor, yoksa olmasını istediklerini mi?

Siyasetin tarihi, “kaçınılmaz” buyrulmuş birçok gelişmenin gerçekleşmediği örneklerle doludur.

Kesin gözüyle bakılan ne dengeler değişmiştir.

Bitmiş denilen ne hareketler yeniden güç kazanmıştır.

Kazanan ilan edilenler kaybetmiş, kaybettiği söylenenler beklenmedik biçimde geri dönmüştür.

Bunların hepsini yaşadım ben bu memlekette.

Çünkü toplum matematik değildir.

İnsan davranışı doğrusal değildir.

Siyaset laboratuvar ortamında işlemez.

Hayatın içinde sürprizler vardır.

Bu nedenle anketlere değil ama anketlerin etrafında kurulan huylandırıcı kesinlik diline karşı dikkatli olunmalı demek isterim.

Çünkü bazen bir toplumun düşüncesini değiştiren şey rakamların kendisi değil, rakamların hangi hikâyenin içine yerleştirildiğidir.

Belki de mesele tam olarak bir toplumsal saat ayarı meselesidir.

Saatin kaç olduğunu öğrenmek için saate bakarız.

Ama saati sürekli ileri alan biri varsa, bir süre sonra insanlar zamanı öğrenmez; zamanı ona göre yaşamaya başlar.

Anket de bazen böyle işliyor. “Toplumun saatini” göstermek için yapılır.

Fakat toplumun saatini kendine göre ayarlamaya kalktığında, o iş ölçüm olmaktan çıkar; müdahaleye dönüşür.

Biliyoruz ki bu memlekette sadece sonuçların değil, sonuçları erken aktarma derdinde olanların da bir hikâyesi vardır.

Ola ki, vatandaşın huylanması da, rakamlardan değil; o hikâyeyi çok önceden duymuş olmasındandır.

Çocukluğumda devlet radyosunda, sanıyorum akşamları saat 19.00’da, bir gong sesiyle başlayan bir anons olurdu. 

Ardından memleketin doğru saat ayarı verilirdi. 

İnsanlar saatlerini ona göre düzeltir, doğru zamanı öğrenmeye çalışırdı.

O yıllardan aklımda kalan bu küçük ritüel, 

bugün bazı siyasi anketlere bakarken nedense yeniden hatırıma geliyor.

Çünkü “saat ayarı vermek” ile “saatini göstermek” arasında ince ama önemli bir fark var.

Biri mevcut zamanı bildiriyor.

Diğeri kendi zaman algısını belirliyor.

Anketlere bakarken asıl dikkat etmemiz gereken şey şu olabilir mi:

Bize saatin kaç olduğu mu söyleniyor, yoksa saatimizin nasıl olması gerektiği mi?

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.