MİT’te uzun yıllar kritik görevler üstlenen Kaşif Kozinoğlu’nun 12 Kasım 2011’de Silivri Cezaevi’nde yaşamını yitirmesine ilişkin soruşturmada mezarının açılmasına karar verildi.
Milli İstihbarat Teşkilatı’nda uzun yıllar kritik görevler üstlenen Kaşif Kozinoğlu’nun 12 Kasım 2011’de Silivri Cezaevi’nde şüpheli şekilde yaşamını yitirmesine ilişkin yürütülen soruşturmada yeni aşamaya gelindi.
Sabah’ın haberine göre Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada Kozinoğlu’nun mezarının açılarak yeniden inceleme yapılmasına karar verildi.
12 Kasım 2011’de cezaevinde hayatını kaybeden Kozinoğlu’nun ölümü o dönem kalp krizi olarak açıklanmıştı.
İstanbul Ümraniye Hekimbaşı Mezarlığı’nda önümüzdeki günlerde yapılacak feth-i kabir işleminin ardından Kozinoğlu’ndan doku örnekleri alınacak.
Örneklerde cezaevinde kendisine farklı bir ilaç verilip verilmediği araştırılacak. Ayrıca ölümünden kısa süre önce talep ettiği Coraspin ve vitamin hapına ilişkin toksikolojik ve kimyasal incelemeler yapılacak.
Araştırmada dönemin cezaevi yönetiminden istenen vitamin ilacına ilişkin otopsi sırasında yapılan incelemeler de yeniden değerlendirilecek.
Kozinoğlu’nun ölümünün ardından avukatına gönderildiği öne sürülen ve kalp krizi iddiasıyla çelişen gizemli e-posta da soruşturmanın yeniden gündemine alındı.
Dosyadaki bir diğer kritik gelişme Kozinoğlu’nun ölümünden önce hazırladığı notları oldu. Kozinoğlu’nun mahkemeye sunmak üzere Silivri Cezaevi’ndeki hücresinde kaleme aldığı el yazması savunma mektubunun fiziki nüshasına ve orijinal görsellerine ulaşıldı.
22 Kasım 2011 tarihli olduğu belirtilen savunma notlarının FETÖ kumpası davasına ilişkin önemli ayrıntılar içerdiği ve soruşturma dosyasına dahil edildiği öğrenildi. Belgenin Kozinoğlu’nun ölümünden önce yaşananlara ilişkin soruşturmanın seyrini etkileyebilecek deliller arasında değerlendirildiği belirtildi.
Kaşif Kozinoğlu kaleme aldığı el yazması savunmada hedef seçildiğini belirterek şu ifadelere yer verdi:
“Sözlü savunmamdır. Sayın Başkanım, Sayın Üyeler, Sayın iddia makamı; müsaadenizle savunmamı arz ediyorum. Ben halen Milli İstihbarat Teşkilatında Başmüşavir olarak görev yapmaktayım. Mesleki kariyerimin 17 senesi MİT mensubu olmak üzere toplam 34 yıldır, Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü ve son olarak da Milli İstihbarat Teşkilatı’nda terör ile mücadelede görev yapmış, her üç kurumda da ve yurt dışında toplamda binlerce talebe yetiştirmiş bir insanım.
Bu savunmamda tüm gerçekleri ifade ederken öne çıkmak gibi bir niyetim de kesinlikle mevcut değildir. Ancak 37 yıllık memuriyet hayatımın 34 yılında, Devletim tarafından bana tevcih edilen ve bir kısmı halen MİT’in müzesinde sergilenen madalyalar ve nişanlar almama vesile olan başarılması zor görevleri başarırken MİT’den seçilmiş bir günah keçisi olarak bu davada bulunuyorum. Ben ciddiyim.
Ben bu davada yer alan sanıkların hiçbirini şahsen tanımıyorum ve hiçbiriyle de herhangi bir irtibatım mevcut değildir. İlk kez burada karşılaşıyorum kendileriyle. 37 yıllık meslek hayatım boyunca değil ODA-TV’de çalışan kişiler, tek bir basın mensubu veya gazeteciyle herhangi bir irtibatım olmadığı gibi anılarımı anlatma ya da uzmanlığımı aktarma kapsamında bundan böyle de hiçbir gazeteciyle irtibatım olmayacaktır, olamaz da zaten. MİT’in kanunu da buna müsaade etmemektedir.
Açık ve net bir şekilde ifade edeceğim tek gerçek, bu klasöre soyadımı veren kişi ya da kişilerin amacının beni hedef göstererek itibarsızlaştırmaya çalışması ve ODA TV davasını çok önemli bağlantıların olduğu önemli bir dava havasına sokmak olduğudur.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bana itibarımı hiç kimse vermedi. Ben itibarımı yıllar içinde çalışarak elde ettim. Gerçekleştirdiğim görevleri, devlet içerisinde bilmesi gerekenler bilir. Herkesin bilmesi de bu aşamada gerekmiyor.
Dosya içeriğinden anladığımız kadarıyla bu bilgisayara ilişkin harddiskin incelenmesine fırsat tanınmadan, savcılıkça bilirkişiden geri alınmış ve 7 ay süren soruşturma kapsamında, harddiskin adli bilişim uzmanlarınca incelesi yaptırılmamıştır.
Gerçi bu klasörün oluşturulduğu süre, yani 7 saniye göz önüne alındığında, haricen oluşturularak bilgisayara bir virüs tarafından yüklendiğini anlamak için bilişim uzmanı olmaya da gerek yoktur diye düşünüyorum. Bilindiği üzere bu davanın bilgisayarlarına dosyaların virüs yöntemiyle yüklendiğine ilişkin, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin konunun uzmanı profesörün imzasıyla verdiği bir teknik rapor da mevcuttur. Sonuç olarak delil niteliği olmayan bir bilgisayar verisi üzerinde kim ya da kimler tarafından oluşturulduğu belli olmayan bir klasörde soyadımın geçmesi iddiaları doğrudan benim üzerime çevirmek için düzenlenmiş bir komplodur.
Savcılık makamı sadece bu soyut klasör adından hareket ettiği ve ‘Olsa olsa bu Kozinoğlu, Kâşif Kozinoğlu’dur’ yaklaşımıyla ODA-TV soruşturmasına beni de dahil ettiği, hakkımda suç üreterek yargılanmama sebep olduğu, başkaca hiçbir inceleme yapma gereği duymadığı gibi, lehime olan iki adet MİT’in resmi yazısına da iddianamede yer vermemiştir.
Bunlardan 15 Mart 2011 tarihli MİT Müsteşarlığı’nın resmi yazısında açıkça bu belgelerin Güvenlik İstihbarat Başkanlığı’na ait olduğu ve Kaşif Kozinoğlu’nun MİT’in söz konusu başkanlığına erişiminin mümkün olmadığı, erişim halinde de bunun MİT tarafından tespit edileceği ifade edilmiş ve anılan evrakların dağıtımlı evraklar olduğu vurgulanmıştır. Yine konuya ilişkin olarak MİT’in 6 Nisan 2011 tarihli ikinci resmi yazısında ise, ‘MİT’e ait olduğu belirtilen belgelerin, dağıtımı yapıldığı makam tarafından talep edilmesi üzerine hazırlanmış bilgi notları olduğu ve filigranlı, yani yazıcısı belli olan kağıtlara basıldıkları’ ifade edilmiştir.”