Düğüne davetli aranıyor

4 Kasım 2026

Vietnam’dayız. Hanoi’nin kalabalık sokaklarını, motosikletlerin arasından karşıya geçmeye çalışan insanları, rengârenk dükkânları ve şehrin hiç bitmeyen hareketliliğini izlerken yerel gazetelerde oldukça ilginç bir haberle karşılaştım.

Meğer burada bazı gençler düğünlerine davet edecek arkadaş bulamadıkları için sosyal medyadan hiç tanımadıkları insanları çağırıyormuş.

Şaka yapmıyorum. Gelin hazır, damat hazır, düğün salonu tutulmuş, yemekler sipariş edilmiş ama davetli listesindeki arkadaş sayısı biraz yetersiz kalmış. Çözüm TikTok.

VnExpress International gazetesinde yayımlanan haberde Hanoi’de yaşayan 26 yaşındaki Quang Viet’in hikâyesi anlatılıyor. Genç adamın Ekim 2025’teki düğününe yaklaşık bin kişi davetliymiş. Ama davetlilerin büyük çoğunluğu anne babaların tanıdıkları. Gelinle damadın kendi arkadaşları ise oldukça az.

Viet, düğünden bir hafta önce TikTok’a bir çağrı yapmış. Evlendiklerini, ikisinin de içe dönük insanlar oldukları için fazla arkadaşları bulunmadığını söyleyerek sosyal medya kullanıcılarını düğünlerine davet etmiş. Binlerce yorum gelmiş.

Genç çift sonunda ondan fazla yabancıyı düğünlerine kabul etmiş. Üstelik damat davetiyeleri bizzat teslim etmiş. Düğün günü kadın misafirler gelin tarafına, erkekler damat tarafına oturmuş. Bazıları hediyeler ve el yazısıyla hazırlanmış notlar bile getirmiş. Davetlilerden biri hiç tanımadığı insanların mutluluğunu paylaşmak için 100 kilometreden fazla yol gitmiş.

Düşünsenize, düğününüzde hiç tanımadığınız biri size sarılıyor, mutluluklar diliyor, sonra gelinin arkadaşlarıyla halay çekmeye başlıyor.

Bizde düğünlerde tanımadığımız insanların bulunmasına alışığız ama en azından onları annemiz, babamız veya kayınvalidemiz tanıyor. Vietnam’da anlaşılan bu zorunluluk da ortadan kalkmış.

İşin eğlenceli tarafını bir kenara bırakırsak haberin düşündürücü bir yanı var. Sosyal medyada yüzlerce, bazen binlerce insanla bağlantımız var ama hayatımızın en önemli günlerinden birini paylaşacak yakın arkadaş bulmakta zorlanabiliyoruz.

Haberde görüşüne başvurulan Vietnamlı psikoloji uzmanı Le Thi Minh Hoa da bu eğilimin arkasında şehirli gençlerin yalnızlığının bulunabileceğini söylüyor. Uzaktan çalışma, giderek bireyselleşen yaşam biçimleri ve zayıflayan komşuluk ilişkileri insanların gerçek hayattaki sosyal çevresini daraltabiliyor.

Ama ben haberi okurken biraz başka bir şey düşündüm. Düğüne bin kişi çağırıyoruz, yetmezse TikTok’tan yabancı buluyoruz. Peki bütün bu kalabalık dağıldıktan sonra ne oluyor? Çünkü düğün bir gün. Evlilik ise ertesi sabah kahvaltı ile 2 kişilik başlıyor. Tabii kahvaltıya da sosyal medyadan misafir çağırmıyorsak.

Gerçi Vietnam’da okuduğum ikinci haber, bu soruyu yanıtladı. Thanh Niên gazetesinde yayımlanan bir yazının başlığı Türkçeye şöyle çevrilebilir. Genç çiftler neden evlendikten yalnızca birkaç yıl sonra boşanıyor? Haberde, 2025 sonunda ülkede yılda 60 binden fazla boşanma gerçekleştiği ve boşanmaların yaklaşık yüzde 60’ının evliliğin ilk bir ila beş yılında yaşandığı belirtiliyor.

Bu iki haberi yan yana koyunca benim aklıma şu soru geliyor. Düğün yapmayı bu kadar önemsiyoruz da evli kalmayı ne kadar öğreniyoruz?

Türkiye’ye baktığımızda da tablo çok farklı bir tartışma açıyor. TÜİK’in Şubat 2026’da yayımladığı verilere göre 2025 yılında 193 bin 793 çift boşanmış. Boşanmaların yüzde 34’ü evliliğin ilk beş yılında, yüzde 20,3’ü ise altıncı ile onuncu yılları arasında gerçekleşmiş.

Yani Türkiye’de 2025 yılında gerçekleşen boşanmaların yarısından fazlası, evliliğin ilk on yılına ait.

İnsanın aklına ister istemez geliyor. Düğün hazırlıkları için aylar harcıyoruz. Mekân seçiyoruz, gelinlik bakıyoruz, davetli listesi hazırlıyoruz, masa düzeniyle uğraşıyoruz. Düğünde çalacak müziği bile önceden kararlaştırıyoruz. Ama evlendikten sonra parayı nasıl yöneteceğimizi, çocuk isteyip istemediğimizi, ailelerimizin hayatımıza ne kadar karışabileceğini, ev işlerini nasıl paylaşacağımızı, cinsel hayatımız değiştiğinde ne yapacağımızı aynı ayrıntıyla konuşuyor muyuz?

Kadın evlenince hayatının daha paylaşılmış olacağını düşünüyor olabilir. Erkek ise hayatının pek değişmeyeceğini hayal ediyor olabilir.

Kadın çocuk sahibi olmak için birkaç yıl beklemek istiyor, erkek hemen baba olmayı planlıyor olabilir.

Birinin ailesi her hafta sonu görüşmek istiyor, diğeri yılda iki bayramın yeterli olduğunu düşünüyor olabilir.

Bütün bunlar sevgililik döneminde pek önemli görünmeyebilir. Çünkü sevgiliyken birbirimizi daha çok görmek istiyoruz. Evlendikten sonra ise bazen biraz yalnız kalabilmek için mücadele ediyoruz.

İşte evliliğin ilk yıllarında romantik beklentilerle gündelik hayatın karşılaşması böyle başlıyor. Bilim insanları da bu dönemi uzun zamandır inceliyor.

Journal of Marriage and Family dergisinde yayımlanan bir araştırmada yeni evli kişinin evlilik doyumu dört yıl boyunca takip edilmiş. Araştırmacılar çiftlerin zaman içinde aynı biçimde değişmediğini görmüşler. Bazı insanlar evliliklerinin başından itibaren yüksek düzeyde mutluluk bildiriyor ve bu durum büyük ölçüde devam ediyor. Bazılarında ise memnuniyet hızla azalıyor. Daha önemlisi, evliliklerinin ilk yıllarında doyumu düşük olan veya doyumları hızla azalan gruplarda ilerleyen yıllarda boşanma oranları daha yüksek bulunmuş.

Global olarak eğilimler böyle söylüyor.

Çünkü bazen uzun evliliklerde mutsuzluğu neredeyse doğal kabul ediyoruz. “Evlilik böyle bir şey, zamanla heyecan kalmaz” diyoruz. Oysa araştırma bize bütün evliliklerin aynı yolu izlemediğini gösteriyor.

İlk yıllarda nasıl iletişim kurduğumuz, sorunlarla nasıl baş ettiğimiz, birbirimize nasıl davrandığımız sonraki yıllar açısından önemli olabiliyor.

Kadın eşinin kendisiyle yeterince ilgilenmediğini düşünüyor. Bu yüzden kırılıyor, daha az konuşuyor, daha kolay sinirleniyor.

Erkek eşinin sürekli şikâyet ettiğini düşünüyor ve biraz daha uzaklaşıyor. Kadın daha fazla yalnız hissediyor, erkek eve gelmekten daha az keyif alıyor.

Bir süre sonra ikisi de mutsuz.

Ama ikisi de mutsuzluğun nedenini karşı tarafın davranışlarında arıyor.

Düğünde bir ömür boyu mutluluğun nasıl sağlanacağına ilişkin kullanım kılavuzu nikâh cüzdanının yanında verilse ne güzel olur.

Ben yine de bütün bu boşanma rakamlarına bakıp evlilikten umudumuzu kesmemiz gerektiğini düşünmüyorum. Tam tersine, evliliğin daha ciddiye alınması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü iyi bir evlilik insanın hayatındaki en güzel ortaklıklardan biri olabilir.

Birlikte yaşlanmak, ortak anılar biriktirmek, zor zamanlarda birbirine dayanmak, yıllar sonra bile aynı şeye gülmek çok değerli.

Vietnam’dan dönerken aklımda kalacak şeylerden biri de bu iki haber olacak. Birinde gençler düğünlerine gelecek insan arıyor. Diğerinde genç çiftlerin evliliklerinin ilk yıllarında neden ayrıldığı tartışılıyor. Belki de düğünlere harcadığımız enerjinin birazını evliliğin kendisine ayırmanın zamanı gelmiştir. Çünkü düğününüzde bin kişi bulunabilir. Ama evliliğinizde yalnızca iki kişisiniz.

Ve o iki kişi birbirini duymuyorsa, düğüne kaç kişinin geldiğinin pek önemi kalmıyor.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.