Dün akşam Binnur Kaya ile Mert Fırat’ın oynadığı İki Kişilik Oyun’u izledik. 1997 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Dario Fo ve Franca Rame’nin kaleminden çıkan oyun, bir evliliğin anatomisini, sadakat tartışmalarını, boşanma sürecini ve sonrasında yaşananları bolca ironiyle anlatıyor.
İlk kez aynı sahneyi paylaşan Binnur Kaya ve Mert Fırat, kadın erkek ilişkilerindeki çifte standartları, toplumsal rolleri ve bireysel özgürlük arayışını öyle bir mizahla sahneye taşıyor ki bir yandan kahkahalarla gülerken bir yandan da insanın aklına çevresindeki çiftlerden sahneler geliyor.
Oyunun ana konusu şu soru: Bir insan, ayrılmak istediği eşinin başka biriyle mutlu olmasına neden dayanamaz?
Hikâyeyi düşünün. Erkek bir gün “Sıkıldım” diyor. Evliliğin heyecanı kalmamış, kendisini eskisi gibi hissetmiyormuş. Ayrılmak istiyor. Kadın belki konuşmaya çalışıyor, belki bir şans daha istiyor. Ama adam kararını vermiş. Boşanıyorlar.
Aradan üç yıl geçiyor. Kadın zorlansa da hayatını yeniden kuruyor. Sonra biriyle tanışıyor. Aklı başında, işi gücü olan, yanında kendisini iyi hissettiği bir adamla. Telefonunu beklerken kaygılanmadığı, konuşurken sözünü tartmak zorunda kalmadığı, birlikte gülebildiği biriyle.
Ve eski eş birden hareketleniyor. Ortak anılar hatırlanıyor. “Bizim de güzel günlerimiz vardı” deniyor. Sonunda beklenen cümle geliyor. “Acaba yeniden denesek mi?”
Üç yıldır neredeydin? Bu sorunun cevabı önemli. Ayrılırken yapılan hatalardan en önemlisi bir ihtimal açık bırakılmış zannetmek. Ben giderim ama istersem dönebilirim. O beni hâlâ sever. Bizim yerimiz ayrıdır.
Oyunda kadının başka birini sevmesi, o ihtimali kapatıyor. Üstelik yeni adamın varlığı rahatsız edici bir karşılaştırma da getiriyor. Öyle ki evlilik hakkında yıllardır kendine anlattığın hikâyeyi de yeniden düşünmen gerekiyor.
Belki kadın sandığın kadar mutsuz biri değildi. Belki yalnızca sizin evliliğinizde mutsuzdu. İnsanın bunu kabul etmesi her zaman kolay olmayabilir.
Üstelik ayrılan kişinin geri dönmek istemesi sandığımız kadar sıra dışı bir durum değil. İlişki araştırmalarında on-again/off-again relationships denilen, ayrılıp yeniden bir araya gelen çiftler uzun zamandır inceleniyor.
The Journal of Social Psychology dergisinde yayımlanan bir araştırmada, daha önce ayrılıp yeniden bir araya gelmiş 274 kişiye neden eski sevgililerine döndükleri sorulmuş.
Tahmin edebileceğiniz gibi, bitmeyen aşk ve devam eden romantik duygular önemli nedenlerden biri. Ama işin içinde yalnızca aşk yok. Bazıları ayrılığın gerçekten son olduğuna inanmak istemiyor, bazıları hayatına yeni biri girmediği için eski ilişkisine dönüyor, bazıları da bu kez her şeyin farklı olacağına umut bağlıyor.
Yani eski sevgiliye dönmek her zaman onsuz yaşayamadığınız anlamına gelmiyor. Bazen onsuz yaşamaya henüz alışamamış oluyorsunuz. Bazen de özlediğiniz insanın kendisinden çok, onunla kurduğunuz hayat oluyor.
Ben bir ekleme daha yapayım. Bazen de başka birinin bizi beklemeyeceğini fark ettiğimizde kaybettiğimiz şey birden daha değerli görünmeye başlıyor.
Bence burada en çok karıştırdığımız iki duygu pişmanlık ve kıskançlık. Bir insan gerçekten yanlış karar verdiğini anlayabilir. Evliliğini bitirdikten sonra eşinin hayatındaki yerini daha iyi görebilir, kendi davranışlarını sorgulayabilir, kaybettiklerinin farkına varabilir. Böyle bir pişmanlığı küçümsemem. Ama başka bir erkeğin ortaya çıkmasıyla başlayan pişmanlığa biraz daha dikkatli bakarım. Çünkü eski eşiniz üç yıldır yalnızken sizi aramıyor, hayatında biri olduğunu öğrendiğinde birden sizi özlemeye başlıyorsa insanın aklına ister istemez başka bir ihtimal geliyor. Acaba beni mi özledin, yoksa artık seni beklemiyor olmam mı zoruna gitti?
Bir de sosyal medya var tabii. Eskiden boşandığınız insanın yeni hayatını öğrenmek için ortak arkadaşlara rastlamanız gerekiyordu. Şimdi bir Instagram hikâyesi yetiyor. Eski eşiniz yeni sevgilisiyle Kapadokya’ya gitmiş, fotoğrafta gülüyor, akşam yemeğinde mutlu görünüyor. Siz evde televizyon izlerken bir anda kendinizi üç yıl önce bitirdiğiniz evliliği düşünürken bulabiliyorsunuz.
Mart 2026’da Computers in Human Behavior dergisinde yayımlanan, toplam 762 kişinin katıldığı dört ayrı çalışmanın sonuçları da oldukça ilginç. Araştırmacılar, ayrılıktan sonra eski eşinin sosyal medya hesaplarını takip eden insanların bu süreçten nasıl etkilendiğini incelemişler.
Görünen o ki eski eşin hayatından çıkması, Instagram’dan da çıkması anlamına gelmiyor. Hatta bazen ayrılık acısını uzatan şey tam da bu merak oluyor.
Eski eşinin ne yaptığını, kiminle görüştüğünü, hayatında biri olup olmadığını sürekli kontrol eden kişiler daha fazla kıskançlık ve olumsuz duygu bildiriyor. Üstelik onu özellikle aramanız da gerekmiyor. Instagram’da gezinirken karşınıza çıkan bir fotoğraf bile eski defterleri açabiliyor.
Araştırmanın deneysel bölümünde de eski eşin sosyal medya hesabına yönlendirilen katılımcıların kıskançlık ve olumsuz duygularının arttığı görülmüş. Yani boşanma kararıyla ilişkiyi bitirmiş olabilirsiniz ama eski eşinizin hayatını ekrandan takip etmeye devam ediyorsanız duygusal olarak o ilişkiden çıkmanız pek kolay olmayabiliyor.
Kıskançlık, kayıp duygusu ve yeniden istenme ihtiyacı hem erkek hem kadınlara özgü. Bir zamanlar bizi isteyen insanın artık istememesi, ayrılığı başlatan taraf olsak bile canımızı acıtabiliyor.
Bazen de eski eşimizi geri istemiyoruz. Yalnızca onun bizi istemeye devam etmesini istiyoruz. Bu kulağa biraz bencilce geliyor olabilir ama insan duyguları her zaman mantıklı değil.
Yine de hissettiğimiz her duygunun peşinden gitmek zorunda değiliz. Özellikle de karşımızdaki insan yeni bir hayat kurmuşsa. Her şey bir yana, eski eşin geri dönme isteğine araştırmalara göre biraz temkinli yaklaşmamız gerekiyor.
2009 yılında Personal Relationships dergisinde yayımlanan iki aşamalı bir araştırma, en az bir kez ayrılıp yeniden barışılan ilişkilerde daha fazla iletişim sorunu ve belirsizlik yaşandığını, ayrılıp barışma sayısı arttıkça olumlu deneyimlerin azalıp olumsuz deneyimlerin artabildiğini bulmuş.
Bu elbette eski eşle yeniden bir araya gelen herkesin mutsuz olacağı anlamına gelmiyor. Ama yalnızca yeniden kavuşmanın ilişkinin eski sorunlarını çözmediğini hatırlatıyor.
Bence asıl soru da burada başlıyor. Geri dönmek isteyen kişi neden gittiğini konuşabiliyor mu? Karşısındakini nasıl incittiğini anlayabiliyor mu? Aynı sorunlar yeniden ortaya çıktığında neyi farklı yapacağını söyleyebiliyor mu?
Bir zamanlar sizi istemeyen insanın yeniden istemesiyle, sizin o insanı yeniden istemeniz de aynı şey değil. Bazen eski eşin geri dönmesi, kaybedilmiş özgüveni onarıyor. “Demek ki sorun bende değilmiş, demek ki hâlâ beni istiyor” diye düşünüyorsunuz. Yıllardır beklediğiniz bir cümleyi sonunda duyuyorsunuz.
Fakat geri dönmeden önce belki kendinize şu soruyu sormalısınız. Ben bu insanla yeniden bir hayat mı istiyorum, yoksa sonunda değerimi anladığını duymaya mı ihtiyaç duyuyorum?
Çünkü bazen barışma teklifinin en çekici tarafı geleceğe dair verdiği söz değil, geçmişte esirgediği onaydır.
Binnur Kaya ile Mert Fırat’ın oyunundan çıkarken benim aklımda kalan da biraz buydu. Siz bir zamanlar ondan vazgeçtiniz diye o, hayatının geri kalanını sizin fikrinizi değiştirmenizi bekleyerek geçirmek zorunda değil. Ve belki de ayrılığın en zor tarafı tam burada. Siz ondan sıkılmış olabilirsiniz. Ama o, sizsiz mutlu olmayı öğrenmiş olabilir.