DÜNYA KUPASI 2026 72 Maç 48 Takım 12 Grup ⚽ Canlı Sonuçlar Fikstür 🏟️ Stadyumlar Hikayeler Keşfet → Dünya Kupası 2026 DÜNYA KUPASI 2026 Keşfet →

Aynı ülkede iki ayrı gezegende yaşayan insanlar gibiyiz

17 Temmuz 2026

Bu ülkede iki ayrı grup insan var.

İki tamamen farklı dünya…

İlki…

Ay sonunu getirmeye çalışan insanlar… Markette, sepete attığı üçüncü ürünü, kasaya gitmeden rafa geri koyanlar…

100 lirayı, yanlış IBAN’a göndermemek için üç kere hesap numarasını kontrol edenler…

(İsmet Berkan da köşesinde aynı noktaya dikkat çekmiş. Ben de Haluk Levent soruşturması başladığından benzer şeyler düşünüyorum.)

Bir de o ikinci grup var…

Onları soruşturma dosyasındaki ifadeleri okurken keşfettim.

Ve açık söyleyeyim…

Dehşete düştüm!

Bir avukat…

Ece Güner.

Kendi ifadesine göre, yıllar içinde Haluk Levent’e toplam 1 milyon 570 bin dolar borç vermiş.

Ama para, Haluk Levent’in hesabına gitmiyor.

Başka insanların hesaplarına gidiyor.

Ve bu, kimseye tuhaf gelmiyor.

Bu daha küçük rakam…

Sonra Ankara’dan bir iş insanı…

Esin Önder Çağlayan.

İfadesine göre, yıllar içinde verdiği borç 70 milyon dolar.

Yine paralar, farklı kişilerin hesaplarına gönderiliyor.

Karşılığında ise 68 gayrimenkul devralıyor.

Bu gayrimenkullerin de hiçbiri Haluk Levent’in üzerine kayıtlı değil; farklı kişilerden devralınmış.

Derken başka bir ifade…

Sevda Kurt.

Amerika’da çalışıp kazanmış.

İfadesine göre, yaklaşık 90 milyon lira göndermiş. Yine kendi ifadesine göre paralar farklı hesaplara gitmiş.

Sonra en can yakan bölüm…

İş insanı Hüseyin Başaran…

Kızını uçak kazasında kaybeden bir baba. Acısını, iyiliğe çevirmek istemiş.

Kimsesiz kız çocukları için kullanılmak üzere Ahbap Derneği’ne yaklaşık 60 milyon dolar değerinde gayrimenkul bağışladığını anlatıyor. Ama dosyaya göre, ne şartlı bağış sözleşmesi var ne de tapuya işlenmiş bir şerh.

Üstelik dosyadaki iddialara göre, o 68 gayrimenkulün bir kısmı da bu bağışlardan oluşuyor.

Bütün bu para ve tapu trafiğinin ortasında bir isim daha var: Yeliz Kaya….

Başka bir dosyadan tutuklu olduğu bilinen genç bi kadın.

İfadeleri okurken insan ister istemez düşününüyor.

Dosyada dikkat çeken bi başka bilgi de şu:

Haluk Levent, mahkemedeki savunmasında, üzerine kayıtlı banka hesabı ya da mal varlığı bulunmadığını söylüyor. Buna rağmen ifadeleri veren kişiler, paraları farklı hesaplara göndermeye devam ettiklerini anlatıyor.

Beni en çok şaşırtan da bu.

Ben hala 1000 lirayı yanlış hesaba göndermemek için IBAN’ı üç kez kontrol ediyorum.

Birileri ise milyonlarca doları, hiç tanımadığı insanların hesaplarına gönderebildiğini anlatıyor.

Aynı ülke.

Aynı ekonomi.

Ama sanki iki ayrı gezegen.

Dava devam ediyor.

Kimin hukuken sorumlu olduğuna mahkeme karar verecek.

Herkes için masumiyet karinesi geçerli.

Ama benim aklıma takılan başka bi soru var:

Bu para nasıl bir para ki…

Bu kadar rahat…

Bu kadar sorgusuz…

Bu kadar kolay dolaşabiliyor?

Ve -belki safça bir soru olacak ama- bu insanların nasıl bu kadar çok parası olabiliyor?

Bodrum’da bir sürpriz insan

Bu yazın benim için en güzel sürprizlerinden biri Emre oldu. @emrecakmakli @aeckolektif

Bazen biri hayatınıza tam ihtiyacınız olduğu anda girer ya…

Emre öyle biri.

Genç bi mimar:

Aziz Emre Çakmaklı.

Can ile İpek’in Dereköy’de eski bi ahırı dönüştürdükleri nefis ofislerine gitmiştim. İşte Emre’yle de orada tanıştık.

Benim evle ilişkimi bilen bilir.

Hiç bitmeyen bi “yapılacaklar listem” vardır.

Ev… İyilik Atölyesi… Cüce ev…

Her yaz elden geçmesi gerekiyor.

“Bir kere yaptım, bitti” olmuyor.

Her yıl bakım istiyor. Tamirat istiyor. Bu da eşittir para.

Ben de parayı biraz bunun için kazanıyorum.

Her yaz, “Şunu da yaptıralım, bunu da halledelim…” diye uzayan bi listem oluyor.

Ama tabii uçmayacak, beni kazıklamayacak, makul paralara iş kotaracak birilerini bulmak gerekiyor.

Peki Bodrum’da en zor şey ne biliyor musunuz?

Evet, biliyorsunuz…

Doğru dürüst iş yaptıracak insan bulmak.

Söz verilir, gelinmez.

Gelinir, yarım bırakılır.

Telefon açarsın, açılmaz.

Bir de üstüne dünyanın parasını ödersin.

Emre’ye dedim ki:

“Benim uzuuuun bir yapılacaklar listem var…Hem evde hem atölyede… Önce bi dolaşalım. Sana tek tek göstereyim. Kabul edeceğini sanmıyorum. Çünkü iş çok… Muhtemelen kaçarsın…”

Önce evi gezdik.

Sonra İyilik Atölyesi’ni…

Ben gösteriyorum…

O tek tek not alıyor.

Liste uzadıkça uzuyor.

Bir ara dayanamadım.

“Ee… Kaçmayacak mısın?”

Güldü.

“Kaçmayacağım. Benim işim bu. Hepsini yaparız,” dedi.

İşte hikaye öyle başladı.

Neler mi yapıldı?

👉 Evin içindeki merdivenlerin ahşabı, yıllardır yıpranmıştı. Zımparalandı. Yeniden boyandı.
👉 Yatak odamızdaki gardırop resmen üzerimize devrilecek gibiydi. Güçlendirildi. Kapakları değişti.
👉 Evin atıl kalan köşeleri değerlendirildi. Yeni dolaplar yapıldı. Resmen nefes aldık.
👉 Depo odasına boydan boya raflar yapıldı. Her şeyi sepetlere koyup düzenledim.
👉 Bazı kapılar tam kapanmıyordu. Mekanizmaları değişti. Anahtarları yenilendi.
👉 Doğramalar elden geçti.
👉 Rutubetli duvarlar vardı. Ben her sene yaptırıyordum, yine oluyordu. Emre bu sefer kökten çözdü.
👉 Mami merdivenlerde bir trabzan istiyordu. Siyah demirden incecik, bir trabzan yapıldı…

Ben hala şaşkınım.

Çünkü bunların her biri Bodrum’da tek başına ayrı bi mesele. Bi ustayı bulursun, diğeri yoktur. Geleni beklersin. Giden geri dönmez. Fiyatlar uçar.

Sinirlerin bozulur.

Emre bütün bunları bizim yerimize yönetti. Birkaç yerden fiyat aldı. Birlikte karar verdik. Hiçbir zaman en pahalısını önermedi. Hep doğru çözümü önerdi.

Anlayacağınız…

Sadece tasarım yapan bi mimar değil. İşi sahipleniyor. Doğru ustaları buluyor. Hepsini organize ediyor. Takibini yapıyor. Bitene kadar da peşini bırakmıyor.

Yeditepe Üniversitesi İç Mimarlık mezunu. Ardından New York’ta proje yönetimi üzerine eğitim almış. Sonra kendi firmasını kurmuş.

Ama beni etkileyen bunlar değil…

Dürüstlüğü. Tatlılığı. İşini yapış biçimi. Hızı. Pratikliği. Ve parayla kurduğu ilişki… Tokgözlü biri Emre. Tamir olacak şeye “At gitsin” demiyor mesela. Müşterisinin cebini de düşünüyor.

Her yaz, “Of… Bu evde yine yapılacak bir sürü iş var…” diye içim sıkılırdı. Bu yaz ilk kez öyle hissetmedim. Evle uğraşırken yorulmadım. Sinir olmadım. “Kazıklandım mı acaba?” diye düşünmedim. “İşim yarım kalacak mı?” diye endişelenmedim.

İyi ki tanışmışız Emrecim.

Gerçekten bu yazın bize en güzel hediyelerinden biri oldun.

Bu evde…

Bu bahçede…

Bu atölyede…

Biraz daha huzurla oturabiliyorsak…

Bunda senin payın büyük.

Ömer, Alya, Maribel, Anton hepimiz sana çooook teşekkür ederiz.

Hayatın böyle tatlı, şaşırtıcı yanları da var

İşte böyleee….

Bazen hayat, en iyi senaristlerin bile yazamayacağı bi kurgu çıkarır karşına.

Şu fotoğrafa bakın.

Aralık 2007.

Barcelona’nın bi yıldızı, kucağında plastik bir küvetin içinde minicik bir bebek tutuyor, hatta onu yıkıyor.

Yıldız 20 yaşında.

Adı Lionel Messi .

Barça’da kariyerine başlayalı daha 3 yıl olmuş.

O sırada çoktan 2 La Liga, 1 Şampiyonlar Ligi kazanmış.

Amaaaaa Ronaldinho’lu, Eto’o’lu, Xavi’li, Iniesta’lı, Puyol’lu, Henry’li o kadronun içinde henüz filizlenen bi yetenek.

Peki kucağındaki o 5 aylık bebek kim?

Lamine Yamal.

Evet…

Bugün Messi’nin efsanevi 10 numaralı formasını Barcelona’da giyen Lamine Yamal.

O gün sadece 5 aylıktı.

Fotoğrafçı Joan Monfort çekmiş bu kareyi.

Barcelona kulüp vakfı ile Diario Sport’un hazırladığı 2008 yardım takvimi için.

Her aya bi oyuncu, 12 futbolcu, yüzlerce aile, çocuklar…

Toplanan para UNICEF’e ve Katalonya’nın hayır kurumlarına gitmiş.

Ve o gün -tesadüf bu ya- geleceğin yıldızı, sekiz kez Ballon d’Or kazanacak olan adamın kucağına konmuş.

Yamal’ın annesi Sheila Ebana, oğlunu o çekim için Mataró’dan Camp Nou’ya 40 km yol gelerek getirmiş.

5 aylık bir bebekle, 40 km…

O yolu bilmeden, o kucağın ne anlama geleceğini bilmeden…

Fotoğraf yıllarca unutuldu.

Ta ki Euro 2024’te Yamal’ın babası Mounir Nasraoui sosyal medyada paylaşana kadar.

O an herkes dondu.

Şimdi asıl kısmı geliyor.

O bebek büyüdü.

2014’te La Masia’ya girdi.

Nisan 2023’te 15 yaşında La Liga’da, Eylül 2023’te 16 yaşında İspanya formasıyla sahaya çıktı. Euro 2024’ü kazanan takımın kilit ismi oldu.

Veeeeeee Pazar günü…

MetLife Stadyumu’nda, Dünya Kupası finalinde…

Kucağındaki bebekle, onu kucağına alan adam karşı karşıya gelecek.

İspanya-Arjantin.

Hayatlarında ilk kez, aynı sahada, rakip olarak…

18 yıl önce biri, diğerini havluya sarıp kucağına almıştı.

Çok çok acayip di mi?

Fotoğrafçı Monfort ne diyor biliyor musunuz?

“Bunun gerçekleşme olasılığı milyonda bir.”

Ben de şunu diyeceğim:

Kendi iç gündemimizde o kadar ‘hayatta kalma modunda’yız ki, hayatın böyle tatlı kurgularını çoğu zaman göremiyoruz bile.

Bu fotoğraflar, sırf o yüzden iyi geldi bana…

Size de gelsin

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.