Kamuya Açık Günah Çıkarmalar

8 Mayıs 2026

Bazı insanlar yakın geçmişe karışmış izlerini, sanki hiç o yollarda yürümemiş gibi silmek istiyor.

Buralara gelinirken olan-bitenin kenarında bile bulunmadıkları ‘görünümün” peşine düşmek diyebiliriz buna.

Oysa hafıza, en çok bir inkârın olduğu yerde konuşur.

Kelimeler, “yahu peki bunları kim yazmış, söylemişti” diye hatırlatmak ister gibi, bir köşede duruyordur.

Dünyanın ve bu ülkenin bugününe giden yol, yalnızca büyük kararların değil; küçük onayların, sessiz alkışların ve zamanında “olur böyle şeyler” diye geçiştirilen yapılmışların toplamıdır.

Şimdi onların sahipleri, sanki bir ‘sahne’ hiç kurulmamış gibi kulis kapısından usulca uzaklaşmaya çalışıyor.

Hatta kimileri ‘sıvışmak’ diyebileceğimiz bir kaçışta.

Bu bir “vicdan meselesi” mi, yoksa sadece “tamamen duygusal” yaşanmış bir zamanın münasebetsizlik edip kendini hatırlatması mı?

Cem Yılmaz’ın parmak uçlarıyla çok şey anlattığı bir inceden ovuşturmanın, kelimeyi değil, yapılanı büyüten o hareketin, bugüne bıraktığı şey aslında bir açıklama değil, sessiz bir göze sokmaydı.

“Tamamen duygusal” olanın, duygusal olmakla uzak-yakın hiçbir alakası yoktur.

Onlar, bazı yaşanmışların’ parmak uçlarındaki ‘kamufle’ halidir.

Görseldeki iki figür de bunu fısıldıyor aslında.

Biri tanıdık bir dilin içinden “hiç yapmadım” derken, diğeri “yemin et!” diye hınzırlık ediyor.

İkisi de aynı şeyi istiyor.

İkisinin de pekâlâ bildikleri bir geçmişin hesabı sorulmadan, bir köşede sözde günah çıkarılarak sessiz sedasız kapanmasını.

Ama ya komedyenin para sayar gibi yaptığı o el hareketiyle ve bıyık altından gülümseyerek ima ettiği neydi?

O ‘duygunun’ değil, ‘hesabın’ jestiydi.

Bugün aklı başına gelmiş gibi bazı laflar edilirken, onlar bir yerlerden başını uzatan ‘başka bir şeyin’ iması.

Bu mesele bir kısım için yalnızca ‘bireysel bir tutum’ da değil ayrıca.

Doğrudan ‘mesleki bir kırılma’.

Çünkü “basın” denilen ‘müessese’, beğenilip beğenilmemesine göre geçmişi yeniden yazıldığı bir ‘hafıza dekoratörlüğü mağazası’ değildir.

Basın, geride bırakılmış olayların kaydını tutması beklenen bir tarih belgecisi dükkânıdır.

Bu nedenle geçmişte alınan ‘pozisyonlarınızı’ bugün ‘yamuk’ bulsanız da, inkâr etmeye dönük her refleks, sadece kişisel bir tutarsızlık üretmez.

O -zayıf- davranış, aynı zamanda -eğer o kişi bir gazeteciyse- onun mesleğinin tarihsel kayıt işlevini de zedeler.

Kalemşorluğunuzla kelimeleri eğip bükmeye kalkışırsanız, böylesi her geri dönüş, mesleğin “tanıklık” sorumluluğunuzu da geçersiz kılar.

Dolayısıyla sorun sadece şimdi “ne söylendiği” değil, dünle ilgili “neyin silinmek istendiği”.

Biri, bu yüzden yeri gelir, “arşiv orada” deyiverir.

Çünkü silinen her iz, bireyin geçmişiyle birlikte kayda geçecek “tarihi de eksiltme” teşebbüsüdür.

“Tamamen duygusal olan şey” böylece kafalarda bir meraka dönüşür:

Şimdi unutmanın arkasına süpürülmek istenen ‘duygusallıklar’ neyin nesiydi peki?

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.