Suudi Arabistan’ın Finansal Çeşitlendirmesi ve Güvenlik Bağları

26 Eylül 2026

Önceki analizimde, jeopolitik dalgalanmaların alternatif takas ve ticaret altyapılarının doğuşunu nasıl tetiklediğini ele almıştım. Yine de takas altyapısını çeşitlendirmek ile fiziksel güvenliği çeşitlendirmeyi birbirinden ayırmak gerekir.

Kritik altyapılar doğrudan saldırıya uğradığında, anında askeri koruma sağlayabilecek ilişkiler her zaman öncelik kazanır.

Suudi Arabistan buna somut bir örnektir. 11 Eylül’den bu yana ülkenin kritik enerji tesisleri ve küresel petrol arzının yaklaşık %4 ila %5’ini taşıyan hayati Doğu-Batı Petrol Boru Hattı, Husi hareketi tarafından hedef alındı. Krallığın, petrolünü naklederken Hürmüz Boğazı’nı baypas etmek için kullandığı bu hat, saldırılar nedeniyle yaklaşık iki hafta boyunca devre dışı kaldı.

Saldırılar Suudi Arabistan’ın ihracatına anında yansıdı: Yanbu’daki yüklemeler durdu, Avrupa’ya gidecek bazı kargolar iptal edildi ve Riyad, petrol sevkiyatını doğudaki Körfez terminallerine yeniden yönlendirmek zorunda kaldı.

Bu olay, Suudi Arabistan’ın Washington ile köklü güvenlik ilişkisi göz önüne alındığında oldukça dikkat çekicidir. Ayrıca, Suudi enerji ihracatının dayandığı fiziksel altyapı güvenlik tehditlerine açık kalmaya devam ederken, dolardan uzaklaşıp finansal çeşitliliğe gitmenin getirdiği sonuçları da açıkça göstermektedir.

Finansal Esneklik Arayışı

mBridge projesi, Çin’in Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS) ile birlikte, Pekin’in ABD doları merkezli geleneksel ödeme ağlarına alternatif yaratma çabalarının bir parçasıdır.

Suudi Arabistan Merkez Bankası, mBridge projesine sınırlı bir “kavram kanıtlama” (deneme/test) sürecinde katılmış ve bu süreci geçen yıl 13 Mayıs’ta tamamlamıştı.

Riyad, Çin öncülüğündeki bu ödeme platformuyla yürüttüğü test çalışmasını 2025 yılında bitirmiş olmasına rağmen, mBridge Projesi’nde artık yer almadığını ancak Husilerin Doğu-Batı petrol boru hattına düzenlediği saldırılardan sonra kamuoyuna doğruladı. Kaynaklar da Suudi Arabistan Merkez Bankası’nın artık projede açıkça yer almak istemediğini belirtiyor.

mBridge önemlidir; çünkü dolar tabanlı takas sistemlerine alternatif geliştirme çabalarını temsil eder. Bu tür sistemler, ABD Başkanı Donald Trump’ın BRICS ülkelerini “Dolara alternatif ararsanız %100 gümrük vergisiyle karşılaşırsınız” diyerek tehdit etmesiyle ABD’nin sert tepkisini çekmişti. Zaten Beyaz Saray da son yıllarda Çin’in uluslararası finans alanında artan rolünden rahatsızlık duymaktadır.

Geçen hafta da belirttiğim gibi, jeopolitik dalgalanmalar devletleri dolara olan bağımlılıklarını azaltmaya teşvik ediyor. Suudi Arabistan’ın mBridge deneyimi bu sürecin net bir örneğidir; ancak aynı zamanda bu arayışın sınırlarını da göstermektedir.

Sınanan Güvenlik Garantisi

Suudi Arabistan’ın kritik boru hattının saldırıya uğradığı ve Riyad’ın mBridge’den çekildiğini duyurduğu aynı hafta, ABD yönetimi krallığa 24,3 milyar dolarlık F-35 satış paketinde ilerleme kaydedildiğini açıkladı.

Önerilen bu satış, “Amerikan askeri teknolojisinin en değerli unsurlarını Çin Komünist Partisi’nin erişimine açabilir” kaygısıyla Kongre’de mercek altına alındı. Birçok milletvekili, Riyad ile Çin arasındaki stratejik ortaklık nedeniyle bu hassas teknolojinin Çin’in eline geçmesinden endişe ediyor.

En yalın ifadeyle Suudi Arabistan, Washington’da rahatsızlık yaratan Çin liderliğindeki finansal sistemle arasına kamuoyu önünde mesafe koyarken; Washington da tam o anda Suudi Arabistan’ın fiziksel enerji altyapısını koruyan güvenlik ilişkisini pekiştirmektedir. F-35 paketinin Suudi Arabistan’ın mBridge ile bağlarını koparma şartına bağlı olup olmadığı belirsizliğini korusa da zamanlama, Washington’ın elindeki nüfuz mekanizmalarını anlamak açısından oldukça önemlidir.

ABD ile yürütülen güvenlik ilişkisi Çin konusundan bağımsız değildir. ABD’nin askeri imkânlarına erişim, Washington’ın Suudi Arabistan’ın jeopolitik yönelimini kontrol etmekte kullandığı bir araç olabilir.

İttifak ve Saldırılar

Suudi Arabistan yalnızca ABD’den silah satın alan bir müşteri değil; ABD’nin köklü bir güvenlik ortağıdır. Bu nedenle kritik enerji altyapısına yapılan saldırılar, bu ilişkiyi çok daha ağır bir teste tabi tutuyor: Suudi Arabistan gerçekten ihtiyaç duyduğunda bu güvenlik garantisi ne kadar işe yarıyor?

Husiler ve İran destekli güçler Suudi altyapısını hedef almaya başladığında Washington, istihbarat desteğinin ötesine geçmeyerek Riyad’ın doğrudan askeri müdahale taleplerini geri çevirdi. Bu durum, ABD-Suudi güvenlik ilişkisinin sınırlarını net bir şekilde gözler önüne serdi.

Yaşananlar, krallığın uluslararası ortaklıklarını çeşitlendirme isteğini güçlendirebilir; fakat kriz aynı zamanda Washington’dan uzaklaşmanın ne kadar zor olduğunu da kanıtlıyor. Zira şu anda hiçbir dış güç, ABD’nin sahip olduğu askeri kapasiteye, teknolojik ekosisteme ve Körfez güvenliğindeki köklü role sahip değildir.

Yine de Suudi Arabistan’ın güvenlik ortaklıklarını yayma konusundaki ilk adımları görülmektedir: İngiltere sınırlı düzeyde savunma amaçlı yakıt ikmali desteği sağlamayı kabul ederken, Fransa enerji altyapısının korunmasına yardım etmeyi değerlendirmektedir.

Çift Taraflı Bağımlılık

Finansal bağımlılıktan sıyrılmak ve çeşitliliğe gitmek nispeten daha kolaydır. Suudi Arabistan; deneysel sistemlere katılarak, alternatif ödeme kanalları ile takas para birimlerini kullanarak ve farklı ortaklarla ticaret yaparak zaman içinde finansal esneklik kazanabilir.

Diğer yandan güvenlik bağımlılığını çeşitlendirmek çok daha zordur. Gelişmiş savaş uçakları, hava savunma sistemleri, hedefleme teknolojileri, askeri lojistik ve ortak çalışma kabiliyeti; muadillerinin kurulması yıllar alan fiziksel güçlerdir.

Jeopolitik çalkantılar finansal çeşitlendirmeyi teşvik etse de kritik altyapılar savunmasız kaldığında güvenlik bağımlılığı anında bağlayıcı ve belirleyici hale gelir. Suudi Arabistan-ABD örneğinde bu bağımlılık, Riyad’ın finansal ilişkilerini ne ölçüde çeşitlendirebileceğini de sınırlandırmaktadır.

Washington İçin İkilem

Bu durum Washington açısından bir ikilem yaratmaktadır. Suudi Arabistan dolara olan finansal bağımlılığını azaltmaya çalışsa bile; bel bağladığı güvenlik imkânlarının ikame edilmesi çok zor olduğu için ABD ülkedeki nüfuzunu koruyabilir. F-35 paketi bu ilişkinin derinliğini açıkça göstermektedir: Gelişmiş ABD askeri teknolojisine erişim, Suudi Arabistan’ın güvenlik mimarisinin temel sütunudur.

Ancak aynı ilişki, sınırları belirginleştiğinde çeşitlendirme için bir gerekçe de doğurabilir. Riyad yardım istediğinde Washington’ın doğrudan müdahale etmeme kararı, nasıl ki ekonomik ilişkilerde esneklik aranıyorsa, güvenlik alanında da alternatif ortaklıklar arama ihtiyacını pekiştirebilir.

Suudi Arabistan gerçekten ihtiyaç duyduğunda ABD’nin desteği ne kadar yetersiz kalırsa, Riyad alternatif aramak için o kadar haklı gerekçeye sahip olur. Ve eğer Riyad güvenlik ilişkilerini çeşitlendirebileceğine olan inancını artırırsa, dolardan uzaklaşma konusunda da eli o kadar güçlenir.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.